The first 200 lines.
Abigail.
'Seninle birlikte yaptım!'
Abigail?
Abigail.
Abigail! Abigail!
Çeviri: Henok İyi Seyirler, sağlıklı günler
Sakın söyleme.
Ne diyorsun?
Bu iş benim için çok fazla.
Gitmeyeceğim.
Erken kalkman gerektiğini söylemiştin.
Ben iyiyim, kesinlikle.
Hangi gün olduğunu biliyorum, aşkım.
Nasıl oldu da hepimiz oraya sıkıştık?
Aşağıda görüşürüz.
Ağır yük taşıtı.
Harika. Tam günümdeyim bugün.
Karavan...
Lütfen siktirip gider misin?
Petrol tankeri...
Ah, Dr Robertson! Tavsiyenize ihtiyacım var.
Bir ara gece vardiyaları hakkında sizinle konuşabilir miyim?
Şimdi değil Addy, teşekkürler.
Günaydın, Constance. Başlayalım.
Şunlara bir göz atmanı istiyorum.
Bugün çok iddialısın.
Tam da Helen Mirren gibi.
Oldukça seksi.
O geceye ait her şeyi hatırlamaya çalışmalısın.
Hava durumu raporlarına bakıyordum.
Fırtına oldukça şiddetliymiş.
Yağmur, kuvvetli rüzgârlarla köprüden savruluyordu.
Ne kadar önemsiz göründüğüne aldırmadan söyle.
Bu ne?
Yine kusmayacaksın, değil mi?
Baş dedektif Tennison'ın bunu yapacağını sanmıyorum.
Hâlâ anlamıyorsun, değil mi?
Şu durumda alternatiflerin alabildiğine acımasız görünüyor.
Ömür boyu hapis ya da psikiyatri hastanesinde yaşam.
İyi uyuyamadın mı?
- Çok asabi görünüyorsun. - Pekâlâ.
Bir şey daha var. Üç yıl önce antidepresan kullanmaya başladığını görüyorum.
Sonrasında da saç dökülmesi için kortikosteroid ve yoğun anksiyete
ve uykusuzluk için de lorapezam verilmiş. Doğru mu?
Öyle diyorsan doğrudur.
Saç dökülmesinin stresten kaynaklanabileceğini biliyor musun?
Ya da şoktan.
Olabilir mi?
Bir şey mi oldu?
- Önce küçük bir soru. - Buyur sor.
Kenneth Baines kim?
Tamam.
Ness'e geri dönelim.
Ne bilmek istiyorsun?
Seks yapmış mıyız?
Bunu gördüğüme çok sevindim.
Bu çok önemli tatlım...
sağlıklı bir seks yaşamı.
Evet. Bunu kim kullanacak ki?
Tanrı biliyor ya, gevşek davranıyorum.
Baban ve ben şu günlerde bunu neredeyse hiç yapmıyoruz.
Belki iki haftada bir.
Sorun değil, ben bakarım.
Merhaba! Sizi görmek çok güzel!
Ne haber? İçeri gelin, gelin.
Sen iyi misin?
İyi misin? Sorun ne?
Gitti, Leah bizi terk etti.
Ne? Hasiktir!
Hayatım, neden yukarı çıkmıyorsun? Annie yukarıda.
- Tatlım, git hadi. -Connie?
Sorun yok anne.
Ne olmuş?
Perişan vaziyette olduğunu söylüyor.
O uğursuz her zaman perişan hâldedir.
Canım, her şey yolunda.
üzgünüm.
Üzgünüm. Geçti, tamam.
Kimsenin akşam yemeğine ve partilere davet etmeyeceği
bekâr insanlardan biri olacağım.
Biz davet ederiz seni.
Her gece bizimle yemek yiyebilirsin.
Sevimsiz biri miyim?
Ness, hayır, salaklaşma, elbette ki sevimsiz değilsin.
Connie! Connie!
Neden gelmiyor?
- Kim? Ness mi? - Hayır, annem. Nerede acaba?
Onu görmem lazım. Onsuz kendimi tökezlemiş gibi hissdiyorum.
Bu endişenle başa çıkman için sana bir şey vereceğim.
Otur, sana biraz su getireyim.
Bunu nereden aldın?
Bu benim.
O buz gibi soğuk zırhının altında oldukça öfkeli olduğunu düşünüyorum.
- Neden bu kadar öfkelisin? - Beni tanıyormuşsun gibi konuşma.
- Beni tanımıyorsun. - Tanımıyor muyum?
Perşembe günü yemekte berbat durumda olduğunu biliyorum.
Ve Ocado marketten camerasız kötü bir ürün sipariş ettiğinizi biliyorum.
Si Hubby'nin gideceği bir orkestra çalışması olduğunu biliyorum.
Böylelikle olgun pornolara çaktırmadan keman teliyle dokunabilirsin.
Telefondaki bildirimlerini gizle, Ems. Liseli kız hataları bunlar.
- Çok huysuz biri olabiliyorsun, Connie. - Aa, demek "huysuz"um ha?
Afedersin, cilam dökülmüş.
Sence de kadınların arkadaşlıklarında,
bütün hikâyeler anlatılıp sırlar paylaşıldıktan sonra kardeşler
arasındakine benzer bir tahrişin gelişmesi kaçınılmaz mıdır?
Ben senin kızkardeşin ya da arkadaşın değilim.
Ben senin adli psikiyatrınım.
Ve şunu da unutmayalım,
arabayı nehre doğru süren ben değilim...
Yine de istedin, değil mi?
- Arkada çocuklar varken. - Hayır!
Böyle olmadı amına koyayım!
Öyleyse ne oldu Connie? Bekliyorum.
İşte...
Sinirli olduğunu biliyordum.
Emma?
Emma Davies?!
Oh, aman Tanrım - Dougie Thompson!
Şu kızı bir yerden tanıyorum ya dedim!
- Buralarda mı oturuyorsun? - Evet, Em. Harika görünüyorsun!
Biraz fazla kilom vardı ve...
Gazetede adını gördüm. Şu dava üzerinde çalışıyormuşsun.
Evet, ama ismimi hiç yazmamalıydılar.
- Harika bir iş yapıyorsun. - Bundan pek emin değilim.
Esasında bir fark yaratıyorsun.
Her durumda başarıılı olursun sen.
Annen bir keresinde benim için ziyadesiyle iyi olduğunu söylemişti.
Aman tanrım. Annem ırkçı bir narsistti.
- Hâlâ o eski topluluğu görüyorum. - Ciddi misin?
Evet evet. Jim, Pete, Sally.
- Sally P? Oh! Nasılmış o? - Harika.
Cuma günü The Bell'de doğum günü partisi veriyor.
Sen de gelmelisin. Seni gördüğüm halde söylemesem beni öldürürdü.
-Nasılsın Dougie? - Ben mi? İyiyim, iyi.
Evet, evli, ipotekli, çocuklu. İş güç. Bildiğin şeyler. Peki ya sen?
Evet.
Kaç çocuk?
Aslında tek çocuk.
Mantıklı. Kız mı erkek mi?
Kız. Kız
Kaç yaşında.
O...
Aslında yedi yaşında.
- Peki buralarda mı? - Hayır, burada değil...
Gitmem gerekiyor, Dougie.
Tamam, tamam. Facebook kullanıyor musun?
- Hayır, kullanmıyorum. - Bak, benim de gitmem gerekiyor.
- Çık gel! - Pekâlâ, geleceğim.
Gel ama.
- Sally'e söylemek için sabırsızlanıyorum. - Hoşça kal Dougie.
Güle güle... Emma Davies.
Önceki seansımızda...
verdiğim tepki için çok üzgünüm.
Hastaların anlaması genellikle zor olabiliyor ama...
bağlantı hattı sürekli açık tutulmalıdır.
Bu profesyonel bir ilişki.
Çok çabalıyorsun, değil mi Doktor?
Her şeyi doğru yapmak için.
Her şeyi yerli yerinde tutmak için.
Ama sen de benim kadar iyi biliyorsun ki hayat karmakarışık işlerle doludur.
Peki...
Karl, Ness'e karşı beslediğin hislerini öğrendi mi?
Sorular, sorular, sorular.
Benim içim bu, soru sormak.
Öğrendi mi?
Bunu yaapmaya mecbur değilsin, Connie.
İstiyorum.
İstemiyor musun?
Bilmiyorum.
Ne oldu?
Gerçekten bilmiyorum. Ben sadece...
kendimi şey gibi hissediyorum...
Ne gibi?
Sanki sana yıllar evvel âşık olmuşum gibi hissediyorum
çünkü sen hayat doluydun.
Büyük hayalleri olan,
enerjiyle dolup taşan, çılgın sanatçı.
Vay canına!
Cümlelerinde geçmiş zaman kip kullandığını görüyorum!
Evet, öyle.
Bazen kanatlarını kırpmışım gibi hissediyorum.
Öyle bir şey yapmadın, Karl. Benim...
Benim biraz büyümem gerekiyordu.
Artık yaşamıyormuşuz gibi hissetmiyor musun sen de?
Sadece otomatiğe bağlanmış gibi yapılması gerekeni yaptığımızı?
Belki de antidepresanlardandır.
Sanırım beni biraz hissizleştiriyorlar.
Evet, hissizlik, bunu fark ediyorum.
Tekrar canlı hissetmek istemez misin?
Bir ilişkin mi var?
Hayır, bir ilişkim yok.
Ama başka insanlarla olmaktan keyif alıyorsun, değil mi?
Sen almıyor musun?
Evet.
Şimdi sen söyle.
Evet.
Pekâlâ...
Yani bu konuyla alakalı kendimizi hırpalamamıza gerek yok.
15 yıl birliktelikten sonra, bu doğal bir durum.
Çok zeki, çok akıllısın.
No comments yet. Be the first to leave one.