The first 200 lines.
NETFLIX ORİJİNAL STAND-UP KOMEDİSİ
Hanımlar ve Beyler, Patton Oswalt.
Teşekkürler. Tamam, lütfen. Sağ olun.
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim!
Hepinize teşekkür ederim.
Lütfen! Aman yarabbi!
Teşekkür ederim! Vay canına!
Buralara geldiğiniz ve coşkunuz için teşekkür ederim.
Çok mutluyum.
Bu kadar keyifli olmanız beni gerçekten çok şaşırttı.
Hele de...
Beş dakika önce Twitter'da yazılanları görmüşsünüzdür.
Görmediniz mi?
Sahi mi?
Şaka, bir şey olmadı.
Ama dünyamız bu hâle geldi işte.
"Siktir, ne yapmış? Ne? Nasıl yani?"
Bence bu cümle, gasptan kurtulmak için
birkaç yıl işimi görür.
Mesela biri bana silah çekip cüzdanımı istese
"Al anahtarlarımı. Bitti bu iş. Twitter'a baksana" derim.
Herif "Ne?" derken kaçarım.
Böylece canımı kurtarırım.
Her sabah yaptığım şey şuydu:
Telefonun alarmı çalınca kalkıyordum.
Arayanlara, mesajlara, e-postalara baktıktan sonra Twitter'a bakıyordum.
Ancak ondan sonra kalkıp güne başlayabiliyordum.
Şimdi de aynısını yapıyorum. Alarm çalıyor.
Arayan, mesaj atan var mı? Peki. E-postalara bakalım.
Ama şimdi Twitter'a bakarken "Hassiktir!" diyorum.
"Ne yapmış bu?"
Twitter gündeminin ilk sıralarındaki her şeyi derhâl Trump'a bağlıyorum.
Hep de en kötüsü aklıma geliyor.
Köpek yavrusu görsem "Hepsini katletmiş.
Köpek yavrusu bırakmadı, kesin hepsini öldürdü" diyorum.
"Nasıl yaptıysa hepsini öldürdü."
Ne kadar yusuflamıştınız?
Hani birkaç ay önce Kore Yarımadası gündem olduğu zaman.
"Bu ne yahu?"
Bu arada, benim aklıma hemen nükleer savaş gelmemişti.
"Eyvah, televizyonda şöyle yapacak" dedim.
"Eyvah."
Sanki adam...
...Kore'de geçen MASH dizisini anlatacaktı.
Meğer nükleer füzeler havada uçuşacakmış.
Bilmiyorum ama...
Siktir.
Şu hâlime bakın! Rezalet!
Bu yıla kararlı başlamıştım. Forma girecektim.
Her gün egzersiz yapacaktım. Şekeri kesecektim.
Bu yılın ilk 19 gününde
bu konuda gayet azimliydim.
Derken ocak ayının 20'si oldu. Yemin töreni vakti geldi.
"Bırak ya, sokmuşum diyetine" dedim.
"Kahvaltıda dondurma yiyeceğim."
Acaba kaç alkolik, ayıklık nişanını göle atıp tekrar içmeye başladı?
O gün...
...Trump elini İncil'in üstüne koyunca
tüm ülke "Dört yıl sonra görüşürüz" dedi.
Sekiz kere sekti! Güzel.
Trump'ın sevilmemesinin nedenlerinden biri,
ülkemizin sandığımız kadar
gelişmiş ve uygar olmadığını
yüzümüze vurmuş olması bence.
İki kez Obama'yı başa getirdikten sonra
fazla havaya girmiştik.
"Teşekküre gerek yok, Dünya" filan olmuştuk.
"Ya, evet. Muhteşemdik.
2008 yılının Amerikası bu. Biz öncüyüz, evet.
Rica ederiz. Çok güzel. Muhteşem."
Sekiz yıl Obama'dan sonra,
donanımlı bir kadınla,
ırkçı, turuncu bir taşak kafalı arasında seçim yapma vakti geldi.
Ülkemiz kalkıp dedi ki:
"Bakalım, taşak kafalı ne diyecek.
Bilmem ki, belki bir yenilik getirir."
Siyah bir adamdan bir kadına geçemedik. O kadar uzun mesafe atlayamadık.
Bizim için Obama'dan Hillary'ye geçmek herhâlde,
ilk kez gökten serbest dalış yapıp yere indikten sonra,
daha yürek çarpıntınız geçmeden
birinin "Şimdi de kendimizi halatla boşluğa bırakalım" demesi gibi oldu.
"Benim bir hafta filan kanepede oturup
dizi seyretmem gerek" dedik.
"Kendimi öyle hemen boşluğa bırakamam."
İşte Trump, bizim kanepede oturup dizi seyretmemiz oluyor.
Anlaşılan Obama başkanken ülkenin büyük bölümü
"Siyah adam!" diyormuş.
Ağızlarındaki tat geçsin diye bir ırkçı lazımmış.
Bir kâse ırkçı sorbesiyle ağızlarının tadı değişti.
Er geç bir kadın başkanımız olacak
bu arada.
Ama... Arkadaşlar!
Sakin. Hayır!
Kadın başkanımız olacak.
Ama unutmayın, kadının görev süresi bittiğinde,
önümüze koyacakları iki aday herhâlde, iyi yetişmiş gey bir erkek
ve kotunun kıç tarafında delikler açılmış bir Ku Klux Klancı olacak.
Ülkemiz de "Bakalım, Klancı ne yapacak.
Bilmem ki, belki birkaç fikri vardır. Bir duyalım" diyecek.
"Herifin kıçı açıkta. Bu yeni bir şey.
Daha önce böylesini görmedim."
Trump'ı da anlıyorum.
Hoş görmüyorum ama anlıyorum.
Niye kendini ortaya attı anlıyorum. Bu işe niye girdiğini biliyorum.
Beyaz Saray muhabirleri yemeğine gitti.
Obama onunla alay etti. Kendi kendine dedi ki,
"Koltuğun benim olacak. Sokarım böyle işe. Benimle alay edemezsin."
Sonra 40 milyon dolar harcadı, bir yıl kıçını yırttı.
Başkanlık işini aldı ama iş berbat çıktı.
Sırf kininden başkan oldu.
Ben de sırf kinimden bir sürü dangalakça iş yaptım.
Sonra "Bu işi istemiyorum ki!" dedim.
Anlıyorum yani.
Bir düşünün, başkanlıktan önce şahane bir hayatı vardı.
Şahaneydi. Jetler, golf, fahişeler.
Durmaksızın eğleniyordu.
Şimdi oturup Lüksemburg Ticaret Bakanı'yla konuşmak zorunda.
Trump'ın Obama alay etti diye başkan olması
Rutgers Üniversitesi Filoloji Bölümü Başkanı'nın
David Lee Roth'la alay etmesi...
...bunun üzerine David Lee Roth'un, "İşini elinden alacağım"
demesi gibi bir şey.
Bir yıl boyunca bütün parasını bu uğurda harcadıktan sonra
taklalar atarak filoloji bölümüne daldığını düşünün.
"Karşınızda, Filoloji Bölümü Başkanı Diamond Dave!
Karıları ve kokaini getirin!"
Ama bölümdekiler, "Hayır, 16. Yüzyıl Alman şiirindeki
tekrarlama eksikliğini konuşacağız" diyor.
Dave geveliyor, "Ben...
Hiç mi yok?
Ama ben böyle hayal... Neyse."
Bu kadar Trump yeter. İstesem sabaha kadar...
Bu arada, bana diyorlar ki, "Komedyenler Trump başkan olduğu için
çok sevinmiştir. Bolca malzeme çıkıyor."
Evet, bolca malzeme çıkıyor.
Ama bu kadarı da çok fazla.
Bittik tükendik.
Trump başkanken komedyen olmak şöyle bir şey:
Kaldırıma çömelmiş bir deli düşünün.
Bir yandan sıçarken, bir yandan bağıra çağıra Hitler'i anlatıyor.
Aklınıza hemen kaldırıma sıçıp bağırmakla ilgili
çok komik bir espri geliyor.
Tam dönüp arkanızdaki insanlara bunu söyleyecekken
bu sefer bokundan Meksika şapkası yapıyor.
Siz kaldırıma sıçmakla ilgili şahane esprinizi anlatırken,
"O geçti. Arkana bak" diyorlar.
"Bokundan şapka yaptı. Buna espri yaz."
Siktir!
Son iki günde yaptıklarını esprilerimde kullanabilirim.
Ama yayınlanana kadar unutur,
"Bir dakika. O neydi?" dersiniz.
"Adam Noel ışıkları yandığında çükünü gösterdi.
Neden bahsettiğini anlamıyorum.
Ha, Paris işini diyorsun. Onu unutmuşum. Evet."
Sıçtığımın Donald Trump esprileri hemen bayatlıyor.
Hiç de öyle...
"Siktir! Atayım bunu."
Çok şükür, Trump bu ülkenin karşı karşıya kaldığı
çok önemli bir meseleye dikkat çekti.
Çözmemiz gereken çok büyük bir meseleye.
Neden bahsettiğimi anladınız tabii. Beyaz soykırımı.
Evet. Bu mesele gerçek. Bakın.
Eskiden biz beyazlar ülke yönetiminin yüzde 99,9'unda söz sahibiydik.
Son yıllarda bu oran feci düştü.
Yüzde 96,4 oldu.
Bu gidişle saf dışı bırakılacağız.
Şükürler olsun Trump güç durumdaki beyazların sesi oldu.
Bir beyazın "beyaz soykırımı" lafını kullanması
bayağı bir cesaret ister, değil mi?
Hele de bu lafı bir Yahudi'ye, Amerikan yerlisine
veya Afrikalı Amerikalıya söylüyorsa.
"Seni çok iyi anlıyorum, dostum.
Anlıyorum, evet.
Schindler'in Listesi 'ni izlerken de böyle olmuştu. Şahane bir filmdi
ama tam anlamıyla idrak edememiştim.
Ama sonra Güç Uyanıyor vizyona girdi.
Siyah bir Stormtrooper vardı. 'Vay be!' oldum.
Auschwitz'i şimdi anladım.
Çok iyi anladım.
O Stormtrooper başlığını çıkardığında altından siyah biri çıktığı an,
'Biz beyazlar, Amerikan yerlileri gibi yok ediliyoruz' diye düşündüm.
Aman Tanrım, seni çok iyi anlıyorum.
Irklar birbirine karışmamalı!"
Umarım tanıtımda bu lafı bağlamı dışında kullanmazlar. Çok tuhaf olur.
Cımbızlayıp...
"Patton Oswalt'ın yeni Netflix şovu yayında.
Irklar birbirine karışmamalı.
Eylülde ekranlarda.
Arka arkaya izlemelisiniz."
Feci bir şey.
İnsanlar hâlâ ırkların saflığına takmış durumda.
Bu arada, saf ırklar on dakika filan sürdü.
Yer kabuğu soğuduğu anda saf ırklar vardı.
Sonra herkes birbirini düzmeye başladı.
Şimdiki hâlimize geldik.
Bu arada, hiç gerçek bir beyaza rastladınız mı?
Veya mega Asyalıya?
Veya süper Afrikalıya?
İnsanın içi ürperiyor.
No comments yet. Be the first to leave one.