The first 135 lines.
Affedersiniz. Yol açın. Acil durum! Çekilin!
Rach!
Demek oradasın!
Merhaba.
Ee, Çin nasıldı, söylesene.
Harikaydı. Ne oldu?
-Ne? -Alnın kanıyor.
Öyle mi? Evet, kanıyor. Beni boş ver, sen doğudan geldin.
Hadi, her şeyi duymak istiyorum. Her şeyi.
Nereden başlayayım? Bu Julie. Julie, bu da Rachel.
Merhaba.
Bunlar
Sana değil.
Sana! Ülkemize hoş geldin.
Teşekkür ederim. Ben New Yorkluyum.
Sorun değil, kanamayı durdurmak için kullanırız.
-Bagajları alacaksınız değil mi? -Evet.
-İnanmıyorum! -Ciddiyim. Havaalanına gitti.
-Ross'la deneme kararı aldı. -İnanmıyorum! Muazzam bir şey.
Muazzamdan da büyük. Muazzamdan daha büyük ne var?
-Bu olay mı? -Evet.
-Saçlarınızı kestirmişsiniz. -Evet, Vidal Buffay sayesinde.
Çünkü siz iyi görünmezseniz, biz de iyi görünmeyiz.
O sese bayılıyorum.
Havaalanı. Ross. Yalnız değil. Julie.
Kolunu boynuna dolamış.
Kramp, kramp.
Galiba bir şey anlatmaya çalışıyor.
Çabuk, fiilleri getirin.
Sen, sen! Benden hoşlandığını söyledin!
Sen, sen...
Ne kadar uyuşuksunuz!
Önemli değil Rach, bavulları biz aldık. Merhaba.
Julie bu kardeşim Monica. Bu Chandler. Phoebe, merhaba. Joey.
-Arkadaşlar, bu Julie. -Julie.
Merhaba.
Merhaba. Ama burada değilim, benimle tanışmadınız.
20 saatlik taksi ve uçak yorgunluğum...
...geçince daha iyi bir izlenim yaratırım.
-Ve otobüs. -Evet ya!
-Bağıran adam. -Ve tüküren.
-Anlatsın da dinleyin. -Bir otobüse bindik.
-Rahat 200 yıllık vardır. -En az 200.
-Ve bu adam -Tavuk Julie'nin kucağına pislemiş.
Çok özür dilerim. Sonunu söylemiş oldum değil mi?
Bu hikâyeyi takside dinledim de, hiç aklımdan çıkmıyor.
Müthiş bir şey. Nasıl oldu bu?
Yüksek lisans yaparken tanışmıştık.
Ama o zamandan beri görüşmedik.
Çin'e inince, bilin bakalım kazıdan kim sorumluydu?
Julie!
Ne güzel değil mi?
Hayalarına tekme atayım, ensene tüküreyim kadar güzel bir şey.
Bu bir deyimdir de.
Size bir merhaba diyelim istedik, sonra bebeği görmeye gideceğiz.
Sonra uyuruz.
Bizim zamanımıza göre saat yarın akşam altı oluyor.
Ama neler olacağını söylemeyin, sürpriz olsun.
-Güle güle. -Hoşça kalın.
Merhaba Rach, bir kahve alabilir miyim?
-Tabii. -Merhaba Rach, bir kahve
-Onunla konuştun mu? -Daha değil.
O zaman alamazsın.
Ne oldu Çin'de sana böyle? Giderken deli gibi âşıktın ona
Biliyorum ama içimden bir ses sürekli...
..."bu iş olmayacak, unut artık "...
...diyordu. O ses kimindi biliyor musun?
-Tanrı'nın mı? -Senindi dostum.
Belki Tanrı beni taklit ediyordu.
Haklıydın. Beni arkadaşı olarak görüyor, başka bir şey değil.
Ama sonra Julie'yle karşılaştım. Çok iyi vakit geçiriyoruz.
Sen olmasaydın, Julie'yle asla beraber olmazdım.
Bana borçlandın koca adam.
-Buyur limonatanı. -Ben limonata söylemedim.
O zaman geri ver çünkü parasını alacaklar.
-Ama -Hadi, hadi yürü.
-Ne öğrendin? -Dedi ki...
Çok iyi vakit geçirdiklerini söyledi. Üzgünüm.
Ne?
Ama bir umut ışığı görmek istersen bu kararı tek başına vermiş.
-Dışarıdan yardım falan almadan. -Bu nasıl umut ışığı oluyor peki?
Gerçekten görmek istemen lazım.
Kaderin cilvesine bak, bu adamlar beden dersinde sonuncuymuş.
Pheebs, ne düşünüyorum biliyor musun?
Tamam.
Son seks yaptığından beri çok uzun zaman geçti.
Değiştirdiler mi diye düşünüyorsun.
Hayır. Ama artık onu düşünüyorum.
-Peki ne düşünüyordun? -Bizimkilerin saçını...
...çok güzel kesmişsin. Belki benimkini de kesersin diyordum.
Hayır.
Neden?
Çünkü hastalık derecesinde titiz ve...
...inanılmaz derecede kontrol delisiyim.
-Hiç de değilsin. -Onu biliyorum da, sen öylesin.
Seni kırmak istemedim.
Alo?
Merhaba. Bir saniye.
Ross, Julie arıyor.
Alo? Merhaba.
Merhaba. İyi bir terzi tanıyan var mı?
-Giysilerini mi daralttıracaksın? -Hayır.
Üstüme tebeşirle bir şeyler çizecek birini arıyorum da.
Frankie'ye gitsene. Ailemdekiler yıllardır ona gider.
15 yaşımdayken ilk takımımı dikmişti.
Hayır, 16.
Yo, pardon 15.
1990 ne zamandı ya?
Bir engelle karşılaştığında kulak pamuğunu daha ileri itme!
Tamam sevgilim, görüşürüz.
Oldu, hoşça kal.
Ay, ne tatlısın.
Hayır, sen kapat. Hayır, sen
Peki, oldu. 1, 2, 3.
Sen kapatmadın ama.
-O da kapatmamış. -O da kapatmadı.
Tamam, hayır. Hayır, sen kapat.
Sen! Sen! Sen!
Pardon, bana diyorsun sandım.
Rachel!
-Tekrar ararım. -İyi.
Tamam, tamam. Bu başıma nasıl geldi? Nasıl?
Bir hafta önce, iki hafta önce iyiydim. Ross, sadece Ross'tu.
Ama şimdi birden Ross oldu.
Harika biri ama ona sahip olamıyorum.
Tatlım, ben de ona sahip olmanı istiyordum.
Biliyorum.
Üstesinden gelmek zorundayım, mecburum.
Buradan gitmeliyim.
Ne derseniz deyin, bu kızın bir sıkıntısı var.
Galiba 16 yaşımdaydım.
-Lütfen, biraz arkadan al bari. -Hâlâ hayır diyorum.
Günaydın.
Biraz gözlerinizi kapatır mısınız?
Hayır, hayır, bir daha yemezler.
No comments yet. Be the first to leave one.