The first 200 lines.
Cape Cod. 20 yıl önce.
Bir şey düşürdüm.
Ralph, onunla konuş.
Babanı dinle. Haydi. Haydi gel. Cape Cod'u göreceğiz.
Az önce oradaydık. Tekneye binmesek, 12 dolar cebimizde kalırdı.
Alan, tatlım, sen Cape Cod'u görmek istemiyor musun?
Peki hayatım, fikrini değiştirirsen nerede olduğumuzu biliyorsun.
Neden böyle bir şey yaptın?
New York. Günümüzde.
Kirazlarım nerede?
Şehir dışında sis olduğu için trafik polisi yolu kesti.
Kirazlarım nerede? Eğer 5 dakika içinde kirazlarımı alamazsam...
...paranızı alamaz ve açlıktan ölürsünüz.
Jerry, McCullough'ın kirazları nerede?
Burada. Ama önce bir baksanız iyi olur.
Ben hemen döneceğim.
Kirazlarım nerede?
Augie, bunları nerede büyüttün? Koltuk altında mı?
Sapı çıkmış salyangoza benziyorlar. Unut gitsin. Götür onları.
Bak, çok yağmur yağdığı için kirazlar biraz yumuşadı.
Ve siz onları alacağınıza söz vermiştiniz.
- Ben ne zaman böyle bir söz verdim? - Sen değil, ağabeyin!
Victorya, seni duyamıyorum. Benim işim de önemli.
Seni hemen ararım.
Demek ağabeyim senin çürük kirazlarını satın aldı.
Evet. Birlikte poker oynuyorduk. Onda döper, bende floş vardı.
Yanında para olmadığı için böyle bir çözüm bulduk.
Bu sandıkları buraya kim koydu?
- Eğer ilgilenen varsa ben iyiyim. - Günaydın, Freddie.
- Ben bir evet ya da hayır istiyorum. - Başardım.
Penthouse dergisindeyim. Mektubumu yayınladılar.
- Senin adına çok sevindim. - Hikâyenin adı,
Lezbiyenliği Bırakan Kadın. Aynen gönderdiğimi basmışlar.
Çok güzel bir hikâye. Herkese birer kopya getirdim.
Seni görmek ne güzel. Geçen günkü oyun harikaydı. Daha sık oynayalım.
Bu adam müthiş bir pokerci. Acayip hile yapıyor.
Freddie, konuşmamız gerekiyor.
Sorun nedir? Kasa mı? Temizlikçi kız aldı.
- O olay önemli değil. - Ben yaptım. İtiraf ediyorum.
Hâlâ umurumda değil.
Bu adamı çok seviyorum. Beni duydunuz mu? Onu seviyorum!
Ağabeyine bir öpücük ver. Ne oldu, çok mu büyüdün?
Bu adamın kafasına bayılıyorum. Kıvırcık. Git arabamı yıka.
Bay McCullough, kirazlarınız. Evet.
Bana inanın. Elimizdeki ürün sizi hiç tatmin etmeyecek.
Pekâlâ Bauer, işin bitti.
Herkes beni kazıkladığını öğrenecek.
İşin bitti. Yakında dükkanın kapanacak.
- Maliyetine muz ister misin? - Olur.
Jerry, dostumuz için maliyetine muz ayarla.
Alan, bir saniye. Bugün erken çıkmam gerekiyordu, unuttun mu?
Evet, öyle. Bugün büyük gündü, değil mi?
Evet. Sakın unutma. Yakınların erken gelmesi gerekiyor, tamam mı?
Sen hiç merak etme.
- Not bırakan var mı, Bayan Stimler? - Evet.
Söyleyin.
Babanız aradı. Aramanızı istiyor.
Bayan Stimler, babamız 5 yıl önce vefat etmişti. Unuttunuz mu?
Hemen bağlayayım mı?
Hayır. Ben hallederim. Siz işinize dönün.
Onun nesi var?
Hafta sonu küçük bir kaza geçirmiş. Kafasına yıldırım düşmüş.
Bu hiç komik değil, Freddie. Hiç komik değil!
Özür dilerim. Hiç komik değil.
Hem ayrıca, bir şeyi yok. Ofiste başka işler yapabilir.
Nasıl yani? Akü doldurmak gibi mi?
Özür dilerim. Çok özür dilerim.
Burada ne arıyorsun?
- Belki dün akşam bir kulübe gittim. - Buna çok şaşırdım.
Belki Bay Buyrite ile karşılaştım. Buyrite Marketleri'nin sahibi.
Belki birkaç içki içtik.
Ve belki, yeni kabzımalı biziz.
Seninle gurur duyuyorum. Bu harika. Hangi mağaza?
Hangi mağaza değil. Bütün zincir!
Umarım şaka yapıyorsundur.
Büyük düşün! Ve büyü, dostum!
Yeşil bereli albaymış. Senin Vietnam'da yaralandığını söyledim.
İş yapmak istiyor. Yerimizi görmek için sabah uğrayacak.
Bu sabah mı? Harikasın, Freddie. Küçük çaplı bir kaos yaşıyoruz.
Augie çürük kiraz getiriyor.
Jerry yarın akşam evleniyor. Olanların farkında mısın?
Adamla bütün gece içtim. İşim hiç kolay değildi.
Bu önemli bir iş. Haydi yapabilirsin.
Haydi sakin ol. Sen halledersin. Masanı topla. Her zaman dağınıksın.
Sorun değil. Masaya dokunma. Sakın dokunma!
Her şeyin yerini biliyorum.
Victorya, özür dilerim. Seni geri arayacaktım ama unuttum.
Sorun nedir? Sesin bir garip geliyor.
Ne? Şimdi mi?
Telefonda konuşurken sen evden mi ayrılıyorsun?
Evet, bun konuşacağımızı biliyordum.
Ama Victoria bu biraz aşırı tepki olmuyor mu?
Evli olsaydık hemen böyle ayrılmazdın.
- Aslında yapabilir. - Karışmasana!
Sen mi konuşuyordun?
- Telefonu bırak. - Özür dilerim.
- Hayır, hayır, sen değil, Victoria. - Telefonun sana geldiğini bilmiyordum.
Neden söylemedin ki?
Seni seviyor muyum da ne demek?
Tanıştık ve ben daha yeni taşındın.
Öyle değil mi?
Bu o kadar basit bir şey değil.
Sen beni seviyor musun?
Gördün mü?
Sonunda gitti.
Selâm, nasılsın?
Kalk!
Bu, 10 yaşındayken bile bu çok utanç vericiydi.
Bak, eğer işime yarıyorsa bırakmayı düşünmem.
Son zamanlarda düşünüyorum.
İşlerle daha yakından ilgilenmeliyim ve ilgileneceğim.
Bu sefer ciddiyim. Dediğimi yapacağım!
İşi biliyorum. Babamın yanında ilk ben çalıştım. Öyle değil mi?
Tek şey soracağım. Sebze ve meyve mi satıyoruz, yoksa sadece meyve mi?
Bu sefer eve gittiğimde gerçekten gitmişti.
Demek Victoria gitti.
Beni neden bıraktığını biliyor musun? Onu sevmediğim içinmiş!
Pis fahişe!
İlk üç sıraya oturmayın lütfen. İlk üç sıraya oturmayın lütfen.
Merhaba, Freddie. Selâm, Alan. Victoria nerede?
- Rahatsız. O yüzden gelemeyecek. - Buna üzüldüm. Çok üzüldüm.
Peki onu neden sevmedim, Freddie? Bunu yanıtlayabilir misin?
Yani o komple biriydi. Zekiydi, duyarlıydı, güzeldi.
Alan, Victoria nerede?
Soğuk algınlığı. Çok kötü hasta. O yüzden gelemiyor. Grip olmuş.
Ona sevgilerimi gönder, tamam mı?
Ona ben bile sevgi gönderemiyorum.
Burada yanlış olan bir şeyler var.
Çalışmaması daha kötü olacak şeyler de var.
Senin o güzel kız arkadaşın nerede?
Gelmiyor, tamam mı? Ne? Paranı geri mi istiyorsun?
Bilmiyorum. Belki en iyisi budur.
Beni bıraktı. Taşındı ve hayatım dağıldı, tamam mı?
Son haber bu. Hava durumunu da ister misin?
İlk üç sıraya oturma. Biraz sakinleşsen iyi olur. O gelinin ağabeyi.
İçki içmek aslında sadece cebirsel bir oranlamadır.
Ne kadar sarhoş olacağın tükettiğin alkol miktarının...
...kilona olan orantısına bağlıdır. Beni anlıyor musun?
Sen aslında çok içmedin ama zayıf olduğun için böyle oldun.
Marceau, buraya birkaç içki daha getir.
Hayır, Freddie, sarhoş olmak istemiyorum.
Ama zaten sarhoşsun! Çünkü ayık biri, çereze uzanırdı.
Orada çok mu oturacak?
- Barın üstündeymişim. - Barın üstündesin. Haydi in bakalım.
Sandalye seni engelliyor. Dur önünden çekeyim.
Canın yanmış olmalı. Pek iyi bir gün geçirmiyorsun, değil mi?
Harika bir nikâh oldu, öyle değil mi?
- Gerçekten çok iyiydi. - Harika.
Nasılsınız? Muhteşem Freddie Bauer karşınızda!
Bunları nereden buldun?
- Büyük annemin. Bana hediye etti. - Çok güzelmiş.
Siz ikiniz birbirinize aşıksınız, öyle değil mi?
Yeni tanıştık.
Bu önemli değil. Ben böyle şeyleri bilirim.
Belli oluyor. Siz ikiniz birbirinize aşıksınız.
Ve bence bu harika bir şey.
Baksana, evim yakında. Neden oraya gitmiyoruz?
Hayattan çok şey mi bekliyorum?
Elbisem! İnanamıyorum!
- Ne yapıyorsun? - Sen yap. Umurumda değil!
İkinizde birbirinizden betersiniz.
Çok şey istemiyorum, değil mi? Yani, ünlü olmak istemiyorum.
Zengin olmak ya da Yankees takımında orta sahada oynamak istemiyorum.
Ben sadece bir kadınla tanışmak istiyorum. Sonra...
...ona aşık olup, evlenip, çocuk sahibi olmak istiyorum.
Çocuğum okul müsameresinde sahneye çıksın istiyorum.
Bu çok şey değil.
Ama kendimi kandırıyorum. Bu asla olmayacak.
Yaşlanacağım ve yapayalnız bir şekilde öleceğim.
Hem de çürümüş meyveler arasında.
Arkadaşlarımla tanışmanı istiyorum.
Bu Connie ve bu da, Jill. Connie, Connie Tiger.
Ve bu, Jill. Dört harfli bir kelime. Bu kardeşim, Alan.
- Freddie, seninle konuşabilir miyim? - Tabii, elbette.
Hemen dönerim. Sonra kulaktan kulağa oynayacağız. Harika şeyler buldum.
Hemen çantanı topla. Rio'ya gidiyoruz.
Bu kızların bir devre mülkü varmış. Şimdi oraya hep birlikte gideceğiz.
Freddie, ben Cape Cod'a gidiyorum.
Sen neden söz ediyorsun? Cape Cod'a neden gideceksin ki?
Bilmiyorum. Belki orasını sevdiğim içindir.
Kendimi iyi hissediyorum. Suya baktığım zaman...
...ve kendimi bir şeylere yakın hissediyorum.
Rio yerine Cape Cod mu? Sen iyi misin? Ben seni bırakırım.
Seni oraya götürürüm. Çok uzun bir yol.
- Yeterince paran var mı? - Evet, yeterince var.
O zaman biraz verir misin?
Nereye?
Cape Cod, Massachusetts.
Onu kırarsan sen ödersin.
Özür dilerim. Genelde kafamla pencere kırmayı pek sevmem.
Cape Cod. Orası 500km. Yeterince paran var mı?
Bu yeter mi?
Dikkatli olun. Dikkatli olun. Ne indirdiğinizi sanıyorsunuz?
Bu hassas bir bilimsel cihaz.
Durun. Bir dakika. Şunu gördünüz mü? Burada yukarısı bu taraf yazıyor.
Bu ne anlama geliyor biliyor musunuz? Sandığı ters yüklemişsiniz.
Tamam, çekilin. Ben kendim yaparım. Bana yardım et.
Kumsalın yanlış tarafına bırakıldım. Acaba beni adaya götürebilir misiniz?
Biz gitmiyoruz. Sadece tekneye bineceğiz.
O tarafa gitmiyoruz.
No comments yet. Be the first to leave one.