The first 200 lines.
Babanın dediğini yapmalıyız.
- Neyi? - Partiyi.
- Ne partisi? - Ayrılık partisi.
Hani baban hep diyor ya.
Çiftler bir araya geldiklerinde değil, ayrıldıklarında kutlama yapmalıdır, diye.
Ha, onu diyorsun.
Saçmalığın daniskası.
Bu ancak her iki taraf da...
...aynı fikirde olduğunda yapılabilecek bir şey.
Aynı fikirde mi?
Evet, iki insanın evlenmeye karar vermesi gibi...
...ama bunun tam tersi.
- Amaç da bu zaten. - Evet, öyle.
Her şeyi yoluna koymak için ayrılırlar.
Çünkü durumun bu şekilde sürdürülemeyeceğini bilirler.
Her iki taraf da buna ikna olmuştur.
Sen ikna oldun mu?
- Sen olmadın mı? - Olmadım.
Yani...
Oldum.
Ben de bu yüzden söyledim.
Bilemiyorum.
Sadece bir fikirdi.
Her zaman bunun bir film için iyi bir fikir olabileceğini düşünmüşümdür.
Bir film olarak harika olabilir.
Ama gerçek hayatta...
...bilemiyorum.
Yağmur yağmaya başladı.
- Duyuyor musun? - Hayır.
Fırtına çıkacak.
Harika, ihtiyacımız vardı.
Çeviri: Dikistutmaz iapetos | Letterboxd: moandor
- Aklından ne geçiyor? - Hiçbir şey. Ya senin?
Önce ben sordum.
Salona sığamayacağımızı düşünüyordum.
Evet, ben de onu düşünüyordum.
Sürekli böyle yaptığımız için arkadaşlarımızı davet edemiyoruz.
Haklısın, biraz daha özel olmalı.
Özellikle de canlı müzik olacaksa.
- Onları çağıracak mısın? - Kimleri?
Granada'daki arkadaşlarını.
Bilmiyorum. Uzun zamandır konuşmuyoruz.
Manu'yla son konuştuğumda durumu pek iyi değildi.
Konuşman için bir sebep daha işte. Hoşuna gidecektir.
Ayrıca ona ayrıldığımızı ama aramızın iyi olduğunu söyleyeceğim.
Partide çalmalarını isteyeceğimizi ve bunun harika olacağını da...
Bu fikre bayılacak, göreceksin.
Pekâlâ.
- Arıyorum o zaman? - Ara hadi.
Yani bu...
- Şaka değil, gerçekten yapıyoruz? - Elbette. Yapıyoruz.
Açmaz, bugün pazar.
Selam dostum, nasılsın?
Açacağını düşünmemiştim.
Süper.
Nasılsın diye bir arayayım dedim.
Evet, anladım.
Herkes aynı durumda şu an.
Evet, fena değil.
O da iyi.
Aslında, Ale ile ayrılıyoruz diye aramıştım.
Evet, yollarımızı ayırıyoruz.
Ayrılıyoruz.
Yo yo, şaka değil.
İkimiz de iyiyiz. Her şey yolunda.
Hayır, bu kararı birlikte aldık...
Hoparlörü açacağım.
O da yanımda.
Ne anlatıyor bu?
- Selam, Manu. Nasılsın? - Selam. Ne anlatıyor bu?
Yani doğru; ama o kadar da önemli değil.
Biz çok iyiyiz. O yüzden seni aradık.
Aynen öyle. Bu konuda endişelenme, tamam mı?
Bir parti vereceğimizi söylemek için aradık.
Aynen ve bu partiye sen de davetlisin.
Parti derken?
- Grupla birlikte gelip çalmanı istedik. - Grup mu kaldı?
15 yıldır çalmıyoruz. Robocop'tan bile daha paslıyız.
Bu, bizim için tekrar bir araya gelmeniz için bir şans.
- Aynen, bizim için. - Siz iyi misiniz lan?
- Harika bir fikir, değil mi? - Bence kafayı yemişsiniz.
Hiç de bile, harika bir fikir.
Düşünsene, grup tekrar bir araya gelmiş, aşkı ve dostluğu kutluyor.
Aşk mı? Ne diyorsun yahu? Kafanızı bir yere mi vurdunuz?
- Kafamızı mı? - Kafamıza darbe aldığımızı düşünüyor.
Kafayı yemişsiniz.
Hayır, hiç de bile. Gayet bilinçliyiz.
Şaka yapmıyoruz. Gelmelisin.
Bu ciddi bir şey. Bu tür şeyler hep aynı şekilde biter.
Ezelden beri birliktesiniz.
- Ezelden beri değil de bayağı oldu. - 14 yıldır.
14 yıl, amına koyayım.
Vay be, bu bambaşka bir seviye.
Kesinlikle, tam da bu yüzden kutluyoruz.
Gerçekten anlamıyorum.
Ama size saygı duyuyorum.
Benim için daima rehberlik ettiniz. Her zaman yanımdaydınız.
Sevgilimden ayrılmadan ve sürekli kavga etmeden önce...
...sizi her zaman kusursuz bir çift olarak görüyordum.
Aşkın efsaneleri gibiydiniz.
Pekâlâ, buraya kadarmış demek ki. Sanırım soktuğumun hayatı, böyle bir şey.
Bengi Dönüş 'müş, hadi oradan!
Siktiğimin Nietzsche'si.
- Öyleyse bu yapacağın anlamına mı geliyor? - Yapacak mısın?
Niye yapmayayım amına koyayım? Yapacağım!
- Harika, çok sağ ol. - Bir tanesin.
Teşekkürler çocuklar. Madrid'e geri dönüp çalmak...
...ve sizleri görmek harika olacak.
Ama sonrasında tekrar bir araya geleceksiniz. Buna ikna oldum.
Hayır, bu konuda kararlıyız. Ayrılıyoruz.
Yine de çok tatlısın.
Ama bu hiç de aceleyle aldığımız bir karar değil...
DVD'lerimizi buraya satabiliriz.
- Hangilerini? - Hepsini, izlemiyoruz ki.
- Karşılığında 10 Euro almak için mi? - Hiç değilse onlardan kurtulmuş oluruz.
- Hoşuna giden bir şey çıktı mı? - Evet, neredeyse bir çaydanlık alacaktım.
Kırılan gibi küçük ve güzel bir çaydanlık.
- Niye almadın o zaman? - Alsam ne olacak ki dedim.
Beğendiysen, ben sana alayım.
Bizim için bir anlamı olan bir yer olmalı.
- Evet, ama büyük de olmalı. - Çok da büyük olmasın.
Yeterince büyük.
Bir davetli listesi yapmalıyız. Zaten çoğu gelmeyecek.
Merhaba komşular!
- Merhaba, Dominique. Nasılsın? - İyiyim, çok iyiyim.
- Yaz tatiliniz nasıl geçti? - Muhteşemdi. Geri dönmek istemedik.
Ne güzel!
- Merhaba! - Merhaba!
Seni görmek çok güzel!
İkiniz de çok iyi görünüyorsunuz.
Şahane bir yaz tatili geçirdik.
Sizden ne haber?
- Niye onlara söylemedik ki? - Tatillerinden daha yeni dönmüşlerdi.
Öylece pat diye söylenmez.
- Onları da davet etmeli miyiz sence? - Evet, etmeliyiz diye düşünüyorum.
Nasıl karşılayacaklarını merak ediyorum.
Nasıl karşılamalarını bekliyorsun ki? Hayat böyle.
Bir önemi yok.
Hayat, onlar için birlikte olmaktan ibaret. Elli yıldır birlikteler.
Herkesten önce babana söylemeliyiz.
- Niye? - Bu onun fikriydi.
Ne olmuş yani? Onu davet edeceğimden bile emin değilim.
Gelmek zorunda.
Anneme söylemem lazım.
Onlara söyleriz; ama davet etmek zorunda değiliz.
Ailemizi davet etmeden böyle bir şeyi yapamayız.
Sanki bir şey saklamaya çalışıyormuşuz gibi görünür.
- Selam, dostum. - Nasılsın?
- İyiyim, sen? - İyidir.
İçeri gel. Sonra konuşuruz.
Dinle...
Bugün Ale ile başlayacaksın, tamam mı?
Sonrasında işe gitmesi gerekiyor.
Yukarıdayım!
Tamamdır.
Görüşürüz.
Selam, Ale.
- Selam, Simon, nasılsın? - İyiyim, ya sen?
İyiyim, iyiyim.
- İçecek bir şey ister misin? - Su yeterli olur.
Endişelenme.
- Ale, bir şey ister misin? - Hayır, kendime kahve yaptım, sağ ol.
Pekâlâ, başlamadan önce söylemek isterim ki bu son dersimiz olabilir, tamam mı?
Hiç değilse şu anki gibi olmayacak yani. İngilizce'de nasıl denir bilmiyorum.
- “Bu şekilde.” - “Bu şekilde”, evet.
Yani şimdilik, tamam mı? Alex'le benim bazı sorunlarımız var.
Dolayısıyla... bazı değişiklikler olacak.
Simon'a bunun muhtemelen son dersimiz olacağını söylüyordum.
- Bu şekildeki yani. - Evet, muhtemelen öyle olacak.
- Derslere devam etmek istiyorum. - Ben de istiyorum.
Ancak nerede olursak olalım her birimizde bunlar bulunacak.
Pek bir şey değişmeyecek.
Nerede yaşadığımıza da bağlı tabii. Burada bir taşla iki kuş vuruyor.
- Ayrılıyoruz, Simon. - Evet, ama aramız iyi.
Müşterek bir karar aldık.
Evet, müşterek aldığımız bir karardı. Hatta, bir de parti veriyoruz.
Evet, bir parti.
Sen de davetlisin.
Arkadaşlar falan geliyor.
- Güzel, değil mi? - Tamam, pekâlâ...
Dersime başlamalıyım...
Evet, sizi yalnız bırakayım. 45 dakika sonra dönerim.
- Görüşürüz. - Görüşürüz.
- Başlayalım mı? - Başlayalım. Eylül...
Dersi yarılamıştık.
Eee...
Parti olayı nedir? Parti mi vereceksiniz?
- Evet. - Öyle mi?
Parti vereceğiz, aynen.
Ayrılmak için?
- Evet, aynen öyle. - Doğru mu anlamışım?
Sana tuhaf geliyordur tabii, bana da öyle geliyor aslında.
Başka bir dilde anlatmak daha da tuhaflaştırıyor tabii; ama...
- Yani Bu son kararınız mı? Kesin mi? - Evet, karar verdik.
Evet, ikimizin ortak kararıydı bu.
- Evet, beraber karar aldık. - Siz...
- ...anlaştınız yani. - Anlaştık, evet.
Kesinlikle.
Ve bu çok komik...
...çünkü...
No comments yet. Be the first to leave one.