The first 200 lines.
KİRLİ HO
Zenginim!
Ustam.
Efendim, pek eğlendiniz. Yine gelin.
Hadi Çuihong, gel de ustaya hizmet et.
- Hanımlar birazdan gelir, bekleyin. - Patroniçe...
- Bir dakika. - Nasıl yardım edebilirim?
- İki kadın vardı, neredeler? - Birazdan gelirler.
- Gelin buraya. Çubing, Çuihong. - Tabii. Affedersiniz.
- Acele edin. He Usta bekliyor. Girin. - Tabii.
- He Usta. - Neden böyle geciktiniz?
Biz...
Özür dileriz.
- Kızmayın He Usta. - Geldiler ya, oturun hadi.
- İçkinizi ikram edeyim. - Geciktiğim için kusura bakmayın.
Bizi istediğiniz gibi cezalandırın.
- Önce bir şeyler yiyin. - Bence sorun yok
ama arkadaşlarım çok bekledi.
Affedersiniz. İçecek ikram edeyim.
Kalın bir dal, küçük, yeşil yapraklar. Çok hoş.
Hulu vazoya mavi çiçek desenleri çizmiş.
Ming Hanedanı'ndan. Çok hoş bir vazo.
Çuihong ile diğerleri nerede?
- Patroniçe. - Evet Wang Usta. Ne istemiştiniz?
- Çuihong nerede? - Affedersiniz. Hemen çağırıyorum.
Ben antikalara hayran hayran bakarken gelip gidiyorlar.
- Hiç hoş değil. - Evet.
Patroniçe, bu odayı ben tuttum.
Saçmalık! Benim de param yeterdi.
O yüzden değil. Wang Usta... Kendisinin...
- Yani kızlara param yetmez mi? - Öyle demedim.
- Öyle mi dedin? - Öyle demedim. Lütfen yanlış anlamayın.
Sakin olun.
- Ne bu gürültü? - Bir şey yok. Devam edin lütfen.
Altını alıp şarabı bitirebilirseniz altın sizin olur.
Sonra gidebilirsiniz.
Yapalım hadi.
Çok güzel.
Gerçek. Teşekkürler.
- İki tane daha var. Kim ister? - Ben.
- Daha çok altın. - Sıra bende.
- Hâlâ niye gelmediler? - Wang Usta, affedersiniz.
- He Usta orada altın külçesi dağıtıyor. - Altın külçesi mi?
Niye dağıtıyor?
Çuihong ile diğer kızların birer kadeh şarap içmesini istiyor.
Sonra da beş tael ağırlığında altın veriyor.
- Wang Usta, biz... - Önce oturun.
Bir külçe sadece beş tael eder. Bunlar, para havalelerim.
Her biri ne kadar ediyor bilin.
- Nasıl bilebiliriz? - Bir bakayım.
Ben söyleyeyim. En düşüğü on tael eder.
Ayrıca 15, 30 tael edenler de var.
Biri de 50 tael ediyor.
Şansınıza kalmış.
Durun. Daha kalabalık olursa daha eğlenceli olur.
Anlaşılmıştır.
Çuibing. Daha çok isterim.
- Çuibing, Çuihong, buraya gelin. - Ne var?
Wang Usta'nın yanına gidin. Havale belgelerinden çekiliş yapıyor.
- Ne çekerseniz sizin olacak. - Burada altın var.
Aptallar. Orada en az 10 ila 20 tael değerinde havale var.
En yükseği 50 tael.
- 50 tael mi? - Evet.
Çabuk.
Havaleler nerede?
Tamam. Hadi başlayalım.
- 20. - 15.
- 25. - Ne güzel.
Sadece 10.
Ya seninki?
- 30 mu? - Benimki de.
- Benim de. - Ya seninki?
10.
- Kahretsin! - Basit orospular işte!
Basit orospular.
Birinde 50 tael var. Çekin hadi.
Durun.
Çekiyor musunuz? Bu yığından ne çekerseniz
en fazla 50 taellik çekmiş olursunuz.
Vay! Çok güzeller.
Sadece bu inci küpe 100 tael eder.
100 tael mi? Gerçekten mi?
Dahası da var. Zümrüt, yakut, mercan...
Onlar daha da değerli.
- Bence seversiniz. - Evet, severiz.
Gelin.
Durun.
Mücevher mi? Bende de bunlar var. Bakın.
Çok güzeller.
Çekilin.
Demek sen de aynı işi yapıyorsun.
- Doğru. - Şirketin nerede?
Pekin'de. İlk kez güneye, Guangdong bölgesine geldim.
- Kuzeyde işleri böyle mi yürütürsünüz? - Bizim işimizde
malların gerçek olması dışında herhangi bir kural aranmaz.
Demek kuralsız iş yapıyorsunuz? Ne kadar iyi olduğunu görmek isterim.
Ne yapıyorsun?
Adam dövmek mi? Güneyde işler böyle mi yürür?
Silahsız gezmemelisin.
Kuzeyde biz oturup konuşarak iş yaparız.
Hadi oradan!
Durun!
Durun!
Durun! Kavga etmeyin!
Durun!
Çekilin.
Yapmayın!
Teknenin etrafını sarın!
Çekilin.
Durun!
Ne oldu Polis Bey?
Buradaki iki kutudan birinin birkaç gün önce hâkimin bürosundan
çalınmış olduğu ihbarı geldi.
Çalıntı mıymış?
Bu büyük kutu kimin?
Benim.
Küçük kutu kimin?
Senin mi?
- Konuş. - Benim değil.
Senin mi? Hepsini tutuklayın.
Benim.
- Doğru mu söylüyorsun? - Evet.
- Kardeşim, sarhoşsun. - Sen...
Mücevher işindeyim. Bu kutuları Pekin'den getirdim.
Nankin'den ya da Pekin'den gelmen beni ilgilendirmez.
Durun.
Kanıtım var.
Kanıtım bu.
Efendim.
Ayağımın altında bir şey yok. Aramana gerek yok.
- Tabii. - Wang Qinqin saygın bir iş insanıdır.
Toplanıp gidebiliriz.
Bu mücevherci epey uyanık.
Durun.
- Ne oldu? - Arkadaşım çok sarhoş.
Üstünde çok kıymetli şeyler var. Dışarıda gezmesi güvenli olmaz.
- Lütfen eve kadar kendisini götürün. - Tabii.
- Hadi gidelim. - Sarhoş değilim, iyiyim ben.
- Bu benim. - Çok sarhoşsun arkadaşım.
- Ben buna göz kulak olurum. - Yürü.
Sarhoş değilim. Bırakın beni.
Çekilin.
Wang Usta.
Alçak. Beni tongaya düşürdün. Sırf birilerini tanıyorsun diye ha?
Bir dahaki görüşümde öldüreceğim seni.
- Kendime geldim. - Geldin mi?
Evet, temiz havaya çıkınca çok daha iyi oldum.
- Emin misin? - Elbette.
Bakın! Köprü üstündeki ev benim.
- Emin misin? - Tabii ki. Göstereyim.
Bakın! Düz yürüyebiliyorum.
Artık gidebilirsiniz arkadaşlar.
Ne bakıyorsunuz? Defolun!
Gidelim.
Sarhoş değilim.
Pekinli düzenbaz seni! Sırf birilerini tanıyorsun diye bana numara yapma.
Burası Guangdong.
Şarabım güzeldir.
Patron Li, pek çok yer gezdim. Bütün şarapları tattım.
Ama ilk kez Guangdong'da yıllanmış şarap deniyorum.
- Evet. Ben de ilk kez kandırıldım. - Gelmişsin. He kardeş.
Niye böyle giyindin?
Bizim işimizde sık kıyafet değiştirilir.
Bunu da bilmediğini söyleme.
Patron Li, bu arkadaşım da mücevher işindeydi.
- Ama artık balıkçılık yapıyor. - Ulan! Sen var ya!
Nicedir görüşmedik He kardeş. Nasılsın? Otur lütfen.
Madem burada karşılaşan iki arkadaşsınız bizimle içki içmez misiniz?
- Şarap getirin. - Tabii.
Artık mücevherlerimi geri verebilirsin.
- Bugün iş konuşmayalım. - Evet, biz...
- Çömleği buraya koy. - Tabii.
- Buyurun. - İşte içtim. Mallarımı istiyorum.
Acele etme. Öyle hemen olmaz.
Falcı geldi.
Geleceğiniz hakkında istediğinizi sorun.
"On Bin Buda'nın Gazabı" yım.
Öde.
- Doldur. - Fal baktırmak isteyen var mı?
- Kutuyu niye getirmedin? - Üstümde mücevherle mi gezeyim?
- Nasıl yani? - Nasıl mücevher taşıyayım?
- Sessiz ol. Beni kutuya götür. - Tabii.
Demek bu engelli insanlar senin arkadaşların.
Çekil. Arkadaşı filan değiliz.
He Zhen.
"Engelli Dört Şeytan."
Evet, babamızın mücevherini çaldın. Geri ver.
Ama o da birinden çalmıştı.
Bir süreliğine ödünç aldım. Ne var bunda?
Alçak.
- Hayat çizgin kısa. - Körler el falı bakabilir mi?
Kör biri bile felaketten kaçamayacağını görebilir.
Buda'nın elinin ilk darbesi: "Buda'nın Hafif İlk Işını."
İkinci darbe: "Buda'nın Eli Dağları Oynatır."
Üçüncü darbe: "Buda'nın Eli Kalbe İşler."
Dördüncü darbe...
Herhalde "Buda'nın Eli Nöbet Geçiriyor" olsa gerek.
Beşinci darbe: "Buda'nın Eli Yelpaze Gibidir."
Bu numaraya kanmam. Beni gerçekten kör mü sandın?
Bak şuna! Sarhoş Yumruklar numarası çekiyor.
No comments yet. Be the first to leave one.