The first 200 lines.
SONSUZLUK HAVUZU
Kendini beyaz kumlu beyin ölümüyle
besleyemeyeceğini mi söyledin?
Ne?
Kendini beyaz kumlu beyin ölümüyle
besleyemeyeceğini söyledin.
Bu ne demek ki? Ben öyle demedim.
Dedin. Belki tam uyanamamıştın.
Yani aslında kahvaltı istiyor musun, diye sormuştum.
Gidip kahvaltı edelim mi, dedim.
Ama seni duydum...
Biz niye buradayız?
Bunun faydası yok. Bu aralar o kadar donuksun ki
uyuyor musun, uyanık mısın, onu bile anlayamıyorum.
Hey, buraya gel.
Hayır. Kahvaltı edelim.
Yok, boş ver kahvaltıyı.
Hayır, açık büfeyi kaçırmak istemiyorum.
Hadi. Belki omlet şefine yetişebiliriz.
Hanımlar ve beyler.
Bir dakika bana bakar mısınız lütfen?
Bazılarınızın bildiği üzere, Li Tolqa'da yağmur mevsimi yaklaşıyor.
Yerli halk için fırtınadan önceki bu dönem,
"Umbramaq" veya "Çağırma" olarak bilinir.
Geleneksel müzik, ziyafet
ve tabii ki hoşsohbet insanlarla kutlanılır.
Bu yüzden bu sabah
Umbramaq'a hoş geldiniz, deyip size "fet yegga" pigmenti,
yani kıyının rengini sürmek istiyorum
çünkü böylece hepimizin arasında dostluk bağı olduğu
ve mevsimin sonuna beraber yaklaştığımızı simgeleyeceğiz.
Bir de içinizden "ekki" maskesi almak isteyen varsa
hediye dükkânında hâlâ varlar.
Teşekkür ederim.
Teşekkür ederim.
Neredeyiz?
Bu senin fikrindi, unuttun mu?
Daha ilham gelmedi mi?
Teşekkür ederim.
Sanki açım, demiştin.
Tra-kla Adası şekillerine öğleden sonra bir tekne turu var.
Oraya gideriz
ve şehirde akşam yemeği rezervasyonu yaptırırız diyordum.
Çin restoranını deneyebiliriz.
Bünyem şehirde bir yemek daha kaldırmaz.
Düşüncesi bile fazla.
Orayı gerçek şehir sanan var mı?
Niye Çin restoranı var ki?
Ben gitsem olur mu? Seninle sahilde buluşuruz.
-Tabii, olur. -Tamam.
Kahretsin.
Bu ne ya?
Birisi tepki veriyor.
Galiba yerlilerden biri.
Sence ne demeye çalışıyor?
Tam burana uzun bir bıçak saplamak istediğini söylüyor.
Sen öldükten sonra da
cesedini havalimanına asıp diğer turistleri korkutacak.
Bana biraz aşırı geldi.
Li Tolqalılar aşırı duygusal insanlardır.
Kitabına bayıldım.
Pardon?
Sen James Foster'sın.
Kitabına bayıldım.
Yersiz mi konuştum?
-Seni zor duruma sokmak istemedim. -Hayır. Teşekkür ederim.
Yani kitabımı çok okuyan olmadı da.
Ben Gabi Bauer.
-James Foster. -James Foster.
Alban.
Bu James Foster.
-Merhaba, memnun oldum. Alban Bauer. -Alban. Memnun oldum.
Bayıldığım bir kitabın yazarı o. Değişken Kılıf.
Evet, hatırladım.
-Çok zekice yazılmıştı. -Evet.
James, bu akşam bizimle yemeğe katılır mıydın?
Seni birkaç gündür otelde görüyorum
ve seni tanımayı çok isterim.
Bu akşam Yangs'de rezervasyonumuz var.
Evet, bence iyi bir şeydi...
-Öğrenim deneyimiydi. -Peki, buyurun.
Başka bir şey alır mıydınız?
Yeterli bence.
Pekâlâ millet,
-lütfen afiyetle yiyin. -Teşekkürler.
Deneyiminizi daha güzelleştirmem için bana söylemeniz yeterli.
İlginç bir adam.
Evet.
Burası otel rehberinde
çok kültürlü yemek deneyimi olarak geçiyor.
Evet, bir deneyim olduğu kesin.
E, Alban, mesleğin nedir?
Mimarlık ama artık daha çok emekliyim.
Şimdi Los Angeles'ta Glass Pane isimli bir dergi yönetiyorum.
Fransız mısın?
Hayır. Öncelikle İsviçreliyim, Cenevre'denim.
Sonra Paris, sonra Los Angeles'lı.
Ben öncelikle Londralıyım, sonra Parisliyim.
-Orada tanıştık. -Öyle tanıştık.
Ama orada iş bulamadım, o yüzden Alban yanıma taşındı.
Peki sen ne iş yapıyorsun?
Aktrisim tabii ki.
-Gerçekten mi? -Harikadır.
Reklamlarda oynarım.
-Peki. -Bir LA şirketiyle sözleşmem var.
Beni yetiştiriyorlar.
Uzmanlığım doğallıkla başarısız olmak.
O ne demek? Doğallıkla başarısız olmak mı?
Bir görevde başarısız olmak için doğal görünen bir yol bulmak.
Oynadığım her reklamda
ürüne sahip olmadan asla yapamayan benim.
Ürünün bende olmaması düşünülemez.
Peki.
-Göster onlara. -Hayır.
-Ya göstermelisin. -Evet.
-Lütfen. -Görmek...
-Görmek istiyor musunuz? -Görmek istiyorum.
İşte.
O inanılmazdır.
İşte ben...
Ben... Yapamıyorum.
Ben nasıl...
Bu imkânsız.
-Kimse bıçakla ekmek kesemez. -Kimse.
-Hayır. -Kimse.
Bana BunChop lazım.
Evet.
-James, BunChop'a ihtiyacın yok mu? -Evet, senin ihtiyacın var.
Belli ki.
Her başarısızlık rolümü zihinsel ve fiziksel bulmaca olarak görürüm.
Biliyor musun? İkinci kitabını altı yıldır bekliyorum.
Doğru.
Yakında çıkacak mı?
Bakacağız.
Yanlış mı konuştum?
Yok. Bayağıdır kitap yazmıyor da.
Hayır. Üzerinde çalışıyorum.
Yazar tıkanması mı?
Belki yetenek eksikliğidir diye düşünmeye başladım.
-Hayır. -Evet.
Öyle deme. Lütfen.
Esasen buraya ilham bulmak için geldim.
Bir otele. Bu çok acınası bir durum.
Öyleyse geçimini nasıl sağlıyorsun?
Öğretmenlik mi yoksa...
Zenginle evlendi.
O da iyiymiş.
Bir sanatçının sponsoru olması iyidir, değil mi?
-Evet. -Tabii ki.
Bu gidişle gören beni hayır kurumu sanacak.
Ne oldu?
Yok, şey...
Bunu niye yaptığımızı anlamıyorum.
Bu insanları tanımıyoruz bile.
Dün geceyi onlarla geçirdik.
Demek istediğimi anladın.
Otelin sınırından çıkmamamız gerekiyor.
Burası fakir bir ülke. Bu onların hatası değil
ama suç oranları yüksek ve yabancıları hedef alıyorlarmış.
Belki şifalı bir gaspa uğrarsam sırtım biraz düzelir.
Hadi ama.
Bauer'lar gidiyorsa eminim güvenlidir.
Buraya her yıl geliyorlarmış.
Sen hayran kulübünü bulduğuna sevindin.
İllaki bir yerde olduklarını biliyordum.
Tamam mı? Tek bir gün.
Biraz değişiklik yapalım. Eğlenceli olacak.
Bu konuda özellikle dikkatli olmalısın
çünkü bu bagajda kırılabilir.
Selam!
-Selam. -Selam.
-Gelmişsiniz. -Evet.
Nasılsınız?
-İyiyiz. -İyiyiz.
-İyi uyudunuz mu? -Evet.
Sizi gördüğüme sevindim.
Bu Bay Thresh.
Bize bugünlük arabasını kiraya vererek jest yaptı.
Evet, şuraya kurulalım.
-Yardım edebilir miyim? Evet. -Sağ ol.
Güzel değil mi?
Evet. Herhâlde canım. Çok ama çok güzel.
Bebeğim, şemsiye lazım mı?
Sağ ol hayatım.
-Şarabı al. -Hadi.
-Bunu alayım mı? -Evet. Sağ ol.
James...
...bufalo sosisinden ister misin?
Yok, bir sosis daha yersem kusacağım.
Önce kusup sonra yiyebilir misin?
Tam ayarında piştiler.
Beni öldürecek misin?
Seni yemek için şişmanlatıyorum.
En son seni yiyeceğiz.
Gözlerinden yağ akmaya başladığında
seni biberiye ile kızartacağım
ve Em gerçek bir evlilikte olduğu gibi taşaklarını yiyecek.
Zaten yemediğim ne malum?
Ona baksana, hiç itaatkâr değil.
Gab?
No comments yet. Be the first to leave one.