The first 200 lines.
İşte.
Madem hepimiz buradayız, fotoğraf çekilsek ya?
Aniden mi?
Ne yani, istemiyor musun?
Hayır, aşırı hoşuma gider!
Sessiz ve hassas bir çocuktu.
Çiftin biri çocuklarını lunaparkta kaybetmiş.
Seo Jun'u görünce evlat edinmeye karar verdiler.
Seo Jun, gel.
Seo Jun'un kaybolan çocuklarına çok benzediğini söylediler.
Sen Seo Jun'sun demek.
Senin annen ve baban olacaklar.
Memnun oldum.
Öğrenciyken arada bir buraya gelirdi.
Hep senden bahsederdi.
Benden mi?
Çok sevdiğim ve kıymet verdiğim bir arkadaşım derdi.
Bu arada, bu aralar nasıl?
Ondan sonra kendisinden haber alamadım.
=Blue Birthday= Çeviri: IDPeaceM
=Episode 4 Muadil Değişim Kuralı=
Uzun zaman oldu.
Sağ ol abla.
Bu arada...
...ne soracaktın?
Ne?
Seo Jun...
Evde nasıl bir çocuktu?
Kendi akranları gibi sıradan bir çocuktu.
Göründüğü gibi, kibar ve dışadönüktü.
Abla, aslında ben....
Ama Ha Rin...
...biliyor musun...
...Seo Jun'u, ailem evlat edinmiş.
Hepsi benim suçum.
Seo Jun'un başına gelenler.
Ne?
Ne zaman oldu bilmiyorum ama Seo Jun'un, bilhassa annemle...
...arası bozuldu.
Tam olarak benim eve döndüğüm senenin...
...Mayıs ayında başladı.
Uzun zamandır kaybettiğim ailemi bulduğum için mutluydum.
Ama Seo Jun...
...benim ani dönüşümü sindiremedi sanırım.
Seninle ilgili...
...gerçekleri öğrendikçe...
...on yıllık arkadaşın olarak...
...seninle ilgili tek bir şey bilmediğim için...
...kendimden daha çok nefret ediyorum.
Bugünden itibaren seni daha iyi tanıyacağım.
Ama...
Daha günlüğünü okumadım.
Film mi bitmiş?
Makine bozuk.
Yedi fotoğraftan başka da...
...bir şey kalmadı.
Neyse...
...ne pahasına olursa olsun...
...bu fotoğrafları kullanmadan seni hayat döndürmem lazım.
Haritada değişiklik olursa...
...o zaman...
Zamanda yolculuk değişik bir çınlamayla bitiyor.
Ondan önce hemen halletmem lazım.
Ne yapıyorsun?
Ne?
Ne yapıyorsun? Nereye yine?
Ben biraz...
Bana bak Ha Rin.
Efendim?
Ne yapıyorsun? Ne diye yanındaki arkadaşınla konuşuyorsun?
Öbür arkadaşlarını da rahatsız ediyorsun.
Hocam ben...
Lavaboya gitmek istiyorum.
Acil mi?
Evet.
Ben geçen sefer ne dedim?
Hatırlamıyor musun?
Söyle bakayım, ne dedim ben geçen sefer?
Elime bir bak, hatırladın mı?
Domuz ayağı.
Kim dedi onu?
Şunu demeyin dedim size.
Lavaboya gideceksen parmak kaldırıp sessizce söyleyeceksin.
Peki Ha Rin, sen parmak kaldırdın mı?
Hayır.
Sizden parmağını kaldıran olursa..
..arkadaşınız lavaboya gidebilir.
Arkasında duran parmak kaldırsın.
Bak ne oldu? Ne oldu?
Bir tane bile destekçin yok.
Yanındaki arkadaşın değil mi?
Hocam, cidden çok acil gitmem lazım.
Tamam, tamam.
O zaman şu soruyu çözeceksin.
Ondan sonra izin veririm.
Çok basit bir soru.
Söz, değil mi?
Tabii, ben sözünün eri bir adamımdır.
Ama bazen olmayacağınız tutuyor.
Kim dedi onu? Elime geçirmeyeyim bak!
Domuz ayağı mı dediniz?
Basit bir lise sorusu.
Tenefüste gideceğim.
Ha Rin'e destek.
El verelim.
Soruyu çözdükten sonra gider lavabosuna.
Şu yaşta lise öğrencisi olmak da işkence.
Çok zor bir soru da değildi.
Gayet güzel çözdüm zamanında ben!
Zamanında mı?
Yok ya, yok bir şey.
Salma.
Sonra bana yardım edeceksin.
Hemen salma kendini.
Neye yardım edecek mişim?
Ederim demedin mi?
Bana bak!
Unuttun mu yoksa?
Ne unutması?!
Aslında unuttum.
Bugün sadece vaktim var.
O yüzden bir daha unutayım deme.
Neydi ki?
Ui Yeong Kim.
Ne yapıyorsun?
Fotoğraf yarışması afişine bakıyordum.
Başvuru mu yapacaksın?
Ne alaka?
Geçen sefer hep beraber başvuracağız demedik mi?
Yine mi unuttun?
Gidip bir doktora görünsene sen?
Evet, bu ara bir haller var sende.
Aman!
Ne halleri varmış bende?
Gayet iyiyim ben.
Ciddi misin?
Tabii canım.
İyi o zaman.
Neyse, gecikeyim deme!
Yoksa külahları değişiriz.
Hiç geç kalmam.
Hani az önce sözün var diyordun ya...
Bayılacağım bak. Hadi yürü ya.
Bir şey bile düzgün gitmiyor.
Yalnız...
...ne fotoğrafı çekeceksiniz?
Ne gibi?
Fotoğraf yarışmasını mı diyorsun?
En geç yarın çekelim ki düzenlemesini yapıp başvuralım.
Yani.
Teması aile.
Gidip annemizin babamızın fotoğrafını çeksek olmaz mı?
- Sen de annenle babanın... - Yok.
Ben başka aile üyelerini çekeceğim.
Başka aile üyesi mi?
- Kurumi. - Kurumi mi?
Benim köpeğim Kurumi'den sevimlisi yok!
Anneniz homurdanınca havlayan köpeğiniz var mı?
Yok, değil mi?
Kıskanmayın.
Ha Rin Oh, sen?
Ben...
Ben...
Daha yiyecek misiniz?
Benim işlerim var, bana müsaade.
Nereye?
Ben de kalkıyorum.
Ne?
Ne zaman bitirdin de yemeğini?
Nasıl gerçek bir aile olunur?
Onlara yaklaşabilir miyim?
Düşüncesi bile beni korkutuyor ve zorluyor.
Zamanında hatayı ben yaptım.
Anne, bu akşam...
...müsait misin?
Başkası olsa eski kız arkadaşına mesaj atıyorsun sanır.
Ne?
Ödüm koptu.
Annene mesaj atacaksın, neyin tereddütü bu?
Tereddütten değil.
Ettin ya?
Atsam mı atmasam mı diye. Yazdın yazdın sildin.
Ne mesajıydı?
Özür mesajı işte.
Özür mü?
Yanlış bir şey yaptım.
Ver bakayım.
Telefonunu ver.
Niyeymiş?
Anneyle kavga etme uzmanıyım ben. Nasıl özür dilenir öğreteyim sana.
Gerek yok.
En zoru aileyle barışmaktır.
Yardım edeceğim ben sana.
Sen bana güven.
Bunu muhakkak halletmeliyim ki...
...bundan sonra yaralanma.
Nasıl yardım edeceksin peki?
Ver dedik ya şu telefonu.
Sen az önce...
Birini davet etmenin ilk kuralı...
No comments yet. Be the first to leave one.