The first 200 lines.
- Buyurun. - Balataları biraz yağlamak lazım.
Yarım saat kadar sürer. Depoyu da doldurayım mı?
- Evet, yağına da bakıver. - Peki efendim.
- Buradan geçiyorsunuz, öyle mi? - Evet.
Pittsburgh mü? Geliyor musunuz, gidiyor musunuz?
- Yarınki satış toplantısına geldik. - Ne satıyorsunuz?
Tıbbi malzeme. Ona ödül verecekler.
Geçen ay 17.000 dolarlık satış yaptı. Bölgenin en hızlısıdır.
Evet. En hızlısı ve en kralı.
- Birer içki daha koy, bir ona, bir de kendine. - Sağ olun.
Araba kullanmak için sıcak bir gün.
Akşam üzeri daha iyi olur. Nasıl olsa vaktiniz çok.
Pittsburgh'e iki üç saatte gidersiniz.
Doğru söylüyor.
Ne diyorsun Charlie?
Biraz bilardo oynayıp sıcağın geçmesini bekleyelim mi?
Para kaybedersin. Hep böyle oluyor.
Hadi, oyalanma. Kap bir isteka.
İyi ki o kadar parası var.
Aynen böyle devam et. J.T.S. Brown olsun.
Bir daha kaçırırsan yine kaybedersin.
Çocuk ne kadar içeride?
60, 70 dolar kadar.
Bir sonraki oyun 10 dolar.
Yakışıklı çocuk, eli yüzü düzgün. İçkiye dayanıklı olmaması çok fena.
Başardım bel Nihayet başardım! Hadi, öde bakalım keriz!
Sendeki bu şansla barbut atmalısın!
- Şans mı dedin? - Ne kastettiğimi biliyorsun.
Yıllarca uğraşsan o vuruşu tekrarlayamazsın.
Öyle mi? Peki, topları eski yerlerine koy.
- Neden? - Eski yerlerine koy.
Aynı vuruşu yapabileceğime dair 20 dolara bahse girerim.
Kimse o vuruşu tekrarlayamaz, şanslı bir ayyaş bile.
Böyle miydi?
- Böyle mi duruyorlardı? - Evet, öyleydi.
Hadi, sökül parayı.
Bir daha yerleştir.
Hadi, yerleştirsene.
Sarhoşsun evlat. Artık seninle bahse tutuşmam.
Ne demek istiyorsun?
Hadi gidelim. Sabaha toplantıda olmamız gerekiyor.
Toplantının canı cehenneme! Hadi, paramı masaya koydum bile.
- İstemiyorum. - Ben varım.
Aptallık etme. O aptal vuruşa daha fazla para koyma!
Biraz sarhoş olduğumu, esrarla kafayı bulduğumu düşünüyorsun...
hazır paralar havada uçuşuyorken ufak bir bahis oynayayım dedin, öyle mi?
Tamam.
Hadi. Topları yerleştir.
Kolay para kazanmak ister misin? Al sana 105 dolar. Bir haftalık komisyonum.
Hepsini almak ister misin? Kolayca para kazanmak için bir fırsatın var.
- Ben de varım. - Ben de.
- Hayır, ben onu istiyorum! - Kasadan para alayım.
Arabada görüşürüz gerzek!
PARISIEN RESTORAN
BİLARDO SALONU
Günaydın Henıy.
Çok sessiz.
Evet, kilise gibi.
Ayakçı Kumarbazlar Kilisesi.
Bence morga benziyor. Masalar da cesetleri koydukları mermerler gibi.
Ben buradan sağ salim çıkacağım.
- İstediğimiz masaya geçelim mi? - Geçin.
Bar yok mu?
Ne bar, ne tilt makinesi, ne bovling salonu, sadece bilardo var. O kadar.
Burası Ames bayım.
"Burası Ames bayım."
Top, yağ gibi kayıp cebe giriyor.
Bu akşam kaç para kazanacağım?
10.000 dolar. Bir gecede 10.000 dolar kazanacağım.
Peki beni kim yenecek?
Hadi Charlie. Kim yenecek beni?
Tamam, anladık, kimse seni yenemez.
10.000 dolar!
Başka hangi bilardo salonunda bir adam bir gecede 10.000 dolar kazanabilir ki?
Bir keresinde bir ihtiyarı 10 sente oynaması için kandırmıştım.
- Gelen var. - Oynayacak birini mi arıyorsun?
- Olabilir. Oynamak ister misin? - Yok canım.
- Sen Eddie Felson mısın? - O da kim?
- Ne oynarsın? Kaça oynarsın? - Adını sen koy, oynayalım.
Dostum, ben adam ayartmaya çalışmıyorum.
Kendi istekasını getiren adamı oynasın diye ayartmam ben. Sen de bana bulaşma.
Adım Eddie Felson. Bildiğimiz bilardo oynarım. Burada başka oyuncu var mı?
- Ne tür bilardodan hoşlanırsın? - Pahalı olanından.
Minnesotalı Semiz'le oynamaya mı geldin?
Aynen öyle.
- Bedava öğüt ister misin? - Kaça mal olacak?
Sen kimsin? Menajeri mi, arkadaşı mı, yardakçısı mı?
Ortağım.
- Ortağının cebi dolu mu? - İdare ediyoruz.
Çocuğu götür buradan. Semiz'in paranıza ihtiyacı yok. Onu yenemezsiniz.
15 yıldır kimse onu yenemedi. Memlekette ondan iyisi yok.
Yanıldın bayım. En iyisi benim.
Peki, sana Minnesotalı Semiz'den söz ettim. Sen git de onunla oyna dostum.
Onu nerede bulabileceğimi söyle dostum.
Her akşam tam sekizde bu bilardo salonuna gelir.
Burada takıl, o seni bulur.
KUMAR OYNAMAK YASAKTIR
- Bu işte ustasın. - Teşekkür ederim.
- Bilardo oynar mısınız bayım? - Ara sıra, bilirsin işte.
Sen Minnesotalı Semiz'sin, değil mi?
Bizim oralarda senin üstüne bilardocu olmadığını söylüyorlar.
- Sahi mi? - Evet ya.
Bizim Semiz topları gözünden vurur, diyorlar.
- Nerelisin? - Kaliforniya. Oakland.
Kaliforniya demek. Adın Felson mı? Eddie Felson?
Doğru.
Beni arıyormuşsun.
Evet, o da doğru.
Koca John, sence bu çocuk ayakçı mı?
Kumarı sever misin Eddie? Bilardo üstüne bahis oynar mısın?
Hadi bilardo oynayalım.
100 dolarına olur mu?
Büyük oynuyorsun. Herkes senin büyük oynadığını söylüyor.
Oyun başına 200 dolar olsun.
Şimdi anladım neden sana "Hızlı Eddie" dediklerini. Aynı dilden konuşuyoruz.
Sosis, topları diz!
PİKE ÇEKMEK YASAKTIR!
- Kendini nasıl hissediyorsun? - Hızlı ve rahat.
Miden nasıl?
Gergin ama iyi.
Willie, paralar sende dursun.
Sen başla.
Sana pek seçenek bırakmadım.
Bu da yeter.
Altı, köşeye.
On beş, köşeye.
Bir, yan cebe.
Sekiz.
On.
On bir.
Muhteşem! Şu şişko ihtiyara bak.
Hareketlerine bak. Sanki dans ediyor!
On iki, karşı köşeye.
Ya şu parmaklar, şu tombul parmaklar...
ve ŞU VUTUŞ...
- Sanki keman çalıyor. - Beş numara.
Üç numara.
Dört ortaya.
Ters köşeye.
İyi vuruş.
Boş atış.
Boş atış.
Yedi numara köşeye.
Altı, köşeye.
Yüz yirmi beş, oyun.
On üç.
Beş.
On.
Oyun!
İki, köşeye.
On üç.
Yüz yirmi beş, oyun.
Bir, köşeye.
Üç numara.
Pes et. Adam çok iyi.
Onu yeneceğim!
Sıra sende.
Kaçırdın mı?
Kaçırınca masada fazla seçenek bırakmıyorsun, değil mi?
Bu oyun böyle oynanır.
İki numara, yan cebe.
Çok iyi vuruş.
İçime doğdu Semiz Adam, bundan sonra benim borum ötecek.
Bir numara, köşe cebe.
Sana da olmuş muydu hiç? Birdenbire kaybetmeyeceğini hissettiğin oldu mu?
Yola çıktığımızdan beri her gece bu oyunu düşledim Semiz Adam.
Beş numara.
Bu masa benim be, benim!
On beş numara.
Yedi numara.
Dört numara.
Oyun!
On bir numara.
Topları diz!
On numara köşeye.
Bir numara köşe cebe.
Oyun!
Yine öde bakalım Semiz.
- Ne kadar öndeyiz? - Yaklaşık 1000 dolar.
Semiz, hadi 1000 dolarına oynayalım.
Bana White Tavern marka viski, bir bardak, biraz da buz getir.
Vaiz, bana da burbon getir. J.T.S. Brown marka, buz ve bardak istemez.
Johnny'nin yerinden getir.
Bahse varım.
Paramı verin.
İki, köşeye.
Yedi.
Bir, köşeye.
İki numara, yan cebe.
Yüz yirmi beş, oyun.
On numara.
Kapat şunu, güneş girmesin!
Hey, bayım.
- Adım Gordon, Bert Gordon. - Bayım!
Saatlerdir aynı yerde oturuyorsun. Kalkar mısın lütfen? Rahatsız oluyorum.
Beş numara.
Oyun.
- Kaç paramız var? - 11.400 dolar nakdimiz var, hepsi cebimde.
Vaiz, bana kahvaltı getir. Yumurtalı sandviç ve kahve.
Sen bir şey ister misin Charlie?
No comments yet. Be the first to leave one.