The first 200 lines.
Cidden ama. Geldiğiniz için sağ olun.
Açıkçası, zevktir.
Evet ama bedava yemek diye bir şey yok.
- Var mı June? - Leo.
- Tamam mı? - Ben...
İşten eve dönerken ona özet geçtim.
Yok, ilginç geldi.
Peki. Senin adam.
Hadi.
Kim demiş Rioja ve nöropsikiyatri karışmaz diye?
Sağ ol. Erkek, değil mi?
Kazadan sonra kendine geliyor ve...
Hiçbir şey hatırlamadığını iddia ediyor.
Daireye girdikten hastanede kendine gelene kadar olan hiçbir şeyi
hatırlamıyor.
Ve sonra, tahmin edeyim, hatırlayıp her şeyi itiraf ediyor.
Evet ama anlayabildiğim kadarıyla bu, nörolojik olarak karmaşık bir şey.
Hipokampus,
beynin hatırları saklayıp anımsadığımız parçası
küçük bir bakla şeklindedir.
Bakla mı?
Evet, bakla ve travmanın ardından küçülür
ve hafızanın geri gelmesini zorlaştırır.
Peki, Errol'ın hafızası ayrıntılı bir itirafta bulunacak kadar
nasıl geri geldi?
Onu geceleri uyutmayan şey bu demiştim sana.
Peki.
Hatırlarımızın güvenilir şeyler olduğunu düşünürüz,
geçmişimizin video kasetleri gibi
ama onları yağlı boya tablo gibi görmek daha doğrudur.
Geri gidersin. Yeniden boyarsın, katman katman
ve başkaları da öyle yapar.
Yani başkaları bir anlamda hatıralarını kurgulayabilir mi?
Evet. Podcast'imde hepsi var.
Bana abartılı geldi.
Cidden mi June? Peki.
Peki, bir ara laboratuvarıma uğrasana o zaman.
Bahse varım hafızana girebilirim.
Seni eski dost olduğumuza inandırırım.
Belki ninenin ağaç evinde öpüşmüşüzdür.
Ninemin ağaç evi yok.
Emin misin? Ya sana bir fotoğraf göstersem?
Bak, konu şu, bir hatıra yeninden boyanınca...
HAFTANIN YILDIZI
...sadece en son hâline erişebilirsin.
Orijinaline değil.
HAFTANIN YILDIZI TEBRİKLER
Travma yeterince büyükse
insanlar kendi zihinlerindeki içeriğe erişemez.
Yani "Birinin Errol'ın zihnine sahte bir hatıra yerleştirmiş olması mümkün mü?"
Evet. Teorik olarak.
Sandığından daha kolay.
Senden hoşlandı.
Ben de ondan.
- Yok. Öyle hoşlandı. - Ne?
Çok eski tarzsın.
Ne demeye çalıştığını anladım. Gururum okşandı aslında.
- Dedektifsin sanıyordum. - Sus.
Evet, çok etkilendi. Zevkli kadın ama.
June.
Bana açılabilirsin, tamam mı?
Ben hep yanındayım. Öyle görünmese bile.
Biliyorum.
GÖZETİM ALTINDAKİ MET POLİS MEMURLARININ SAYISI ARTIYOR
BK POLİS TEŞKİLATLARINDAKİ ARTAN AŞIRI SAĞ KÜLTÜRÜ
MET POLİS MEMURUNUN KOVULMASI İÇİN SORUŞTURULMASI ÇAĞRISI
DÖVÜŞ BİRLİĞİ'YLE SUÇ ORTAKLIĞI SORULARI DEVAM EDİYOR
ZİYARET SALONU
Biraz seni düşündüm.
Öyle mi?
Sen de beni düşündün mü... biraz?
- Clive. - Evet?
Bir soru sorabilir miyim?
Ama bunun aramızda sır olarak kalması gerek.
Peki.
Dövüş Ligi.
Ergenlik çağında katıldın, değil mi?
Sana birkaç resim göstereceğim
ve bana aralarından
o organizasyona üye olan var mıydı söylemeni istiyorum.
Anladın mı?
Polis.
- Nedir bu? - Sadece söyle.
Hayır.
Emin misin?
Hayır. İmkânsız.
En azından ben hiç görmedim.
Ya bunu?
Ya da bunu?
Bu adamı tanıyorsun.
Evet.
Tony'yi hepimiz tanıyoruz.
Tony Gilfoyle.
Ben DÇ June Lenker. Dalston Yolu SAD'dan.
Şu kutuyu alabilir misin hayatım?
Evet. Rahatsız ettiğim için üzgünüm.
Yardımınız için sağ olun ama biraz çetrefilli bir iş.
- Şunu da. - Bu...
Sürmekte olan bir soruşturmada bir şahit adınızı verdi.
Onu şunun üstüne koyar mısın? Benim tekerlekli sandalyeyi koymam lazım.
Bakın, bir iddiaya göre
siyasi bir organizasyona üyeymişsiniz...
...ve bildiğiniz gibi görevdeki polis memurlarının
siyasi örgütlere üye olması yasaktır ama bu, Dövüş Ligi'ydi.
Bir neo-Nazi grubu. Nesil adıyla da biliniyor.
O gruba hiç üye oldunuz mu?
Dalston Yolu'nda başta hâlâ Roy Chambers mı var?
Onu arayayım, olur mu?
Errol Mathis'in itirafından bahsedin.
İşte geldi.
Söyleyin ve sonra duyduklarımı unutayım.
Zorbanın teki olduğunu duymuştum.
Bak, zorbaların olayı şu,
sevgili annem derdi ki... karşılarında geri adım atamazsın.
Gözlerinin içine bakıp defolup gitmelerini söylemelisin.
Baksana.
Ne düşündüğün umurumda bile değil, tamam mı? Hoşça kal.
- Evet, alo. - Selam ahbap. Dinle.
Durum iyi değil.
Siktir. Buralardaydı. Tony'ye gitti. Kadın...
Hadi. Yürü.
Patron, kadın bize taktı.
Sen olaya nasıl dâhil oldun?
Adam hasta, değil mi? Bunu hak etmiyor. Onca zamandır çalıştıktan sonra.
Kim, ben hallederim. Ciddiyim.
Tony arkamızı kolladı.
Bence harekete geçmemizi hak ediyor.
Hep böyle yapıyorsunuz, sen ve Tony.
Birbirinizi gaza getiriyorsunuz.
Selam, evet.
İşte o.
Sorun ne o zaman?
Sorun yok. Bir daire bulmaya geldim.
Bir arkadaşım için başlangıç evi. Patrick adlı biri.
Bu, depozitoya yeter bence.
- Yarın olur mu? - Evet.
Hegarty'yi geçen hafta buraya giderken çektim.
Öncesinde bir ATM'ye gidip yüklü miktarda para çekti.
Siktir. Sonya, onu takip mi ediyorsunuz?
Neden korkuyorsun?
- Bir meslektaşımı takip edemem. - Ama bu bizi durdurmaz, değil mi?
Ya Tony Gilfoyle?
- Bence bizim... - Bak, Hegarty şüpheli biri.
İkimiz de biliyoruz. Neden şoförlük yapıyor?
O kadar ekstra parayı ne yapacak? Nihayet bir şey bulduk.
Ne? Bir halı mağazasına mı gitti?
Halı değil uyuşturucu June.
Başında Miras Mansur adlı bir adam var.
Torbacılar. Aslında toptan satıyorlar. Büyük miktarda eroin.
Ve Hegarty düzenli müşterileri.
İşe dönmem lazım.
Görmek istemiyorsun.
Ya ona şantaj yapıyorlar
ya da yan işi uyuşturucu satmak.
Kendin söyledin June. Bu adam her şeyi yapabilir.
Gel de al.
- Bir şeker ver. - Bana da.
Başlıyoruz.
Bu genç. Çok garip çocuk.
İğrenç, dostum.
Ağzın öyle asıl.
Kardeş, dişlerini hiç fırçalamıyorsun.
Sanki sen tatlı...
Polis.
- Eller insin. - Yapın.
Sırt çantalarını çıkarın. Arkanızı dönün.
Bu da ne?
Bu ne?
- Siktir. - Benim değil.
Öylesine çantandaydı demek.
Tamam. Siz ikiniz gidebilirsiniz.
- Yürü. - Yürü.
Jacob? Yedi numaramız nerede? Jacob?
Jacob, yerinde olsam onu kaldırırdım.
- Olay ne? - Harpes Yolu'ndan aldık.
Çizginin arkasına geç.
- Suçu ne? - Satma amaçlı bulundurma.
Tamam.
Tamam.
Adın lütfen.
Jacob Taylor.
Bir adım ileri gel.
Aramak istediğin üç kişinin isim ve numaralarını yaz.
Telefonunu kullanabilirsin.
Çabuk ol.
Tamam.
Hadi, anne.
Aradığınız numaraya ulaşılamıyor.
Lütfen daha sonra deneyin.
Aradığınız numaraya ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra deneyin.
Arayabileceğin başkası var mı?
Telefonum nerede? Nerede? Tanrım.
Nerede bu?
- Alo. - Nine, tutuklandım.
- Ne? - Gelip beni alır mısın lütfen?
Nereye hayatım? Nereye?
Karakola.
Adresi ver. Geliyorum. Seni almaya geliyorum.
- Artık gidebilir miyim? - Geri çekil.
Jacob, seni tutuklayacağımın farkında mısın?
No comments yet. Be the first to leave one.