The first 200 lines.
Oh, kahretsin.
Alo?
Emma?
- Evet. - Tanrım, telefonu açtın.
- Ne istiyorsun? - Sadece şaşırdım, şey...
Evet, ben de.
Şey, ben...
Sadece konuşmak istedim, bilirsin, nasılsın diye sormak ve...
- Neden? - Şey, ben sadece...
Bak, biliyorum...
Her şeyi berbat ettim, tatlım
ve üzgün olduğumu söylemek istiyorum, tamam mı?
Senden ve annenden çok ama çok özür dilerim.
Ciddi misin sen?
Ne?
Neyin var senin?
Bir şey yok. Ben sadece... Şey...
Bunu duymak istediğimi nereden çıkardın?
Bunu bana neden şimdi söylüyorsun?
Hadi ama tatlım. Daha önce de defalarca aradım
ama açmadın ve ben... - Yani suç bende mi?
Hayır, kimsenin suçu değil. Kimsenin suçu değil.
Ben sadece, şey...
Ben buradayım. - Şimdi mi buradasın?
Şaka mı yapıyorsun? - Şaka yapmıyorum. Tamam mı?
Üzgün olduğumu söylemeye ve özür dilemeye çalışıyorum.
Hatamı düzeltmeye çalışıyorum.
Ve bence en azından söyleyeceklerimi dinleyebilirsin.
Söyleyeceklerimi dinlemezsen
nasıl özür dileyebilirim?
Em?
Emma, lütfen bana hâlâ orada olduğunu söyle.
- Değilim. - Emma! Kapatma!
- Defol git. - Lütfen kapatma.
Denedim.
Denedim, denedim.
Beni dinlemiyor.
Söyleyeceklerimi dinlemiyor.
Denedim.
Gerçekten denedim.
Dur, lütfen.
Yapma.
Dur.
Oh, hayır, hayır, hayır, hayır.
Bekle, bekle... Lütfen!
Hayır!
Hayır!
- Jocelyn. - Peder Lewis.
Tekrar teşekkür ederim. Çok güzel bir tören oldu.
Ne demek.
Bir şeye ihtiyacınız olursa, lütfen çekinmeyin.
- Teşekkür ederim. - Hanımefendi.
Hey, JC. Selam, çocuklar.
Geldiğiniz için teşekkürler. - Elbette.
Bir şeye ihtiyacın olursa, bize haber verin.
Teşekkürler.
Bu o mu?
- Evet, o. - Ha.
Gelmesine şaşırdım.
Evet, ben de.
- Selam tatlım. - Merhaba anne.
- Nasılsın? - İyiyim. Haber vereyim dedim...
...bitti.
Tören bitti.
- Tamam. - Evet.
Nasıldı?
İyiydi.
Ne kadar iyi olduğu gerçekten umurunda mı?
Yani, sanırım pek de önemli değil.
Ben sadece senin nasıl olduğunu merak ediyorum.
Ben iyiyim. Gerçekten.
Öyle mi? Maryland nasıl?
İki gün sonra ayrılacağım, ve bunu dört gözle bekliyorum.
Güzel cevap.
Seni görebilecek miyim?
Hayır. Tur başlangıcı için doğruca Dallas'a gidiyorum.
Hemen işe dönüyorsun yani.
Evet... iyi bir iş çıkarmam gerekiyor.
Maaşı çok iyi.
Tamam. Sadece kendini çok yorma, tamam mı?
Biliyorum.
Jocelyn'le konuştun mu?
Evet, konuştuk.
Öyle mi? Nasıl geçti?
Bilmiyorum, kısa sürdü.
Yarın beni görmek istiyor.
Neden?
Bilmiyorum. Sanırım biraz daha konuşmak için?
Bu iyi olabilir.
Şey, gideceğimi sanmıyorum.
Tamam. Yani, nasıl istersen öyle yap.
Bir anlamı yok gibi geliyor.
Anlıyorum. İnan bana, anlıyorum.
Ama unutma, o da onu kaybetti, Em.
Onun söyleyeceklerini duymak iyi olabilir.
En azından bu seferlik.
Bak, senin için en iyisi neyse onu yap, tamam mı?
Tamam.
Uçağın indiğinde beni ara, tamam mı?
Arayacağım.
Tamam. Seni seviyorum, Em.
Seni seviyorum.
Hey, dostum! Ne yapıyorsun?
Cenaze bitti, dostum. Burada olmamalısın.
Tanrım, dostum. Defol git buradan!
Yoksa polis çağırırız.
İnanılır gibi değil.
Ciddi misin? Hey!
Ne dedim ben sana?
Defol git buradan!
Paul? Polisi ara da gelsinler.
İnanılmaz bir şey.
Bu adamın daha iyi bir fotoğrafını bulamamışlar mı?
Paul. Ara şu lanet polisi.
- Jimmy, ne oldu? - 911. Acil durumunuz nedir?
Arkadaşım düştü ve kafasını çarptı.
Bilinci yerinde mi?
Hayır, nefes bile almıyor sanırım.
Tamam, efendim, konumunuz nedir?
Evet, şey...
Bayım?
Ambulans gönderebilmem için yerinizi bilmem gerekiyor.
Hey, bırak onu!
- Yanınızda biri var mı? - Evet.
Alo? Bayım? Hâlâ orada mısınız?
Bayım? Kimse var mı?
Yerinizi bilmem gerekiyor, efendim.
Size yardım ulaştırmalıyız.
Eğer beni hâlâ duyabiliyorsanız, lütfen hatta kalın.
- Özür dilerim! - Özür dilerim!
- Selam. - Selam.
İçecek bir şey ister misin?
Şimdilik iyiyim.
Gelmeye karar vermene çok sevindim.
Ve sonunda seninle...
resmi olarak tanışmak güzel.
Evet, bu...
Bu doğru.
Nerede kalıyorsun?
Patrick Caddesi'ndeki küçük motelde.
Uzak, değil mi?
Ucuz bir yer.
Anlıyorum. Buna içelim.
Evet.
Hayır mı? Kötü mü?
Lavabodaki saçların iyi olduğunu söyleyemem.
- Uzun saç mı kısa saç mı? - Kıl.
Evet. Tamam, sözümü geri alıyorum. Kötüymüş.
Arkasına çömelmiş kabloyu sarıyordum,
o da "Tabii, fotoğraf için poz veririm." dedi.
Sonra arkasını döndü ve pantolonunu
yere kadar indirip kıçını onlara gösterdi.
- Ne? - Bu arada...
yüzüm tam şeyinin hizasında. - Olamaz!
Yani, bir ton saçmalık.
Of, bu feciymiş.
Rock yıldızları işte.
Turnelerine katılmak için her şeyimi verirdim.
Sahne arkası teknisyeni.
Yani, tabii.
İyi ve kötü yanları var.
Seyahat edip harika şeyler görüyorsun.
Bazen çok yalnız kalıyorsun.
Ama bu beni rahatsız etmiyor.
Ben asla yapamazdım.
- Öyle mi? - Evet.
Benim gibi birine göre değil.
Bu ne demek oluyor?
Tüm hayatım uzun zamandır planlanmıştı.
Üniversitenin iletişim bölümünden mezun olmak.
Baltimore'a taşınmak,
annemin eskiden çalıştığı pazarlama şirketinde çalışmak.
Dave adında iyi ve dürüst bir adamla tanışmak.
- Evlilik sözleşmesiyle evlenmek. - Tabii ki.
Birden fazla çocuk yapmak.
Dave için daha az çekici bir hale gelmek.
Onun orta yaş krizi hobilerini desteklemek.
Ona kırılmak.
Onu aldatırken yakalamak, sonraki altı ayımı
onu öldürmeyi planlayarak geçirmek.
Çocukları üniversiteye göndermek.
Dediğim gibi, her şey planlandı.
- Lanet olası Dave. - Evet.
Lanet olası Dave.
Şey, hey, sana...
göstermek istediğim bir şey vardı.
İster misin bilemiyorum ama...
İstersin diye düşündüm.
Bunun çekildiği anı hatırlıyor musun?
Çok mutlu görünüyorsun. - Bunu nereden buldun?
Bu, şey...
O gece üstündeymiş.
Yani, bir anlamı olmalı, değil mi?
Onunla en son ne zaman konuştun?
Hatırlıyor musun?
Ne önemi var ki?
Ben... Seni üzdüysem özür dilerim.
Ne olmasını bekliyordun?
Bilmiyorum, ben...
belki konuşabiliriz diye düşünmüştüm.
No comments yet. Be the first to leave one.