The first 200 lines.
Lütfen sinyal sesinden sonra detaylı bir mesaj bırakın.
Selam Kye. Seni seviyorum demek için aradım.
Seninle konuşmayı çok isterim. Beni affedebilirsen ara da
sohbet edelim.
Bu çok hoşuma giderdi ve umarım iyisindir dostum.
Her gün seni düşünüyorum. Seni seviyorum.
Günaydın Avustralya.
Bugün 1 Şubat pazartesi. Ben Kerri-Anne Wright.
Ve ben Gordon Elliott. Günaydın ve hoş geldiniz.
BRISBANE PLANI BİR ŞEHİR STRATEJİSİ
ABORJİNLERE KARŞI POLİS ŞİDDETİ SONA ERMELİ
BOYARSAN ÖDERSİN
Brisbane.
Boktan bir hiçlikler şehri.
Boktan bir hiçlikler şehri.
Ben Anthony Lister. Bir tür ordu mahallesi olan
Keperra'da büyüdüm.
Brisbane'dan geldiğim için
kültürün ne olduğunu pek anlamadım.
Annemle babam ben...
...altı yaşındayken ayrıldı.
Babam gitti ve annemle bir daha hiç konuşmadı.
Annem üç oğlunu tek başına yetiştirmek zorunda kaldı.
Bunu yapabilmek için çok çalıştı.
Babamla sadece tekvando dersinde
tekme ve yumruk atmasını öğrenirken vakit geçirirdim.
Tavırlar daha fazla antrenmanla kazanılır.
Ne kadar yaparsanız o kadar öğrenirsiniz.
Dövüş sanatları fanatiğiydi.
Sadece eğlencesine mi yapıyorsun?
Hayır, benim için eğlenceden fazlası. Hayatımın bir parçası bu.
Tüm vaktini alırdı.
Kendini hobisine kaptırmıştı.
Küçük yaşlardan itibaren bana örnek olan bir erkek olmadı.
Okul çıkışı televizyonla
ve hazır makarnayla yetiştirildim.
Ama çocukken Bay Squiggle'ı gerçekten severdim.
- Çabuk ol. - Kara tahta, acele ediyorum.
Bu zormuş.
Hiçbir şey imkânsız değildir Bayan Jane.
Karşımda sihrin gerçekleşmesi...
Koala.
...heyecan vericiydi.
Babamın annesi ressamdı.
Bana resimlerinden bahsederdi ve yağlı boyaların kokusunu alırdım.
Gördüğüm her şeyi çizmem için beni teşvik ederdi.
Örümcek Adam'a bayılırdım.
Karakterlerin kendi versiyonlarımı çizerdim.
Bunun annemi heyecanlandırdığını görmek beni de heyecanlandırırdı.
"Burada neler oluyor?" gibi. Bambaşka bir dünya.
13 yaşıma bastığımda trenle şehre gitmeye başladım.
Rayların çevresindeki inanılmaz sanat eserlerini gördüm.
Yazıları okuyamıyordum ve kimin yaptığını bilmiyordum.
Nasıl yaptıklarını bilmiyordum ama hepsi çok güzeldi. Çok seviyordum.
O dönemlerde şehirde kaykaycılarla takılmaya başladım.
Arkadaşlarım liseyi zar zor bitirmişlerdi
ve ortalığı karıştırırlardı.
Valley AVM'sinde tanıştığım Mags,
elinden geldiğince
pervasız olmaya çalışırdı.
MAGNUS McTAVISH ARKADAŞ
O komikti ama ben daha komiktim.
Hayatımda "Siktir, birbirimizi anlıyoruz." diyebileceğim
çok az insan olmuştur.
Arkadaşımız yoktu. Dünyanın hâkimiydik.
Çocukken asit severdim. Her hafta sonu ve okulda
Red Dragon tabletlerinden alırdık
ve oturup keyfini çıkarırdık.
Sekizinci sınıfta, bizim sınıfa giden çok güzel bir kız gördüm
ve o an kendimi ona kaptırdım.
Sanırım Anthony'yi o beni fark etmeden önce fark ettim
çünkü çok utangaç bir kızdım.
Birlikte takılmayı ve çizim yapmayı severdik.
12. sınıfta lise balosuna gittik
ve asit takılmıştım,
tamamen uçuyordum ve sahte gözlüğümle gülümsüyordum.
Ama o, liseden sonra Paris'e gitti,
benim de üniversite işlerim başladı.
Öylece bitti.
Derken Datura oldu,
arkadaşlarımla Botanik Bahçesi'ne gidip onu bulduk.
Yerel bir bitkidir.
Onu topladık ve siktir,
benim dışımda kimse tamamen kafayı yemedi.
Neredeyse ölüyordum. İnsanlar kör olmuş bu bitki yüzünden.
Almadan önce bunu bilmiyordum. "Bedava asit." diye düşündük.
Beni çalıştığım yerin yakınındaki dükkânların çatısında buldular.
İç çamaşırlarımla oluklardan yaprak topluyormuşum.
Tüm komşuların bahçelerine çıkıp ne halt ettiğimi çözmeye çalıştığını
hayal meyal hatırlıyorum.
Birkaç hafta sonra, zehirlerin etkisi geçtiğinde,
ressam olmak istediğimi anlamıştım.
O andan sonra, ruhumun enerjisini ona verdim.
Derken üniversitedeki ikinci yılımda Anika ile yeniden birleştik.
Onu aradım ve takılmaya başladık.
Çok özeldi, anlıyor musunuz? Âşık olduk.
Kalbimin kapıları sonuna dek açılmıştı. Ona tapıyordum.
Birlikte uzun süre takılıyorduk,
sonra o işe gidiyordu,
ben de üniversiteye. Öyle şeyler.
Bir gün bana "Seninle konuşmalıyım." dedi.
Sana söylemem gereken bir şey var. "Neymiş?" dedim. "Hamileyim." dedi.
Korkuyordum. Anthony ise kendinden emin gibiydi.
"Bu harika." dedim.
Bebeğimiz oldu. Adı Kye.
Muhteşemdi. Öyle mutluydum ki.
Hiç paramız yoktu, bize destek olan kimse yoktu.
Bir an evvel kendime gelip aklımı başıma toplamamın vakti gelmişti.
Halk liderleri Brisbane'ın imajı konusunda endişeli.
Bugün nereye gitseniz, elinde bir kutu sprey olan birileri
etrafı işaretlemiş.
Brisbane Kurulu, graffitileri kamu binalarından uzak tutmak
ve aerosol sanatının yasal olduğu bölgelere
yönlendirmek için alternatifleri araştırıyor.
Ninem gazeteden bir kupür kesmişti. Gazetede bir şey yazıyordu,
"Sanatçılar, trafik sinyal kutularını boyamak için lütfen başvuru yapın."
10.000 dolarlık bir teklif için imza attım ve kazandım.
Benim için dünyalar demekti.
"Siktir. İş adamı oldum. Hadi ya." diyordum.
Gidip kutuları boyamaya başladım,
dış boyalar hakkında bir şey bilmeden kafama göre boyuyordum.
Yüzden fazla kutuyu boyamıştım ki
bir aydınlanma anı yaşadım.
Şehri güzelleştirdiğimi hissettim.
Ayrıca topluma da bir katkım oluyordu.
Kendimi şehrin bir parçası gibi hissediyordum.
Teşekkürler Brisbane Belediye Kurulu.
Hayatımın çok tatlı bir dönemiydi. Her şey basitti.
Ne yaptığımız konusunda en ufak bir fikrimiz yoktu.
O ilk yıllar
çok güzeldi.
Gerçekten şahaneydi.
Motivasyonu ve geçimlerini sağlama gereksinimi öncelikli motivasyonuydu,
onu ilk harekete geçiren bu oldu.
Orada oturup bekleyecek olursam
şehrimde bir şeyler olmayacağını bildiğimden
uluslararası sanatçılarla röportajlarla yapmaya başladım.
Böylece onlarla tanışabiliyordum.
Öne çıkan isim Max Gimblett'tı.
Onunla arkadaşlığım "New York'a gelirsen
beni bul." diyeceği kadar ilerledi.
New York fikri bana heyecan veriyordu.
Altı aylık bir bebeğimiz vardı,
her şey çok yeniydi ve tüm paramız dört bin dolardı.
Bir de boktan arabamız vardı.
Aramızda konuştuk.
"Bu dört bin dolarla ya yeni bir araba alırız
ya da bu işin peşinden New York'a gidebilirim." dedim.
"İşin peşinden git." dedi.
Onu seviyordum ve vizyonuna inanıyordum.
Ne düşündüğünü anlayabiliyordum.
Gitmesi doğal geldi çünkü Kye daha çok küçüktü. Evet.
Onu cesaretlendirdim.
Tek başıma New York'a gittim ve tam bir kültür şokuydu.
Hem de ne kültür şoku.
Bowery'de bir evsizler barınağının üstünde otururdu.
Tam bir kaostu.
Her gün onu ziyaret ederdim, sonra işe giderdim
ve Brooklyn'deki pansiyonuma dönerdim.
Ev özlemi çekiyordum.
Ceketimde Anika'nın saçını bulduğumu hatırlıyorum.
Onu ağzıma koyar, onunla uyurdum.
Onu öyle özlüyordum ki.
İnsanları özlemek bazen en acı verici şeydir.
Aileme dönmem gerektiğini biliyordum.
Eve geldikten kısa süre sonra yeniden hamile olduğunu öğrendim.
"Ah, harika." dedim.
Lola Lister adını verdiğim bir kızımız oldu.
O sırada annemin evinde yaşıyorduk.
West End'de oturmayı bırakmıştık.
Her şey mükemmeldi.
Lola. Merhaba bebeğim.
Evet, merhaba bebeğim.
Hepsi gerçekleşiyor.
Seni görüyorum. Öpücük.
Selam, ben Anthony Lister. Buralı bir ressamım.
Merhaba. Ben Anthony Lister. Nasılsınız?
Merhaba, ben Anthony Lister. Galerinizde sergi açmam için
görüşebilir miyiz diye aramıştım.
Hayatta kalma ve satacak işler yapma baskısı.
Bir sonraki çekin ne zaman geleceğini bilmiyorsunuz.
Hepsi inanç meselesi.
İkimiz de ailemizi ayakta tutmak için ne gerekiyorsa yapmaya razıydık.
İşte geldik. Nasıl geldik bilmiyorum.
Dört saat sürecekti ama uçakta gideceğimiz yeri
iyi bilen biriyle tanıştık.
Merhaba?
Ne düşünüyorsun Lola?
Ona gidip sanatçı olma özgürlüğü verdim.
Buna değdiğini görebiliyordum.
Bir sergi yapmak, bir solo sergi kapmaya çalışmak.
Benim yaşımdaki sanatçıların yaptığından farklıydı.
Bu adımları atmak bana doğal geldi.
Bugün cuma. Brisvegas'tayız. Bu gece gösterimiz var.
Yeni kurduk. Göreceksiniz.
Onca emeği görün. Bir sürü enerji içeceği ve punk müzik gerekti.
O sayede devam ederim.
İlk solo sergim 2001'deydi,
21 yaşındaydım ve Brisbande'daydı.
Ann Sokağındaki Fox Galerilerinde.
No comments yet. Be the first to leave one.