The first 200 lines.
Sanırım India'yı o gruba çeken şey
birleşik amaç duygusuydu.
Bu grup NXIVM'di
ve birleşik amacı da "Yönetim Başarısı" için
patentli "Rasyonel Sorgu" yöntemini kullanarak
kişisel gelişimdi.
Başlarındaki kişi Keith Raniere'ydi.
Raniere'nin dünyanın en yüksek IQ'lerinden birine sahip olduğu iddiası,
öğrencilerin onun duvardaki resmine selam vermesi
ve ona "Öncü" demeleri Catherine'i rahatsız etmişti.
Sonunda India yanıma gelip
"Anne, bu tam benlik." dedi.
Ağzım açık kaldı. Şok oldum.
Nihayetinde India NXIVM'e yüz binlerce dolar verdi
ve "Yönetim Başarısı" ndan daha sinsi bir şeye bulaşmış oldu.
Biri beni aradı
ve NXIVM içinde gizli bir grup
olduğunu söyledi.
İlk kez o zaman "DOS" terimini duydum.
"Dominus Obsequious Sororium."
Sözde kadınların güçlendirilmesini amaçlayan bir gruptu ama...
Bu Latince "kadın kölenin efendisi" anlamına geliyor.
Daha sonra bu kadınları damgaladıklarını öğrendim.
Damgalama DOS'a kabulün bir parçasıydı.
Yeni üyenin gözü bağlanır,
soyunması ve masaj masasına yatması istenirdi.
Diğer üç kadın bacaklarından ve omzundan tutar
ve şu söyletilirdi:
"Efendim, lütfen beni damgala. Bu bir onurdur."
Bu sembolün elementleri temsil ettiği söylenirdi
ama Keith Raniere'nin baş harfleriyle damgalanırlardı.
Tarihte NXIVM gibi binlerce grup doğdu.
Bunlar genelde tarikat olarak addedilen gruplardı.
Sayısını bilmek imkânsız
zira çoğu tarikat olmadığını iddia ediyor
ve tarikattakiler tarikatta olduğunun farkında değil.
Peki bir grubu tarikat yapan nedir?
Ve bazıları sıradan insanlara korkunç şeyleri
nasıl yaptırıyorlar?
Tanrı olacağım. Yanımda bir başkası olmayacak.
NETFLIX ORİJİNAL BELGESEL DİZİSİ
Bilgiyi herkesle paylaşmak istiyoruz.
Gerekli görülen her türlü yöntem kabuldü...
...çünkü cennetin çocuklarıydık
ve Tanrı bunu niye yaptığımızı biliyordu.
Waco ATF'ye karşı tanıklık edecek.
Bu oyuna devam ederseniz birileri zarar görecek.
Ailenizi değiştirmeniz ve eski kimliğinizi bırakmanız isteniyor.
Hayatta kalmak için tek şansınız bizimle gitmek.
TARİKATLAR
Sevgi iyileştirici bir devadır.
Peoples Temple o vakit eşsizdi.
Siyahiler, beyazlar, Kızılderililer ve Hispanikler vardı.
Hepimiz masum düşüncelerle katıldık:
"Peki, Jim bir ütopya istediğini söyledi. Ben de istiyorum."
Dünyayı iyileştirecek bir akıma katıldığımızı sanıyorduk.
Ama katıldıkları şey
dünyada modern tarikat fikrini tanımlayan şey olacaktı.
Sağ ol, canım.
1970'lerin sonunda grubun lideri Jim Jones Kaliforniya'daki Peoples Temple'tan
Guyana'nın ücra ormanlarına dek yaklaşık bin müride sahipti.
Amerika'yı zehirleyen şiddet ve ırkçılıktan uzak,
kendine yeten ütopya olarak yutturulan
Jonestown'ı kuracaklardı.
Burada mutlusunuz? Mutlu musun, Tom?
Evet.
Burada herkes mutlu. Bunu bariz olarak görebiliyorsunuz.
Endişeli akrabalar yetkililere baskı yapmaya başladı.
Jonestown'daki kâbusla ilgili broşür dağıttılar.
Dediklerine göre Jones "zihin programlama yapıyor"
ve onları "ülkü için ölmeye" şartlayacak "sahte toplu intiharlar" düzenliyordu.
Kaliforniya kongre üyesi Leo Ryan bunu araştırmak için Guyana'ya gitti
ve bir daha dönmedi.
Artık çok geç.
JIM JONES'UN SESİ
Kongre üyesi öldü, kongre öldü.
Barış içinde yaşayamıyorsak barış içinde ölelim.
Yaklaşık bin kişinin yer aldığı,
modern tarihteki en büyük toplu katliam-intiharın görüntüleri
dünyayı dehşete düşürdü.
Jim Jones'un söylediği her şeye inanan müritler
canlarına kıymıştı.
Bazıları vurulmuştu. Çoğu kendini zehirlemişti.
Boş potasyum siyanür şişeleri vardı.
Aileler hep birlikte zehir içmişti.
Cesetler arasında Temple'ın fanatik kurucusu
Papaz Jim Jones da vardı.
Jones onlara "Başka bir yerde buluşma vaktimiz geldi." demişti.
Karizmatik liderleri olan,
aşırı inançlara ve fanatik müritlere sahip tarikat adı verilen gruplar
tüm dünyada neredeyse her ülkede mevcut.
Ancak Jonestown'daki yıkımın büyüklüğü
"tarikat" sözcüğüne yeni bir korkunç çağrışım kattı
ve ABD'deki bilim insanlarının
bu yıkıcı grupların ortak noktasını
tanımlamaya yöneltti.
Üç ana özellikte mutabık kaldılar.
Tarikat başında karizmatik, otoriter
ve Tanrı gibi görülmek isteyen
bir liderin bulunduğu
bir grup veya sosyal harekettir.
Söylediklerinin doğruca Tanrı'dan geldiğine
inanmamız öğretildi.
Bizim tabirimizle "cemaatte"
o, Tanrı'nın temsilcisiydi.
Tarikatın ikinci önemli ögesi şudur:
Grubun bazen "düşünce reformu" denilen
bir tür telkin programı vardır.
Ya da zihin kontrolü.
Sanki işletim sistemi İncil'di
ve bunun üstüne tüm programlarını oraya yüklüyordu.
İnsanlar bunu kabul ediyordu
çünkü İncil'i kabul etmişlerdi. İncil'i sorgulamazlardı.
İnanmak zorundaydılar.
İster cinsel ister maddi olsun
bir sömürü var.
Üyeler bir şekilde sömürülüyor.
Sun Myung Moon bir görev için ne zaman aileme ihtiyaç duysa
tarikat liderinin istekleri
çocuklarından önce gelirdi.
Mesela babam.
Çocukluğumda yılın çoğunda evde olmazdı.
Ancak bu tarikat tanımında ufak bir sorun var.
İşlevsel bir söz olmasından ziyade bir değer yargısı.
Her büyük dinin her peygamberi karizmatik bir lider olarak görülebilir.
Din çalışmalarındaki en büyük espri
"tarikat artı zaman eşittir din" dir.
Tarikat kelimesi Latince "cultus" tan geliyor.
Anlamı "Sürmek veya işlemek."
Eski çağlarda tanrıların rızasını kazanmak için yapılan
sunu, adak ve tapınakları tanımlamak için kullanılmış.
Zamanla geleneksel olmayan dinler anlamına gelmiş.
Roma İmparatorluğu Museviliği bir tarikat olarak görüyordu.
Bazıları İslamiyetin belli versiyonlarını tarikat olarak tanımlar.
Günümüzde çoğu âlim "yeni din hareketi" veya "YDH" sözünü tercih ediyor.
Birçoğu da müritlerini sömürmek için değil,
dış tehdit karşısında hayatta kalmalarını sağlamak için çıkmış.
Kolektifin ta kendisi dünyanın saldırısı altındadır
ve kimliğini kurtarmanın tek yolu
bu karizmatik otoritenin liderliği altında bir araya gelmek
ve sıfırdan yeniden kurmaktır.
Nasıralı İsa Orta Doğu tarihinin
belki de siyasi ve sosyal açıdan en çalkantılı döneminde
yaşamıştır.
Bu çok şey anlatıyor.
İsa bizim bildiğimiz en az bir düzine Mesih'ten
yalnızca biriydi.
Yeni Din Hareketleri tarih boyunca çalkantılı zamanlarda
insanlara yol göstermek için doğmuştur.
Avrupa'da Rönesans hengamesinde ve kurumsal dinlere tepki olarak
birçok yeni din hareketi doğmuştur.
Hindistan'da tarıma geçişin yol açtığı sosyal karmaşa dolayısıyla
ve sonrasında İngiliz sömürgeciliğine tepki olarak ortaya çıkmışlardır.
Ancak bir ülke kuruluşundan bu yana yeni dinleri kucaklamıştır.
1600'lere dönersek
Amerikan kolonileri dinî radikaller için
güvenli bir liman olmasıyla nam salmıştı.
Bu yeni dinî coşkunun özellikle sardığı
ufak bir Amerikan bölgesi vardı:
Yanık Bölge olarak bilinen
Albany'den Buffalo'ya kadar uzanan arazi.
Yanık Bölge Mormonluğun,
Yedinci Gün Adventizmi'nin ve spiritüalizmin doğduğu yerdi.
Diğer birçok sosyal, siyasi ve dinî akım da burada doğmuştu.
Dinî boşluğun olduğu her yerde
kaçınılmaz olarak siyasi boşluklar da olur.
Jemima Wilkinson o bölgenin peygamberlerindendi.
Az kalsın tifodan ölmek üzereydi
ve sonrasında kendini kutsal ruhun reenkarnasyonu ilan ederek
adını Halkın Evrensel Dostu koydu.
Çoğu Amerikalı,
muhtemelen ilk kez bir kadının halk içinde vaaz verdiğini veya konuştuğunu görüyordu.
Bir tür Amerikan Sina dağıydı.
İnsanlar illa dinî olması gerekmeyen her türlü mesajı ve icazeti alıyordu.
Bu şablon kendini sürekli tekrarladı.
Sonra Yanık Bölge'nin ötesine yayıldı.
Mesela 1930'larda New York'ta
on binlerce insan Peder Divine adlı bir adamı
dünyadaki Tanrı addetti.
Tüm insanlık için yayın yapıyorum.
Peder Divine vatandaşlık hakları akımının
ilk öncüllerinden olarak görülebilir.
Peder Divine'ın ilk müritleri
vatandaşlık haklarını talep eden protestolara,
dilekçe ve mektup kampanyalarına katılıyorlardı.
Bu, o zamanlar Amerikan hayatında pek dillendirilmeyen bir talepti.
Ama bu çağrı, şiddete ve siyasi suikastlar dalgasına dönüşen
ırksal gerilimlerle sosyal karmaşanın olduğu yeni bir döneme dönüşecekti.
Çoğu kişi Vietnam savaşının haklılığını sorguladı.
Amerikalıların devlete güveni azalmıştı
ve yaklaşan nükleer yıkımın hayaleti
tüm ulusun kuşatılmış gibi hissetmesine yol açtı.
Bu, bir neslin yeni topluluklar ve alternatif anlam kaynakları
aramasına sebep oldu.
O zaman gördüğümüz şey
karizmatik liderlerin yükselişiydi.
Bazıları Amerikalıydı, çoğu da Doğu'nun geleneklerinden yararlanıyordu.
Bilhassa da Hindistan'da.
"Biz haklı azınlığız."
"Cevap bizde."
No comments yet. Be the first to leave one.