The first 200 lines.
Tanrı'm sana selam olsun.
Tanrı Shankar!
Tanrı Pashupatinath!
Kailash'ın efendisi!
Neelkanth!
İkimizin de sorunu aynı.
İkimiz de masumuz.
Senin adın Bholenath,
benimkiyse Bablu.
Senden gizli hiçbir şey olmaz.
Huzuruna bencil sebeplerle geldim.
Zaten buraya herkes bencil sebeplerle gelir.
Ama sen zaten her şeyi bilensin.
Son defasında sana Hindistan cevizi sunmuştum.
Bu yüzden bir iş görüşmesi mektubu aldım.
İşte, yanımda. Ama bu sefer işi almak için...
...sade yağ ile yaptığım ikramları getirdim sana.
Sen bir tat...
...ve benim gibi bir aşçı
beş yıldızlı bir otelde işe girmeli mi öyle karar ver.
Hindistan cevizi de getirdim. Yanımda. Bak.
Selam sana Tanrı Shankar!
Pardon.
Selam sana Pashupatinath!
Bu...
Selam sana Tanrı Shankar!
Tanrı Shankar! Bu Hindistan cevizi bugün niye kırılmıyor?
Daha önce hiç olmamıştı.
Umarım bugün ters bir şey olmaz.
MERKEZİ HAPİSHANE
Üstünden geç.
Dur!
Dur!
Serseri öldü.
Patil! Ambulansı çağır.
Biliyorum, aynı şeyi düşünüyoruz.
Altı el mi yoksa beş el mi ateş ettim?
Doğrusu bilmiyorum.
Çünkü altı kez ateş ettiysem...
...şanslıymışsın.
Ama beş kez ateş ettiysem...
...ben şanslıymışım.
Bu şehirde ne zaman ne olacağı
hiç belli olmaz.
O yüzden pantolonunu al ve eve koş.
Bir dahaki sefere öderim.
Kapıyı kilitlesem iyi olur.
Yoksa herkes...
Hey!
İçeride biri var.
Burada kimse yok.
Ama ışığı kapatmıştım.
Kimse var mı?
Sakın gelme! Elimde... Elimdeki şey de ne?
Bıçağa benzeyen bir şey.
Anneciğim!
Ne zaman geldin? Nasıl ve nereden?
Şimdi geldim. Jalandhar'dan gelen bir trenle.
-Ne iyi ettin de geldin. Merhaba. -Çok yaşa oğlum.
Geleceğini biliyordum.
İçimde bir ürperti hissetmiştim.
Tokadı yersin şimdi.
"Ürperti" yaklaşan bir musibeti de işaret edebilir.
-Sen bana "sorun" mu dedin? -Öyle demek istemedim anneciğim.
Ver şunu bana.
Ağırmış.
Anneciğim.
Sarıl bana.
-Lütfen! -Oğlum!
Nazikçe.
Söylesene anneciğim,
-şu elindeki sopa... -Önce şunu ye.
-Evet. -Umarım,
yine babamın güreşinden bahsetmezsin.
-Başardım. -Tanrı'm!
Keşke kendim yapabilseydim. Bu ülkede her şey çok güzel.
Bir şey hariç.
Kadınlar burada güreşçi olamıyor. Bu, senin için.
-Ne oldu? -Hiç, şınav çekiyorum.
-Güzel. Tanrı seni korusun. -101, 102, 103.
Dinle, ne anlatacağım.
Baban rüyama girdi.
-Yine! -Büyükbaban da.
-Erkek kardeşi de. -Erkek kardeşi de.
-Hepsi vardı. -Hep geliyorlar.
Ne büyük bir bıyık ama.
Sımsıkı bir türban ve kırmızı çizgili bir giysi.
-Ölesiye güzel. -Ölesiye güzel.
-Bir ordu güreşçiydi. -Bir ordu güreşçi!
-Ne dedi, biliyor musun? -Hayır.
Bana "Kadın!
Biraz utan ya da intihar et.
Böyle harika bir güreşçinin karısısın.
-Ve daha harika bir güreşçinin gelini." -"Ve daha..."
-"Oğluna birkaç mekik çektiremiyor musun?" -Ben...
Bu sopayı sana vermemi istedi.
"Güreş arenamı
-onurlandırmazsa... -"Onurlandırmazsa...
-...onu affetmem." -...affetmem."
"Onu affetmeyeceğim." Nereden bildin?
Biliyorum çünkü bu rüyayı 6500 kez gördün.
Yaklaşık 3500 kez de anlattın.
Ama şunu anla:
Babamı bir daha gördüğünde açık açık söyle,
-güreşçi olmayacağım. -Ne olacaksın?
Hindistan'ın en iyi aşçısı olacağım.
Sadece ye ve vücut yap. Baban gibi.
-Ne diyet yapardı ama. -Evet. 600 gram badem.
Bir kova süt, bir kilo nohut,
20 mısır unlu pide ve tereyağı.
-Nasıl yiyeceğini bilmezdi. -O kadar çok anlattın ki ezberledim.
Güreşçi olmayacağım. İşte o kadar.
Sadece bir düşün oğlum.
Bir gün başın belaya girerse kendini nasıl savunacaksın?
Bunun için beyin lazım, badem değil. Ben de buna sahibim.
Şimdi sırtımı sabunla da huzurla banyo yapayım.
Kaybol! Bebek gibisin. Yapmayacağım.
-Anneciğim! -Evet.
Sabah bir görüşmem var.
Alarmı saat altıya kursana.
Alarma gerek yok.
Horozun ötüşüyle kalkıyorum.
Sen banyonu yap. Merak etme. Seni uyandırırım.
Soğuk suyla banyo yapmalı herkes
Gelin!
Ne cüret evime girersiniz? Ayıp.
- Çıkın dışarı! -Affedersiniz.
Firari bir mahkûmu arıyoruz.
Gidin dedim!
Üzgünüm. Gidelim.
Pislik!
Tek istediğin cinsellik.
Hiç değişmemişsin.
Benim de bir kalbim var, unutuyorsun.
Çok geveze olmaya başladın.
Artık bu zulmüne katlanacak aynı kişi değilim.
Hoş görmekten başka...
...ne yapabilirsin?
Söyleyeyim mi? Göstereyim mi?
Göstersene.
Polis!
Dinleyin!
Aradığınız adam...
Evet, ona ne olmuş bayan?
Onu...
...buldunuz mu?
Henüz değil ama çok geçmeden bulacağız.
Kapı ve pencerelerinizi kapalı tutun.
Tamam?
Gidelim!
Lily...
Beni asla kandıramazsın.
Çünkü beni...
...çok seviyorsun. Doğru mu? Söylesene.
Beni çok sevdiğini söyle.
Söylesene.
Niye sessizsin?
Bu Manu kimdir?
Bunu öğrenmemiz çok önemli.
On yıl hüküm giyen kişinin ta kendisi.
Silahlı soygun ve bir sürü hırsızlık davasından.
O, hemencecik kılık değiştiren
usta bir düzenbaz.
Onu iyicene tanıyın.
Bunlar girdiği kılıklardan birkaçı.
Bazen Baba D'Costa oluyor.
Bazen otel müdürü Sharad Mehta.
Bazen de iş adamı Raman.
İşte bunlar polis kayıtlarına geçenlerden bazıları.
Çok uyanık olmalısınız.
Çünkü Manu'nun şimdi hangi kılıkta olacağını...
...sadece o biliyor.
Kim o?
-Anneciğim! -O kim?
Beni mahvettin. Görüşme saat sekizdeydi.
Çoktan yedi olmuş. Ne yapacağım? Oynamak istemiyorum.
Annem gelir gelmez canıma okudu. Başıma dert açtı.
Buldum! At arabası... Tren. Yani taksi.
Şükür, en azından taksi buldum. Beki zaman kazanırım.
Affedersiniz.
Bu, benim taksim.
Affedersiniz.
Benim taksim.
İlk ben bindim. Yani benim.
Önce ben seslendim. Yani benim.
-Bu taksi benim. -Benim.
-Benim. -Benim.
-Benim. -Benim.
-Benim. -Benim.
-Benim. - Sessiz olun!
Bu taksi ne senin ne de onun. Benim. İnin aşağı.
-Bir görüşmeye yetişmem gerek. -Şoför Bey, geciktim.
- 09.30'da orada olmazsam... -Yetişmeliyim.
-...müdür çıkabilir. -Onun nereden...
Ve işimi kaybedersem annem çılgına döner.
- Sessiz olun! - Evet, sessizlik.
-Nereye gitmeniz gerek? -Sağa.
Otel Bantam.
Kopyacı.
Evet, aynen.
No comments yet. Be the first to leave one.