Georgetown

Georgetown

Download Turkish Subtitle

Release info

Georgetown 2019 1080p WEB-DL DD5 1 H 264-EVO
A Commentary by sub.Trader

Tags

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
1080
Published on: 2022-03-12
Downloads: 19
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Bu hikâyenin hiçbir şekilde gerçek olduğu iddia edilemez.

Ama her şeye rağmen, gerçek olaylardan esinlenmiştir.

GEORGETOWN'DA KABUS GIBI EVLILIK

Demek ilk defa geliyorsun?

-Sen? -Tecrübeliyim.

Daha önce iki akşam yemeği ve bir kokteylim var.

Ve?

Tarif etmesi zor.

Her zaman hatırlanmaya değer.

Eleanor Price. Reuters'danım.

Ted Parsons.

Daha önce demeliydiniz. Kutlarım.

Evet, öyle.

Teşekkürler.

Sizin için çok önemli bir gece.

Öyle.

Çok mutlu olmalısınız.

Aslında, çok rahatladım.

Ve minnettarım.

Bunu nasıl yaptı?

Hiçbir fikrim yok.

Sen Mott'u nereden tanıyorsun?

Georgetown'daki herkes Ulrich'i tanır.

Elçilikte kendini vazgeçilmez kıldı.

Hayır, vazgeçilmez doğru kelime değil.

Görmezden gelmesi imkânsız.

Blackberry'si olan Arabistanlı Lawrence olduğunu düşün.

Geçen sefer burada Scalia'nın yanına oturmuştum.

Düğünlerinde görevliydi. Bunu hayal edebiliyor musun?

-Eşiyle tanıştın mı? -Evli olduğunu bilmiyordum.

Tabii ki, evli. Burası eşinin evi.

Elsa nerede?

Davetiye Savunma Bakanlığı'na geldi. Beni gönderdiler.

Onu daha önce hiç duymadım. Olayı nedir?

Emin değilim. Görünüşe göre mucizeler yaratıyor.

Ben de birkaç sefer karşılaştım.

-Irak masallarını duydun mu? -Hayır.

Bize iki yıldan uzun bir süre bölgeden raporlar gönderdi.

Onları istememiştik bile.

Görebileceğin en manyak şeylerdi.

En sonunda, "Siz delisiniz. Saçma planlarınızı alın,

kıçınıza sokun." demek zorunda kaldım.

Diplomatik bir dille, tabii ki.

Bana, "Bunu Alman İstihbaratı'nın başına söylemezsin." dediler.

Ben de, "Sanırım, söyledim bile." dedim.

Yani, hadi ama.

Eğer basit bir memurun arabasının arka koltuğuna,

birinin bir yerdeki otel odasına

dinleme cihazı yerleştirmekten konuşuyorsanız, tamam.

Ama konu Madeleine Albright'ın odası.

Hadi ama. Saçmalamayın.

Sonra, bilirsiniz, eve döndüm.

Bütün gece düşündüm.

Ertesi gün, aradılar, teklif yaptılar…

Dediler ki. Reddedemeyeceğin bir teklif.

Ne oldu?

Bir dahaki sefer, Madeleine Albright'In odasındayken

özel konulardan bahsetmemenizi tavsiye ederim.

Sizleri buraya alayım?

Teşekkürler.

Affedersin. Ürkütmek istemedim.

Ürkütmedin.

Genelde yemekten önce kısa bir uyku çeker. Onu uyandırmaya geldim.

Affedersin.

Tabii ki, bir yemek şirketi tutabilir ama her şeyi kendi yapar.

Biliyorum.

Geç katıldığım için üzgünüm. Merhaba.

Ulrich erken uyandıracağına söz vermişti.

Evet.

Dinlenirsiniz diye düşündüm, hanımefendi.

Beni nasıl da şımartıyor, gördünüz mü?

Kokteylleri kaçırmayı sevmem, bilirsiniz.

Peki, seni affediyoruz.

Eğer arayı kapatmak istiyorsan.

Peki, her şeyden önce…

Ulrich ve muhteşem başarısına.

Hayır, hayır. Ben sadece karışık bir oyunun

parçalarından biriydim. Gerçekten…

Dinle, kadehi ben kaldırdım.

Affedersiniz.

O kadına ve özgürlüğüne.

Ve bunu bizimle kutlayan hepinize.

Şerefe.

-Şerefe. -Şerefe.

Şerefe.

Isınmış bu.

Şimdi, hepimiz açız. Çorbaları doldur.

Evet, bu doğru.

Çalışanlarımızdan biri İran'da tutuklandı.

Çok hoş bir kadın. Evli.

Kızı anaokuluna yeni başladı.

Ondan birkaç gün haber alamadık

ve sonra haberler geldi.

Onu yakalayıp casusluk suçlamasıyla tutuklamışlar.

-Casus muydu? -Hayır.

Biz araştırma şirketiyiz. O da ekonomist.

Saçmalıktı. Neyse, Dışişleri Bakanlığı, siz elinizi sürmediniz.

Irak'ı dönüştürmekle çok meşguldünüz.

Orada kimseyle iletişime geçemedik.

Tümüyle çaresizdik, umutsuz.

O sırada…

Sağ ol, Mott.

O sırada, bu zavallı kadın

Tahran'da bir hücrede çürüyordu.

Sonra bir arkadaşım,

eski bir büyükelçi,

beni meşhur ev sahibimize gönderdi.

Tanrı aşkına, Ted!

Bir dakika uzak durdum, hemen utandırmaya başladın.

Hayır, Ulrich. Bırak da bitirsin.

Neyse, tanıştık ve ilgileneceğini söyledi.

Hayır, hayır. Bir göz atarım dedim.

Ve?

Ve…

on gün sonra, onu saldılar.

Bunu o yaptı.

-Bunu Mott yaptı. -Nasıl?

Bana hâlâ söylemedi.

Bir sihirbazdan hilelerini söylemesini bekleyemezsin.

-Hadi ama. -Hayır, hayır. Bay Mott…

Hayır, hayır. Yeter. Bu yeter.

-Lütfen, oturun. -Ne?

Umarım, durumu iyidir.

Yapamıyorum. Yapamam. Daha fazla dinleyemeyeceğim.

Yemeğin ortasındayız.

Yemek umrumda değil.

Bir davet olduğunu bile bilmiyordum.

Buraya seni görmeye geldim, anne.

Beraber vakit geçirmek istemiştin.

Artık hiç yapamıyoruz.

Ne zaman gelsem, konu hep o…

kutlamaları, aptal hikâyeleri.

Muhteşem bir şey yaptı.

Evet, tabii.

Nobel aldığı zaman haber verirsin.

-Stockholm'de görüşürüz. -Bu çocukça.

Onca şeyden sonra hâlâ evinde,

hâlâ paranı harcayabiliyor.

O benim kocam. Burası bizim evimiz.

Evet, biliyorum. Biliyorum.

Bay Moth…

Beni cezalandırıyorsun.

Cezalandırmak mı?

Bak,

ne gerekirse yaparım, tamam mı?

Başkente geri taşınırım. Gerekirse… bunu yaparım.

Burada ders veririm, tamam mı? Sen de Boston'a gelebilirsin.

Sana yardım etmek için her şeyi yaparım, ama lütfen,

lütfen buna bir son ver.

Anlamıyorsun.

Bizimle olmak istemiyorsan git.

Bunu sabah yapamaz mısın?

Tabii ki, yaparım. Birazını toplayacağım sadece.

Ama o zaman gece ikiye kadar uyumayacaksın ve yukarı çıkarken beni uyandıracaksın.

Partimizden sonra ortalığı toparlamam seni rahatsız ettiyse üzgünüm.

"Partimiz mi?" Senden başka konuşabilen olsaydı belki.

Sorun Amanda, değil mi?

Seni bu hâle o soktu.

O suratsız kevaşeyi neden davet ediyorsun, anlayamıyorum.

Sakın kızım hakkında öyle konuşayım deme

ve sakın evimde sigara içmeye kalkma.

Beren güzelmiş, ahbap.

Alo?

O iyiydi.

İyi beslenirdi.

Kendinden memnundu.

Onunla en son ne zaman konuştunuz?

Dün gece evden çıkmadan.

Bu ne zamandı?

O yatmaya gidince, ben de gece yarısından sonra yürüyüşe çıktım.

Sıklıkla yaparım. Evde sevmez…

Evde sigara içmemi sevmezdi.

Sonra döndüm ve onu buldum.

Merdivenin başında.

911'i o zaman mı aradınız?

Evet.

Hemen aradım. Umdum ki yardım…

Eşiniz kaç yaşındaydı, Bay Mott?

91 yaşındaydı.

Şu an hepimiz cesur olmalıyız.

Partide aranızda biraz tatsızlık geçtiğini biliyorum.

-Gerçekten çok… -Onların hiçbir önemi yok artık.

Cenaze işlerini konuşmak ister misin?

Onun Arlington'da gömülmesini istediğimi biliyorsun.

Ben babamın yanında olmasını isterim.

Tabii.

Bence Arlington onun için daha anlamlı.

Neden?

Ama tabii ki, nasıl hissettiğini anlıyorum.

Başka şeyler de var.

Konuşmamız gereken.

Bu ev, annemin belgeleri ve mülkü.

Hepsi halledildi.

Çok yakında iletişime geçeceğim.

Gözyaşları ve hatıralar için zaman olacak,

söz veriyorum.

Ama şimdi önemli bir iş var.

Ne işi?

Senin anneni ve benim eşimi

öldüren adamı bulup adaleti sağlamak.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left