The first 200 lines.
Şu anda trans hâlinde.
Ama espri düşünmüyor.
Şu anda size okumakta olduğum cümleleri yazıyor.
Bunları okumayı kabul edeceğim, kırk yıl düşünse aklına gelmezdi.
Bu fırsatı boş laflarla çarçur etmek istemiyor.
Komedi dehası Dave Chappelle'in telesekreterine ulaştınız.
Ne yazık ki kendisi şu anda sizinle konuşamıyor ya da konuşmuyor,
o yüzden lütfen ayrıntılı bir mesaj bırakın.
NETFLIX ORİJİNAL STAND-UP KOMEDİSİ
Evet.
Sağ olun.
Çok sağ olun.
Teşekkür ederim.
Nasıl gidiyor?
Hepinizi bu akşam burada görmek güzel.
Sağ olun.
Sizi de görüyorum.
Geçin, oturun. Herkes rahat rahat otursun, kasmayın.
Tanrım. Teksas'a, Austin'e dönmek güzel.
Ekosenin tekrar moda olduğunu görmek de.
Buralarda tanıştığım çoğu adam
New Yorklu lezzolar gibi giyiniyor, gördüğüme sevindim yani.
Vay be! Teksas amına koyayım. Burası...
cidden güzel.
Epey güzel.
Geçen akşam Santa Fe'deydim
ve yavşağın teki bana muz kabuğu attı.
Evet, pek hoşuma gitmedi.
Atan kişi beyazdı tabii.
Beyazları suçlamak için değil. Söylüyorum sadece. Genellemiyorum.
Muz kabuğu fırlatmakla da kalmadı...
Önceden planlandığı belliydi.
Belliydi. Kabuk fazla kararmıştı. Anlıyor musunuz?
O muzu yiyeli epey olmuş şerefsiz herif.
Benim için bekletmişsin resmen.
Tüm seyirciler de beyazdı, o yüzden iş birden ürkütücü bir hâl aldı
ve herkes 12 Yıllık Esaret izliyormuşçasına bakmaya başladı.
Hepsi böyleydi...
Kim yapar lan bunu?
Sonra adamı gözaltına aldılar ki bu da...
Dedim ki, "Birileri nezarette götünü sikecek.
Farkındasın, değil mi?
Dave Chapelle'e muz kabuğu fırlattın, boru mu oğlum?
Bunun intikamını alacaklar."
Sonra basın aradı, "Bir beyanda bulunacak mısınız?"
"Beyan mı!
Muz kabuğu için mi, amına koyayım? Hayır!
Söyleyecek hiçbir şeyim yok."
Adam bana muz kabuğu atarak ünlü oldu lan.
20 yıl sonra çocuklarını yatırırken çocukları,
"Babacığım, Santa Fe'de o pis zenciye
muz kabuğunu attığın günü anlatsana," diyecekler.
"Bak, ne diyeceğim evlat. O siyahi pezevenk bunu hak etti.
Adını bir hafta öncesinde afişlerde görmüştüm.
Dedim ki, 'Tanışabilecek kadar ona yaklaşabilirsem...
o pis zenciye bir muz fırlatıp ona gününü...'"
"Muz-gate" oldu resmen. Ben...
Ben şikâyette bile bulunmak istemedim. Başıma daha önce de geldi.
Cidden. Muz değil be. Ohio'da yaşıyorum, tamam mı?
Birkaç kış önceydi.
Bunu alkışlayacağınızı düşünmezdim.
Pekâlâ. Eşi benzeri görülmemiş bir şey bu.
"Ohio mu!"
Neyse...
Beyazların arasında yaşıyorum.
Ohio'nun küçük bir kasabasında.
Kış vaktiydi ve birkaç gün önce kar yağmıştı,
sokaklarda büyük kar yığınları vardı. Kız kardeşimle yürüyordum.
Kardeşim ve çocukları, baştan aşağı
İslam'a uygun giyinmişlerdi,
bense Dave Chappelle kılığındaydım.
Bir şeylerden konuşarak yürüyorduk
ve bir araba hızla köşeyi döndü, camını indirdi
ve içinden birisi omzuma kar topu attı.
Ne olduğunu anlamamıştım. Bu neden yaşanıyordu?
Siyahiyim diye mi? Kız Müslüman diye mi? Dave Chappelle'im diye mi?
Anlayamamıştım. Ama belliydi ki bu da önceden planlanmıştı.
Çünkü kim sıcacık arabasında kar topu saklar amına koyayım?
Ama işin sonunu düşünememişti.
Çünkü köşeyi döndü ve kırmızı ışıkta kaldı.
Trafikte takıldı.
Ben de yolun ortasına koşup camına tıklattım.
"Dostum, biraz konuşabilir miyiz?
Çıkar mısınız? Konuşmak istiyorum."
Arabada dört beyaz genç var. "Sakin ol dostum." falan diyorlar.
"Sakin olun, sadece konuşmak istiyorum," dedim.
Bu klasik bir siyahi numarasıdır.
Aslında konuşmak falan istemiyordum. Ağızlarını yüzlerini kıracaktım.
Yani trafiğe takılırsanız
ve siyahi bir adam konuşmak istediğini söylerse
kapıyı açmayın.
Ben olsam bile. Gülümsüyor olsam bile.
"Sakin ol kanka ya. Sakin," diyorlardı.
Arka koltuktakilerden biri...
nedense arkadaşlarından daha ukalaydı.
"Sikerim lan böyle işi! İniyorum!" dedi.
Kapısına asılmaya başladım.
"Yardım edeyim şerefsiz. Dur, bir el atayım."
Camının açık olduğunu fark etmedim.
Tam göğsüme bir kar topu attı.
"Amına koyayım, siktiğimin zencisi!" dedi.
Sonra yeşil yandı ve basıp gittiler.
Ağzım kulaklarımdaydı.
Kardeşime baktım, "Plakayı aldım," dedi.
Çünkü birine kar topu atmak,
hafif bir darp suçu.
Ama atarken "siktiğimin zencisi" dersen
ağır nefret suçuna dönüşüyor.
Kardeşimle dans falan ediyoruz.
"Yavşak kodesi boylayacak!"
Fark etmemiştim ama ben elemana bağırırken
çevrede beyaz bir kalabalık oluşmuş, kasabada herkes beyaz olduğu için.
"Of," dedim içimden. Dayak yiyeceğim sandım.
Ama beyazlardan biri öne çıkıp "Bu hiç mi hiç hoşuma gitmedi.
Bu kasabada böyle şeylere yer yok.
Çevremde böyle şeylere tahammülüm yok benim."
Bir beyaz daha çıkıp "Evet! Benim de hoşuma gitmedi!" dedi.
Sonra ihtiyar bir beyaz gelip
"Genç adam, şikâyette bulunmak istiyorsan
ben de seninle gelip şahitlik etmek istiyorum," dedi.
"Benim için bunu yapar mısınız?" dedim.
Herkes "Hurra!" dedi. Ben de "Hadi arkadaşlar!" dedim.
Beyazları toplayıp Johnson'ı ziyarete giden
Malcolm X gibiydim.
Acayipti. Bir saat sonra, hepimiz karakolda oturuyoruz,
polis gelip dedi ki, "Bay Chappelle.
Birbirinin aynısı 16 ihbarda bulundunuz.
Plakayı kontrol ettik. İki genç, annelerinin arabasını almış.
Dört şüpheli nezarette, anneleri de burada.
Size bırakıyorum. Siz ne isterseniz.
Şikâyetçi olacaksanız prosedürü başlatırız.
Bay Chappelle, iyi misiniz?"
"Kusura bakmayın Memur Bey. Biraz şaşkınım.
Daha önce beyaz çocukların
kaderini tayin edebileceğim bir konumda bulunmamıştım.
Ama...
bu büyük bir yük efendim.
Gerçekten karar veremiyorum."
Sonra koridorda volta atan bir kadın gördüm,
dedim ki, "Bu..." Memur, "Evet, anneleri," dedi.
"Karar vermeden önce onunla konuşsam?"
Anneleri geldiğinde beni tanıdı
ve ağlamaya başladı.
"Tanrım. Olamaz. Hapse girmesini istemiyorum.
Çok özür dilerim. Onu böyle yetiştirmedim.
Mizahınızı ailecek çok severiz."
Dedim ki, "Hanımefendi, lütfen... Pekâlâ, bakın.
Ben de oğlunuzun hapse girmesi için can atmıyorum.
Ama bokunu çıkardı yani.
Ona yanlışını göstermek için, hapis kadar da ağır olmayan
nasıl bir şey yapabiliriz?"
"Bilmem ki. Siz ne diyorsunuz?" dedi.
"Hanımefendi, daha önce bu konumda bulunmadım.
A, aklıma bir şey geldi. Belki biraz fazla kaçabilir.
Ama belki siz... Siz birazcık...
bana sakso çekseniz. Birazcık sadece.
Boşalmayacağım.
Sadece yaptığınızı oğlunuza söyleyebileceğim kadar yapsanız yeter."
Şaka yapıyorum ya.
Şaka be. Bunu kimsenin annesine yapmam.
Belki çocuğumun annesine ama başkası olmaz.
Ebola da Teksas'a uğradı. Ziyarete geldi.
Dallas'ta bir adamı öldürdü. Beş gün boyunca ölümüne eridi adam.
Dallas'taki siyahi kardeşimize ne oldu?
"Gizli ilacı nerede?" dedik hepimiz.
Ebola'nın başlangıcını hatırlıyorum.
İki Amerikalı doktor Afrika'da yakalanmıştı.
Onları özel uçakla Atlanta'ya, Hastalık Kontrol Merkezi'ne götürdüler.
Onların hasta gördüğünü bile bilmiyordum.
Onlara, The New York Times'ın
gizli serum addettiği bir ilaç verildiği söylendi.
İçinde ne vardı, bilmiyorum. Tıpkı Albay Sanders'ın tarifi gibi.
Ama o götler kurtulmuştu.
Şükürler olsun ki o doktorlar sağlıklı.
Şu anda bir yerlerde bir Whole Foods süpermarketinde
sebzelere dokunuyor, geziniyorlar.
Her şey yolunda.
"Hey Frank. Nasılsın?"
"Duymadın mı? Geçen hafta Ebola kaptım. Ama şu anda iyiyim.
Gözlerimden ve anüsümden kan geliyordu, o yüzden endişeliydim
ama iyiyim."
Dallas'taki siyahi kardeşimize ne oldu?
Göğsüne Vicks sürüp yolladılar.
"İyi şanslar ufaklık."
Kurtulamayacağını biliyordum.
Hatırlıyorum.
Üzücüydü.
The New York Times'ta...
Ebola'nın yeni AIDS olduğunu söylediler.
Büyük bir şey, değil mi?
Ben eski AIDS'in hâlâ gayet güzel iş gördüğünü düşünürken...
yenisini çıkarmış adamlar.
Bunu yapmaları muhteşem değil mi?
Durduk yerde 1980'de bir hastalığın ortaya çıkıp
sadece zencileri, ibneleri ve keşleri öldürmesi garip değil mi?
Bu hastalığın, ihtiyar beyazların nefret ettiği herkesten
nefret ediyor olması inanılmaz bir tesadüf değil mi lan?
Bence ya Tanrı beyaz
ya da devlet AIDS'i disko toplarına saklamış.
Sadece eğlenceli insanlar AIDS oluyor.
No comments yet. Be the first to leave one.