Dirty Ho

Dirty Ho (爛頭何)

Download Turkish Subtitle

Release info

Dirty Ho 1979 1080p WEB-DL
A Commentary by babaerenler

Tags

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
1080
Published on: 2024-01-06
Downloads: 26
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

KİRLİ HO

Zenginim!

Ustam.‎

Efendim, pek eğlendiniz. Yine gelin.‎

Hadi Çuihong, gel de ustaya hizmet et.‎

‎- Hanımlar birazdan gelir, bekleyin. - Patroniçe...‎

‎- Bir dakika. - Nasıl yardım edebilirim?‎

‎- İki kadın vardı, neredeler? - Birazdan gelirler.‎

‎- Gelin buraya. Çubing, Çuihong. - Tabii. Affedersiniz.‎

‎- Acele edin. He Usta bekliyor. Girin. - Tabii.‎

‎- He Usta. - Neden böyle geciktiniz?‎

‎Biz...

Özür dileriz.‎

‎- Kızmayın He Usta. - Geldiler ya, oturun hadi.‎

‎- İçkinizi ikram edeyim. - Geciktiğim için kusura bakmayın.‎

Bizi istediğiniz gibi cezalandırın.‎

‎- Önce bir şeyler yiyin. - Bence sorun yok

ama arkadaşlarım çok bekledi.‎

Affedersiniz. İçecek ikram edeyim.‎

Kalın bir dal, küçük, yeşil yapraklar. Çok hoş.‎

Hulu vazoya mavi çiçek desenleri çizmiş.‎

Ming Hanedanı'ndan. Çok hoş bir vazo.‎

Çuihong ile diğerleri nerede?‎

‎- Patroniçe. - Evet Wang Usta. Ne istemiştiniz?‎

‎- Çuihong nerede? - Affedersiniz. Hemen çağırıyorum.‎

Ben antikalara hayran hayran bakarken gelip gidiyorlar.‎

‎- Hiç hoş değil. - Evet.‎

Patroniçe, bu odayı ben tuttum.‎

Saçmalık! Benim de param yeterdi.‎

O yüzden değil. Wang Usta... Kendisinin...‎

‎- Yani kızlara param yetmez mi? - Öyle demedim.‎

‎- Öyle mi dedin? - Öyle demedim. Lütfen yanlış anlamayın.‎

Sakin olun.‎

‎- Ne bu gürültü?‎ ‎- Bir şey yok. Devam edin lütfen.‎

Altını alıp şarabı bitirebilirseniz altın sizin olur.‎

Sonra gidebilirsiniz.‎

Yapalım hadi.‎

Çok güzel.‎

Gerçek. Teşekkürler.‎

‎- İki tane daha var. Kim ister? - Ben.‎

‎- Daha çok altın. - Sıra bende.‎

‎- Hâlâ niye gelmediler? - Wang Usta, affedersiniz.‎

‎- He Usta orada altın külçesi dağıtıyor. - Altın külçesi mi?‎

Niye dağıtıyor?‎

Çuihong ile diğer kızların birer kadeh şarap içmesini istiyor.‎

Sonra da beş tael ağırlığında altın veriyor.‎

‎- Wang Usta, biz... - Önce oturun.‎

Bir külçe sadece beş tael eder. Bunlar, para havalelerim.‎

Her biri ne kadar ediyor bilin.‎

‎- Nasıl bilebiliriz? - Bir bakayım.‎

Ben söyleyeyim. En düşüğü on tael eder.‎

Ayrıca 15, 30 tael edenler de var.‎

Biri de 50 tael ediyor.‎

Şansınıza kalmış.‎

Durun. Daha kalabalık olursa daha eğlenceli olur.‎

Anlaşılmıştır.‎

Çuibing. Daha çok isterim.‎

‎- Çuibing, Çuihong, buraya gelin. - Ne var?‎

Wang Usta'nın yanına gidin.‎ Havale belgelerinden çekiliş yapıyor.‎

‎- Ne çekerseniz sizin olacak. - Burada altın var.‎

Aptallar. Orada en az 10 ila 20 tael değerinde havale var.‎

En yükseği 50 tael.‎

‎- 50 tael mi? - Evet.‎

Çabuk.‎

Havaleler nerede?‎

Tamam. Hadi başlayalım.‎

‎- 20. - 15.‎

‎- 25. - Ne güzel.‎

Sadece 10.

Ya seninki?‎

‎- 30 mu? - Benimki de.‎

‎- Benim de. - Ya seninki?‎

10.‎

‎- Kahretsin! - Basit orospular işte!‎

Basit orospular.‎

Birinde 50 tael var. Çekin hadi.‎

Durun.‎

Çekiyor musunuz? Bu yığından ne çekerseniz

en fazla 50 taellik çekmiş olursunuz.‎

Vay! Çok güzeller.‎

Sadece bu inci küpe 100 tael eder.‎

‎100 tael mi? Gerçekten mi?‎

Dahası da var. Zümrüt, yakut, mercan...‎

Onlar daha da değerli.‎

‎- Bence seversiniz. - Evet, severiz.‎

Gelin.‎

Durun.‎

Mücevher mi? Bende de bunlar var. Bakın.‎

Çok güzeller.‎

Çekilin.‎

Demek sen de aynı işi yapıyorsun.‎

‎- Doğru. - Şirketin nerede?‎

Pekin'de. İlk kez güneye, Guangdong bölgesine geldim.‎

‎- Kuzeyde işleri böyle mi yürütürsünüz? - Bizim işimizde

malların gerçek olması dışında herhangi bir kural aranmaz.‎

Demek kuralsız iş yapıyorsunuz? Ne kadar iyi olduğunu görmek isterim.‎

Ne yapıyorsun?‎

Adam dövmek mi? Güneyde işler böyle mi yürür?‎

Silahsız gezmemelisin.‎

Kuzeyde biz oturup konuşarak iş yaparız.‎

Hadi oradan!‎

Durun!‎

Durun!‎

Durun! Kavga etmeyin!‎

Durun!‎

Çekilin.‎

Yapmayın!‎

Teknenin etrafını sarın!‎

Çekilin.‎

Durun!‎

Ne oldu Polis Bey?‎

Buradaki iki kutudan birinin birkaç gün önce hâkimin bürosundan

çalınmış olduğu ihbarı geldi.‎

Çalıntı mıymış?‎

Bu büyük kutu kimin?‎

Benim.‎

Küçük kutu kimin?‎

Senin mi?‎

‎- Konuş. - Benim değil.‎

Senin mi?‎ Hepsini tutuklayın.‎

Benim.‎

‎- Doğru mu söylüyorsun? - Evet.‎

‎- Kardeşim, sarhoşsun. - Sen...‎

Mücevher işindeyim. Bu kutuları Pekin'den getirdim.‎

Nankin'den ya da Pekin'den gelmen beni ilgilendirmez.‎

Durun.‎

Kanıtım var.‎

Kanıtım bu.‎

Efendim.‎

Ayağımın altında bir şey yok. Aramana gerek yok.‎

‎- Tabii. - Wang Qinqin saygın bir iş insanıdır.‎

Toplanıp gidebiliriz.‎

Bu mücevherci epey uyanık.‎

Durun.‎

‎- Ne oldu? - Arkadaşım çok sarhoş.‎

Üstünde çok kıymetli şeyler var.‎ Dışarıda gezmesi güvenli olmaz.‎

‎- Lütfen eve kadar kendisini götürün. - Tabii.‎

‎- Hadi gidelim. - Sarhoş değilim, iyiyim ben.‎

‎- Bu benim.‎ ‎- Çok sarhoşsun arkadaşım.‎

‎- Ben buna göz kulak olurum. - Yürü.‎

Sarhoş değilim. Bırakın beni.‎

Çekilin.‎

Wang Usta.‎

Alçak. Beni tongaya düşürdün. Sırf birilerini tanıyorsun diye ha?‎

Bir dahaki görüşümde öldüreceğim seni.‎

‎- Kendime geldim. - Geldin mi?‎

Evet, temiz havaya çıkınca çok daha iyi oldum.‎

‎- Emin misin? - Elbette.‎

Bakın! Köprü üstündeki ev benim.‎

‎- Emin misin? - Tabii ki. Göstereyim.‎

Bakın! Düz yürüyebiliyorum.‎

Artık gidebilirsiniz arkadaşlar.‎

Ne bakıyorsunuz? Defolun!‎

Gidelim.‎

Sarhoş değilim.‎

Pekinli düzenbaz seni! Sırf birilerini tanıyorsun diye bana numara yapma.‎

Burası Guangdong.‎

Şarabım güzeldir.‎

Patron Li, pek çok yer gezdim. Bütün şarapları tattım.‎

Ama ilk kez Guangdong'da yıllanmış şarap deniyorum.‎

‎- Evet. Ben de ilk kez kandırıldım. - Gelmişsin. He kardeş.‎

Niye böyle giyindin?‎

Bizim işimizde sık kıyafet değiştirilir.‎

Bunu da bilmediğini söyleme.‎

Patron Li, bu arkadaşım da mücevher işindeydi.‎

‎- Ama artık balıkçılık yapıyor. - Ulan! Sen var ya!‎

Nicedir görüşmedik He kardeş. Nasılsın? Otur lütfen.‎

Madem burada karşılaşan iki arkadaşsınız bizimle içki içmez misiniz?‎

‎- Şarap getirin. - Tabii.‎

Artık mücevherlerimi geri verebilirsin.‎

‎- Bugün iş konuşmayalım. - Evet, biz...‎

‎- Çömleği buraya koy.‎ ‎- Tabii.‎

‎- Buyurun. - İşte içtim. Mallarımı istiyorum.‎

Acele etme. Öyle hemen olmaz.‎

Falcı geldi.‎

Geleceğiniz hakkında istediğinizi sorun.‎

"On Bin Buda'nın Gazabı" yım.‎

Öde.‎

‎- Doldur. - Fal baktırmak isteyen var mı?‎

‎- Kutuyu niye getirmedin?‎ ‎- Üstümde mücevherle mi gezeyim?‎

‎- Nasıl yani? - Nasıl mücevher taşıyayım?‎

‎- Sessiz ol. Beni kutuya götür. - Tabii.‎

Demek bu engelli insanlar senin arkadaşların.‎

Çekil. Arkadaşı filan değiliz.

He Zhen.‎

‎ "Engelli Dört Şeytan."

Evet, babamızın mücevherini çaldın. Geri ver.‎

Ama o da birinden çalmıştı.‎

Bir süreliğine ödünç aldım. Ne var bunda?‎

Alçak.‎

‎- Hayat çizgin kısa.‎ ‎- Körler el falı bakabilir mi?‎

Kör biri bile felaketten kaçamayacağını görebilir.‎

Buda'nın elinin ilk darbesi:‎ "Buda'nın Hafif İlk Işını."‎

İkinci darbe: "Buda'nın Eli Dağları Oynatır."‎

Üçüncü darbe: "Buda'nın Eli Kalbe İşler."‎

Dördüncü darbe...‎

Herhalde "Buda'nın Eli Nöbet Geçiriyor" olsa gerek.‎

Beşinci darbe: "Buda'nın Eli Yelpaze Gibidir."‎

Bu numaraya kanmam. Beni gerçekten kör mü sandın?‎

Bak şuna! Sarhoş Yumruklar numarası çekiyor.‎

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left