The first 200 lines.
NETFLIX STAND-UP KOMEDİSİ
Tamam, teşekkürler.
Çok teşekkürler. Nasılsınız?
Nasıl gidiyor?
Teşekkürler.
Burada olmak güzel.
Çok güzel. Teşekkürler.
Sağ olun. Önce komik miyim, ona bir bakalım.
Bakalım komik miyim.
Nashville'de olmak güzel.
Şu hâlime bakın. Gidip kendime kovboy gömleği aldım.
Değil mi?
Çiftliklerinizden gelen
sizlerle uyumlu olmak için.
Ahırlarda yaşayan sizlerle.
Böyle mi yapıyorsunuz?
"Ben bir uygulama geliştiriyorum!
Web sitesi tasarlıyorum."
Of ya. Ne boktan bir dönemdeyiz.
Başkanlık seçimi öncesi bir gösteri çekimi yapmak tuhaf.
Bilhassa bu seçim öncesi.
Bu sefer ne olacağını kimse bilmiyor.
Biz nasıl oldu da bu ikisine kaldık? Tanrım.
Sanki American Idol' ın ilk haftası gibi.
"Sahi mi? Elimde sadece bunlar mı var?"
"Kabanını al!"
Artık bu kadın ne yapıyorsa.
İnanılmaz. Ya ırkçı bir budala olacak ya da şeytan.
Yapmamız gereken seçim bu.
"Yanına yaklaşıp kavrayacağım!
Kavrayacağım."
Pekâlâ.
Öyle mi yapıyorsun?
Manyak. "Bir duvar inşa edeceğim. Duvar inşa edeceğim."
İnsanlar cidden bunu yapacağını sanıyor. Sahi mi? Yapacak mısın?
Kaliforniya'dan Teksas'a kadar duvar mı inşa edeceksin?
Yapacak mısın?
Hiç o yolu kat ettin mi?
Ben kat ettim.
Los Angeles'tan 10 East yolundan çıktım.
İki gün süren bir yolculuk. Saatte 130 kilometre.
Sadece duvar, duvar, duvar.
Raising Arizona filmindeki
John Goodman gibisin.
Sürüyorsun.
Bu şeyi inşa etmek için kaç kez
hırdavatçıya gideceksin?
Gerçekten bunu yapabileceğini mi düşünüyorsun?
Özgürlük Kulesi.
Biz onu gerçekten istedik.
Yapmak neredeyse 15 yıl sürdü.
İnsanların yarısı bu lanet şeyi istemiyor.
Size söyleyeyim. Bu duvar bitince
bu ülke o kadar boktan olacak ki, o duvarı aşanlar biz olacağız.
"Dostum, onlarda gerçek şeker var!
Kolalarında gerçek şeker var!"
"Duyduğuma göre
diğer tarafta Orange Crush'ın tadı 1978'teki gibiymiş."
Gerçekten lezzetli olduğu o iki yılı hatırlıyor musunuz?
Evet. Bir o var, bir de Hillary.
Hillary ise tam bir mafya gibi.
Tam bir mafya.
Herkes onun emlakçı gibi giyindiğini düşünüyor.
Endişe edecek bir şey yok.
Aslında lanet olası bir mafya.
Onlara savaşlar verecek,
bebeklere mikroçip takacak,
nakdi azaltacak.
Bunu yapmayacak ama bu yöne doğru yöneltecek.
Suyu özelleştirerek... Su temel bir insan hakkı değil.
Şöyle...
O tür lanet bir gücün
peşine düşüldüğünde yapılan
bütün manyaklıkları yapacak.
Sizler de tüm şeytanlığınızı ufak bir kutuya koyacak
ve tüm olan bitenlerin farkındayken
öylece oturup sırıtacaksınız.
Siz, göbeğini kaşıyan adamla konuşurken
o, pantolonunu giyer, tek seferde tek bacak.
Hayır, bu inanılmaz.
Gerçek olamaz. Bilmiyorum.
Gelmiş geçmiş en kötü iki tercih.
Trump bu kadar ırkçı olmasaydı
"amcık kavrama" olayını kaldırabilirdim.
Beni ilgilendirmez.
Ben de her seçmen gibi bencilim.
Tamam mı?
Bu kadar ırkçı olmasaydı
beni biraz daha az korkuturdu
çünkü belli ki bir ahmak.
Öyle sersem ki, hiçbir şeyden paçayı kurtaramaz.
Bu bana neyi hatırlattı?
Law & Order izlerken
ilk 15 dakikada birini tutukluyorlarsa
size "Onu yakaladık!" diye düşündürtmek içindir.
Saatinize bakarsınız. "Bu herifin yapmış olması imkânsız.
Dizinin bitmesine 45 dakika var.
Bu herif olamaz.
Gerçek suçlu kim?"
İşte o anda lanet Hillary belirir.
Bilderberg Toplantıları'na gider.
Orada köylü gibi giyinip birbirlerini düzerler.
Değil mi?
Best Buy mağazası çalışanını kurban ederler.
Adamın yaka kartı için kavga ederler.
Değil mi?
Kimi seçersiniz? Benim bir fikrim yok.
Bu yüzden geride duruyorum.
Bunu kaldıramıyorum.
Duraklatmak istiyorum.
Bu seçimin olmasını istemiyorum. Bu yüzden gerilemedeyim.
İzlenebilecek en aptalca şeyi izliyorum.
Çocuklu kadınlara hitap eden
şu aptal sabah programlarını izliyorum.
Hiç kafa yormayan hikâyeleri var.
"Onu seviyorsunuz. En iyi dostunuz.
Peki siz evde yokken köpeğiniz ne yapıyor hiç merak ettiniz mi?
Bir sonraki video sizi şaşırtabilir."
Ben sadece "Beynimi bu aptal zırvalarla doldurun!" diyorum.
"Gerçekte olup bitenleri kaldıramıyorum."
"Ülkede genelinde eroin mi yaygınlaşmış? Siktir edin!"
Bugün Ulusal Taco Günü.
Tony's Taco'dan Tony bizlerle.
Tony, harika bir taco'nun sırrı nedir?"
"Her şey iyi bir tortilla ile başlar."
Onların krep yapmalarını izlemek gibi saçmalıklar.
Kadınların vücut sorunlarını konuşmaları gibi. Hep bunu konuşuyorlar.
En aptalcası da Hollywood hakkında konuşmaları.
"Hollywood'da imkânsız vücut imajları yaratıyorlar. Falan filan..."
Büyük beden aktris olayı.
Değil mi?
Şişkolar.
Değil mi? Büyük olay.
Şişman gibi davranılmaktan bıkmışlar.
Bu ne bilmiyorum.
Dergi kapaklarına çıkıp şişmanlıklarını gösteriyorlar.
Minicik kıyafetler giyiyorlar. Herkes onları gazlıyor.
"Tanrım! Bu çok cesurca!
Büyük cesaret ister!"
Cesaret istemez demiyorum
ama "cesur" sıfatını
biraz abartmıyor muyuz?
Elinde bir bebek ve yaşlı kadınla
yanan bir binadan çıkan
itfaiyeci görürsem ne yapacağım? "Aman Tanrım!
Şişman bir aktris gibisin.
Oynayacağı filmin reklamı için
dergi çekiminde soyunan
şişman bir aktris gibi."
Biliyorum, şişman insanlarla dalga geçmemek gerek.
Anlıyorum.
Ama sebebini bilmiyorum.
Neden? Onlar bir ırk değiller, bir din değiller.
Tedavi edilebilir.
Bir elma ye, yürüyüşe çık, tamam.
Bunca yaygara neden ki?
Ne diye beynimi yiyorsun?
Kurabiyeyi yiyen sensin.
Ben değilim.
Bu nasıl benim sorunum oluyor?
Tanrım! Senin yediğin hurmalar ancak seni tırmalar.
Yavaş yavaş kilo ver.
Abur cubur yerine
oraya marul koy.
Kilon azalacak
ve sonra benim tarafımda olacaksın.
Bana katıl. Benimle söyle.
Utan!
Değil mi?
Biliyorum, utanmanıza gerek yok.
Şişmanlıktan, sürtüklükten
utanmanıza gerek yok.
Utanmaktan utanıyorlar.
Sanki insanların hiç utanmaması gerekiyor.
Bu normal bir insan duygusu
ama sizin hissetmenize gerek yok.
Sadece bir diktatör gibi dolanın.
Hiç utanmayacak mısın?
Hiç kötü bir gece geçirip sabah uyandığında
aynaya bakamadığın olmadı mı?
Diş fırçalarken şöyle bakarsınız:
"Seni pislik."
Vay canına!
Senin için bile bu kötüydü.
Işıklar sönük, perdeler inik hâlde.
Ancak öğlen iki olduğunda
suratına bakabilirim
seni lanet bok.
Evet, hiç utanmaman gerek.
Yeni dünya böyle.
Gezeceksin, sakso çekeceksin,
kurabiye yiyeceksin
ve sen çıkıp gelince kimse bir şey demeyecek mi?
Kimsenin fikri olmayacak mı?
Yakında işler çığırından çıkacak.
Böyle bir şey yapmak kabalıktır
ama sempati göstermenin de bir sınırı var.
Umursayabileceğin bir sürü şey var.
Benim hayatımı değiştiren şey Hindistan'da çıktığım gösteri oldu.
Müthiş iyi insanlar ama orada gördüğüm bazı şeyleri hiç unutmam.
No comments yet. Be the first to leave one.