The first 200 lines.
Birkaç saniye içinde, son zamanların en büyük hastane felaketini yaşayacağız.
Bana çocuğumu geri ver!
Güneş koyu kırmızıya döndü anne,
gece koyu karanlığa.
Küçük Kardeş öldü anne ve Mona asla geri dönmeyebilir.
Åge dünyada dolaşıyor anne, kapıları kilitliyoruz.
Yastığımıza rüzgâr esiyor anne, Krallık eski hâline dönecek mi?
Ne yarım yamalak, saçma sapan bir diziymiş bu.
Sonu bile yok.
Şimdi...
KÜÇÜK KARDEŞ
BAYAN DRUSSE
Krallık henüz iyileşmedi!
Ne yapıyorsun?
Düğümlerini kolayca çözebilirsin.
Küçük Kardeş çağırıyor.
Duymuyor musun?
Yoksa yine umurunda değil mi?
Hayır, umurumda.
Küçük Kardeş ne diyor?
Boğulduğunu söylüyor.
KÜÇÜK KARDEŞ BOĞULUYOR
UYURGEZER
Taksi çağırmadım ben.
Korkmayın. Sizin yerinize her şey düşünüldü.
Lars von Trier Sunar
Krallık, eski bir bataklığın üzerine kurulmuştu.
Eskiden buradaki göletlerde kumaş ağartılırmış.
Ağartıcılar, çamaşırlarını
bu sığ sularda durularmış.
Bölgedeki dinmeyen yoğun sisin sebebi işte buymuş.
Krallık, tam bu araziye kuruldu.
Ağartıcıların yerini doktorlar ve bilim insanları aldı.
Ülkenin en keskin zekâları ve ileri teknolojileri burada buluştu.
Bu başarıyı taçlandırmak için buraya Krallık adı verildi.
Yaşam burada anlam buldu.
Cehalet ve batıl inanç bilime boyun eğdi.
Ne var ki ruhani olan tümden reddedildiği
ve kibrin sonu gelmediği için olsa gerek
soğuk ve rutubet, Krallık'a geri döndü.
Sapasağlam, modern binalarda
ufak tefek yorgunluk izleri belirir oldu.
Yaşayanlar henüz farkında olmasa da
Krallık'ın kapısı artık tekrar açılıyor.
KRALLIK
ÇIKIŞ
9. BÖLÜM HALMER
Bayan Drusse ile konuşabilir miyim?
Kendisini uzun zamandır soran olmamıştı.
Şunu herkes anlasın artık. Bayan Drusse diye biri yok.
O lanet televizyon dizisi, Krallık'ın saygınlığını yerle bir etti.
Bayan Drusse, yönetmen bozması Trier'nin uydurması sadece.
Yani Bayan Drusse, bir kurgudan ibaret.
Öyleyse Küçük Kardeş ile konuşayım.
Kendisinin başı dertte.
Boğuluyormuş.
Dışarı lütfen.
Bunların hepsinin gerçek olduğundan nasıl emin olabiliyorsun?
Olamıyorum ki.
Uyandığında hiçbir şey hatırlamıyorsun zaten.
Gününe göre değişiyor.
Bazen hiçbir şey hatırlamıyorum. Genelde birazını hatırlıyorum ama.
Hook değil mi bu?
Siz Hook değil misiniz?
Kes sesini be, kocakarı!
KURBAĞALAR
KRALLIK'IN TEMEL ATMA TÖRENİ
DOKUNMAYIN.
Gerginsin.
Şu andaval Trier'nin eski dizisi yüzünden mi?
Hayır, küçük kuş yüzünden.
Ne ki o?
Göçmen kuş mu?
Bilmiyorum. Gitmiş.
Kuşu göremiyorum.
Göçmen kuş muydu, emin değilim.
Kuşu boşver şimdi.
O kadar da önemli değil.
Danimarkalı Ogier...
"Vide et disce. Exodus anceps ferrum est."
Gözlerini ve kulaklarını aç.
Çıkış, iki ucu keskin bir kılıçtır.
Büyük bir helikopter geliyor.
Harbiden de geliyormuş.
Kendini tanıtmadı ama.
Kurallara aykırı bu.
İsveç helikopteri bu ulan.
HMS 30-82.
Hasta için özel bir prosedür gerekiyor mu? Bize bilgi verilmedi.
Bilgi verilmedi çünkü hasta taşımıyoruz.
Anlayamadım.
Danimarkalılar, yaşadınız.
İsveç'in en iyi doktorlarından biri geliyor.
Beni liderinize götürün.
İkisi nihayet geldi ve Çıkış başladı.
Çıkış mı?
Evet, Büyük Çıkış.
İyi ve kötü ruhlar, Krallık'ın kapısından dışarı çıkacaklar.
Ama tüm adımların doğru atılması gerek.
Ne zaman olacak?
Noel'de olacak.
Noel'de olacak.
Yu-hu.
- Yu-hu! - Asansör Cini.
- Eski komşumla konuşmak istiyorum canım. - Alt tarafı karşı sokağındaydım.
Partilere bayılırdın. Birlikte dans ederdik hep.
Kaya inişi kulübüne üyeydin. O zamanlar gözü pektin tabii.
Ne istiyorsun benden yahu?
- Sefil doktorun tekiyim ben. - Konuşmak istiyorum sadece.
Nasıl oluyor da hangi asansöre binsem içinden sen çıkıyorsun?
Neden hep böyle huysuzsun?
Sana bazı enteresan girişimlerimden bahsetmek isterim.
Bak şimdi...
Yu-hu! Yu-hu!
- Saygıdeğer hastane müdürüm. - İyi ki geldin.
Bilgisayarım bozuldu. Niye bu uyduruk şeyi almışız ki? Yeni bir tane lazım bana.
Ayağınıza bir şey mi oldu?
Beni inceleme sen. Bilgisayarımı incele asıl.
Helmer Junior ben.
Beyin cerrahisi profesörüyüm ve bölümün yeni uzman doktoruyum.
Evraklarım burada.
İdari sorumlulukları Pontopidan ile bölüşeceğiz sanıyorum.
Gülmenin yeri mi şimdi be?
Duydum ki...
Hastanedeki Danimarkalılarla İsveçlilerin arası biraz gerginmiş.
Hâl böyleyken, ben de sık sık güleyim diyorum.
Danimarkalılar da yerli yersiz gülüp durur ya, onlar gibi.
Bu ofiste gülmek yasak.
Yardımcı olayım mı?
Büyük bir ülkenin insanından küçük bir ülkenin insanına
naçizane öğüdüm olsun.
Solitaire'in prensibi siyah ve kırmızıları üst üste koymaktır.
- Şimdi taşlar yerine oturdu. - Aynen öyle.
Bugün kritik bir gün.
Sağlık Bakanlığı, ülkenin en büyük hastanelerinin
kalite raporunu yayımlayacak.
Şu zamana kadar hep birinci geldik ama bu sene biraz şüpheliyim.
Kör olasıca Skejby proton hızlandırıcı aldı da.
Binanın belli bölümleri doğrudan güneş ışığına maruz kalıyor gibi.
Güneş ışığına lanet olsun.
Yeni binalar bok gibi oldu. Lunaparktan fırlamış gibiler!
BEYİN CERRAHİSİ
İsveçli geliyor!
İsveç! İsveç! İsveç!
Öf be!
Büyük küçük herkese hayırlı sabahlar olsun.
Yeni doktor gelmiş.
Kimdi bu ibne?
Başhekim Pontopidan. Yeni iş ortağınız.
Sıcakkanlı olmayı aman unutma. Gül hadi.
Merhaba. İsmim Helmer. Bölümün yeni profesörüyüm.
Rahmetli Stig G. Helmer'ın en büyük oğluyum.
Ofisimin anahtarını rica edeceğim.
Kolilerde görünce isminizi hemen tanıdım.
Babanızın adındaki G harfi nereden geliyor diye yıllardır merak ederim.
Babamın adı Stig Gustav Helmer'dı.
Gustav adı, Kral Gustav Vasa'dan geliyor.
Zorba II. Christian falan işte.
Gustav Vasa, Danimarka'da sadece sıcak şarabı ülkeye getirmesiyle anılır.
Affedersiniz ama bu hastanenin İsveçli bir çalışanı olarak
ülkeme yönelik bu nefretten hiç hazzetmiyorum.
Dudaklarınızdan okunuyor.
Daha ilk seferinde teknik bir aksaklık yüzünden batan
Vasa gemisinden bahsedecektiniz ama durdunuz.
Aksaklık mı?
Geminin alt top güvertesi, su seviyesinin altındaymış.
İlk sefer dediğiniz de birkaç metrecik sürmüş.
Anahtarınız burada.
- Bu ne böyle be? - Anahtar işte.
- Hayır, değil. - Basbayağı anahtar.
Bu mu anahtar? Ofisimin anahtarını istedim ben.
Ha, kapı anahtarı mı? Bölümümüzde kapıları kilitlemiyoruz.
Başhekim Pontopidan'ın fikriydi bu.
"Kapsamlı Açık Kapı Politikası" diyoruz buna.
Bu arada, bu IKEA faturasını derhal ve bizzat ödemeniz gerekiyor.
Aman yarabbi.
Üstümde hiç Danimarka kronu yok. Prensip olarak taşımam.
Bir saat sonra ekip toplantısı istiyorum. Herkese duyurun lütfen.
- Hay hay. - Teşekkür ederim.
HELMER UZMAN DOKTOR
IKEA!
Şahane.
İSVEÇ KAPLANI
- Sen kimsin be? - Hizmetliyim ben.
Burada herkes bana Bulder der.
Çalışmaya geldiğiniz bu ülkenin bir vatandaşıyım.
Detaylara boğma beni. Gel bakayım.
Al bakalım. Kur bunları.
Kolay gelsin.
Günaydın.
Günaydın.
- Günaydın. Merhaba. - Merhaba. Günaydın.
- Günaydın. - Günaydın.
- Günaydın. - Günaydın.
Günaydın.
İsmim Profesör Helmer ve...
Noel...
neşesini...
her yere...
serper...
No comments yet. Be the first to leave one.