Lucas Brothers: On Drugs

Lucas Brothers: On Drugs

Download Turkish Subtitle

Release info

Lucas Brothers On Drugs 2017 WEB anyformat-anygroup
A Commentary by psyking
These subs are synced for complete rips (that includes full netflix intro).

Tags

web
Published on: 2017-04-20
Downloads: 36
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Amerikan halkının bir numaralı düşmanı uyuşturucu madde kullanımıdır.

Bu düşmanla savaşıp onu yenmek için...

1971 YILINDA BAŞKAN NIXON UYUŞTURUCUYA SAVAŞ AÇAR

tüm olanaklarımızı kullanarak mücadele etmeliyiz.

Bu mücadeleyi verimli ve koordineli olarak yürütmek sorumluluk ve yetkimizdir.

BU SAVAŞTA SİYAHİLER HAPSE ATILDI

(BABAMIZ, BEŞ AMCAMIZ VE KUZENLERİMİZ DE DÂHİL)

VE UYUŞTURUCU BULMAYI ZORLAŞTIRDI.

Son olarak, mücadelemizin verimli geçmesi için

Amerikan halkı destek vermelidir.

BU YÜZDEN NIXON'I SİKEYİM!

NETFLIX ORİJİNAL STAND-UP KOMEDİSİ

Brooklyn, karşınızda Lucas Kardeşler!

- Etrafında dolandığım için pardon. - Yok, sorun değil.

- Siz nasılsınız? - İyi misiniz?

Keyifler yerinde mi?

- İyi. - Evet.

"Bu şeyler de ne lan?" diye düşünüyorsunuzdur.

Evet.

- Richard Nixon. - Evet. Richard işte.

Sör Richard. ABD'nin 37. başkanı.

Evet.

- Götün tekiydi. - Aynen öyle.

- Götün teki. - Evet.

Her gösteriye "Richard Nixon'ı sikeyim" diyerek başlamayı seviyoruz

- çünkü bizi motive ediyor. - Aynen öyle.

O zaman, Richard Nixon'ı sikeyim.

Siktirsin.

Ondan niye bu kadar nefret ettiğimizi merak ediyorsunuzdur.

Bir sebep: Uyuşturucuyla savaş.

Ya da bizim deyimimizle "Eğlenmek isteyen zencilere karşı savaş".

Aynen öyle.

Tek yapmak istediğimiz bu.

Beyaz kadınlar eğleniyor sonuçta.

Biz de eğlenebiliriz.

Biz zenciyiz.

Epey uyuşturucu kullandık, epey de bir eğlendik.

Aynen öyle.

Ama her tür uyuşturucuyu kullanamazsınız.

Olmaz. Her uyuşturucu eşit değildir.

Aynen öyle.

- Abraham Lincoln'ün sözü. - Evet dostum.

Her uyuşturucu eşit değildir.

Bir yıl önce ilk defa sihirli mantar denedik.

Evet.

Şöyle bir temel kural olmalı:

Sana benzeyen bir herifle sihirli mantar kullanmamalısın.

Güvenin bana.

- Çok acayipti. - Korkunçtu.

Çok garipti.

- Ottan şaşmamak lazım. - Evet.

Aynen öyle.

Biz çok ot içeriz.

Çalışırken ot içmek en sevdiğimiz şeylerdendir.

Çok hoşumuza gider.

Çünkü işten atılmanın kesin yoludur.

- İş hayatı, ota sıcak bakmaz. - Hiç.

Bir kablo şirketinde çalışıyorduk

ve her öğle aramızda ot içiyorduk.

Bir seferinde patron bizi yakaladı ve işten attı.

Gariptir ki bizi aynı anda,

aynı sebepten dolayı kovdu.

Böyle kovulmak istemezsiniz.

Çünkü sadece kovulmakla kalmıyorsunuz,

işten kovuluşunuzu 3D olarak izliyorsunuz da.

- 3D gözlük falan. - Çok berbat.

İkiz ayrımcılığıyla ilk karşılaşmamız değildi.

İlk değildi.

İkiz görünce insanlar ne yapacağını şaşırır.

- Aynen. - Çıldırırlar.

Süpermarkette Jell-O arıyorduk.

Evet.

Tam alacakken bir adam aniden çıktı

ve bize "Hey, Doublemint sakızınız var mı?" dedi.

Evet. Öyle dedi.

Biliyorum, çoğu insan bunu masum bir soru olarak görüyor.

- Ama ikizler için çok saygısızcadır. - Kesinlikle.

Herifi bir tartalım dedik.

Ve sanırım kızgın olduğumuzu gördü

ve olayı sakinleştirmeye çalıştı.

Bize dedi ki, "Hey, sizi kızdırdıysam kusura bakmayın.

Reklamlarda, ikizlerin yanında hep sakız oluyor da.

Doublemint sakız reklamlarında yani.

Ben de sizde vardır dedim."

- Ne boktan bir mantık. - Aynen.

Bu adam niye reklamları böyle ciddiye alıyor?

Her şeyde böyle mi yapıyor? Düşünsenize.

Evhamlı beyaz kadına gidip Progressive sigortası mı soruyor?

- Sevdim bunu. - Bir tane daha deneyelim.

Denesek mi? Tamam.

Beyaz bebeklere gidip E-Trade borsa tavsiyesi mi alıyor?

Komedyen olduğumuza seviniyorum dostum.

Kendimi başka bir işte göremiyorum

çünkü her şeyden kovuluyoruz.

İşsiz çok vakit geçirdik.

İşsizken yapılacak epey ilginç şey keşfettik.

Mesela Deion Sanders'ın hip-hop videolarını izliyoruz.

Bir tane var.

Bir videosu var, başa sarıp izliyoruz.

Ama klasiklerdendir. Yani o türün klasiklerinden.

Yani Deion epey sağlamdı.

- Zamanının ötesindeydi. - Aynen öyle.

Bunu başkasından duyamayabilirsiniz ama öyleydi.

Prime Time!

- Prime Time. - Prime Time.

Videoda bir şey diyor. Neydi o? Ne diyordu?

Çılgın bir doğaçlama ürünü.

"Kütüphane kartlarımı kredi kartına dönüştüreceğim." diyor.

- Ne demek, bilmiyoruz. - Bilmiyoruz.

Yalan yok. Bilmiyoruz.

İlk duyduğumuzdan beri ne demek olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

Aynen öyle.

Şaşırtıcı bir cümle olmasının birçok sebebi var.

Öncelikle, Deion Sanders'ın kitap okumadığını biliyoruz, değil mi?

Kitap okumaz.

Okumaz.

Ama okuduğunu ve kütüphane âşığı olduğunu varsayalım hadi.

Herkes bu prensiple hareket etseydi

Amerika iflas ederdi.

- Hem para da istiyor. Yani neden... - Bilmiyorum.

Şarkının adı "Must Be the Money".

Kredi kartından niye bahsediyor?

Para hakkında konuş işte. Kredi kartından bahsetmeye gerek yok.

Anlamıyorum dostum.

- Ot çekip düşünelim. - Tamam.

Pekâlâ.

- Ot içip düşününce buluruz. - Çözeriz olayı.

Çalışmanın en kötü yanı nedir, bilir misiniz?

- İş arkadaşları. - Kesinlikle.

- Sen de iş arkadaşım sayılırsın. - Ben de iş arkadaşın sayılırım.

İş arkadaşları ne berbattır. Televizyon dizisinde senaryo yazıyorduk.

- Boktan bir diziydi. - Boktandı.

Adını söyleyemeyiz çünkü dava açarlar.

Ama yazıyorduk işte.

Bir iş arkadaşımız sürekli şikâyet ediyordu.

Uzun bir gün geçirmiştik, 15 saat falan.

Adam da şöyle diyordu: "Bu işi artık yapamam.

Köle gibi çalıştırıyorlar dostum. Köle gibiyiz resmen."

Garip olan da şuydu ki son beş saattir falan konuştuğumuz şey

Steve Harvey'nin bıyığının ona yakışıp yakışmadığıydı.

Tek yaptığımız buydu.

Böyle köleliğe can feda.

Ama düşündürdü bizi.

Köleler, işlerinden nasıl şikâyetçi olmuşlardır, düşünsenize.

Hiç düşündünüz mü? Kesin şikâyet etmişlerdir.

- Bok gibi iş sonuçta. - Evet.

"Köle gibi çalışıyoruz." dememişlerdir

çünkü lüzumsuz bir laf olurdu.

- Doğru. - Evet.

Piramitte çalışan köleleri hayal ediyoruz.

Çalışıyorlar, kan ter içinde çabalıyorlar.

Günde üç... Günde kaç saatti?

- Günde 24 saat. - Günde 24 saat.

- Bir köle dayanamıyor. - Öfkeleniyor.

Sinirden kudurmuş, sağa solla sallıyor. "Sikerim be!

Bu firavun beni resmen...

yanımdakiler gibi çalıştırıyor.

- Harikaydı. - Teşekkür ederim.

Para, ot ve karılar.

- Rapçiler söyleyince güzel geliyor. - Aynen.

İsa peygamberin dirilince söylediği ilk üç kelime olsa daha da güzel olurdu.

"Para, ot ve karılar. Geri döndüm bebek.

Hadi insanlığı kurtaralım."

"Hadi Romalı öldürelim." diyecektim.

Güzel olurdu.

Romalıları öldürmedi ki.

- Hristiyanlar Romalıları öldürdü sanırım. - Evet, öyle.

Anladım. Özür dilerim.

Sorun değil. Bir sonraki sefere artık.

- Bir sonraki sefer olmayacak. - Doğru.

Parayla aramız kötü. Daha doğrusu eskiden kötüydü.

Eskiden parayla başımız dertteydi.

Bankalarla aramız hiç de iyi değildi.

Aynen.

İyi bir ilişkimiz yoktu.

Hem de hiç. Bir keresinde bankaya gidip hesap bakiyemize baktık

ve üç dolar olduğunu gördük.

- Kişi başı 1,50 dolar demek. - Aynen öyle.

En azından öyle düşündük.

Parantez içinde üç dolar yazıyordu.

- Bu da çok farklı bir anlama geliyor. - Evet.

Bankaya üç dolar borcun var demek.

Ama biz bunu ilk gördüğümüzde

banka, bizim son üç dolarımızı korumaya çalışıyor sanmıştık.

Fakir fukaralar için güç kalkanı sandık.

Evet.

Teşekkür etmek için ATM'ye Doublemint sakız verdik.

Amerika'nın asıl sorunu gelir eşitsizliği.

Bence sorun bu.

İnsanların aldığı maaşlar baştan yapılandırılmalı.

Mesela futbolcular garantili kontrata imza atar.

Yani mesela 100 milyon dolarlık kontratın 40 milyonu garanti altındadır.

- Bence öğretmenlere de böyle yapılmalı. - Kesinlikle.

Öğretmenler garantili kontrat imzalamalı. Zamanı geldi de geçiyor.

- Kesinlikle. - Evet. Tabii ki.

İşte bu yüzden, eğer hükûmeti düşürüp...

ikiz diktatörler olabilirsek

ilk yapacağımız iş bu olur.

- Biz... Ne yapardık biz? - Zorla toplarız.

- Bütün öğretmenleri. - Evet.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left