The first 200 lines.
Gece kapıları kilitli tutalım
ve güvenliği iki katına çıkaralım.
"The Walking Dead" daha önce...
insanlar sıçma pantolonlarını yeniden giydiler
Dur. Onun sınırlarından biri bu.
Neden hâlâ sınırlara saygı duyuyoruz ki?
Onları unutabilir miyiz?
Söndürüp çıkıyoruz!
- Hadi gidelim! Hadi! - Acele edin!
Sınırda duman gördüm.
Düşmanlar. Onlara bir ders vermeliyiz.
Geri dönüyoruz.
Sınır tarafından geliyorlar.
Düzenli dalgalar halinde geliyorlar.
Bu o.
Eğitimini biliyorsun. Kilitle.
Daha fazlası geliyor!
Daha fazlası geliyor!
Güvenlik sağlanmadan uyumak akıllıca değil.
Evet.
Değil.
Eee?
"Eee" ne?
Güvenlik sağlandı mı?
Michonne, duyuyor musun?
Çeviri: Henok
Bir sonraki dalganın buraya varması ne kadar sürer?
Kuzeyden gelecek olan 1 saat güneyden gelecek olan 2 saat.
Kuzeyden gelen dalgalar bir çiftlik köpeğindeki pirelerden daha yoğun
ama güneyden gelen dağınık.
Öyle sanıyorum ki ,
gece yine savaşacağız.
Evet, onları daha fazla zorlayamam.
Görebiliyorum.
Üzgünüm. Çok yorgunum.
Hepimiz yorgunuz.
Hey, dikkat et.
Kuzey sınırına. Hemen.
- Aylaklarınızı geri çekin. - Bizim değil.
Evet, doğru.
Değil.
Biziz.
Sınıra gidin, silahlarınızı bırakın
ve bekleyin.
Ne için bekleyeceğiz?
Onu.
Pekâlâ!
Bu senin annen mi?
Hayır.
Öyle olduğunu sanmıyorum.
Neden bizimle konuşmak istedi?
Onun topraklarına girdiniz.
Tekrar tekrar. Bunun hesabını vermelisiniz.
Hiçbir şey yapmak zorunda değiliz.
Gitmeyeceğiz.
- Bu kötü bir fikir. - Zaten saldırı altındayız.
- Evet! -Evet! - Evet! -Evet!
Bu o değil.
Eğer ölmenizi isteseydi, sürüyü gönderirdi.
Tüm sürüyü. Böyle birkaç dalga değil.
Belki de öncesinde bizi yıpratmaya çalışıyordur.
veyahut, toplantının başında hepinize belirttiğim gibi,
uydu ve ateş inanması için makul bir neden var...
için makul nedenlerimiz var... - Ben artık şu lanet uydu ile ilgili
daha falza şey duymak istemiyorum Eugene!
Arkadaşlarım sizinkileri kurtarmaya çalışırken katledildi
ve kafaları kazıklara geçirildi.
Otobancılar adalet istiyor!
- Evet! -Evet! - Evet! -Evet!
Sizden tek duymak istediğim
bu ucubelerle sınırda buluşmak üzere
bizden bir düzine adamı götürüp bu kaltağı öldürmek
ve onun lanet kafasını uçurmak!
Kafasını keseceğiz!
Sonra da kellelerini kazığa geçireceğiz!
İyi misin?
Evet, evet, iyiyim, sadece biraz hava alsam iyi olur.
Alfa'nın sürüsünde kaç aylak gördün?
On binlerce.
Ooo.
Peki...
Onları yok etmek için planınız nedir?
Laf olsun diye sormadım.
Yok.
Ah.
Başka birinin var mı?
Eğer o sürüyü üstümüze salarse, işimiz biter!
Şu anda tek istediği konuşmak.
Ve biz de gidip onu dinleyeceğiz.
Şimdi, biz bunu yaparken, buradaki herkesin kuzeyden ve güneyden
gelecek olanlara odaklanması gerekiyor.
Yorgunuz.
Gerginiz.
Ve gidişat daha da kötüleşecek.
Ama eğer birlikte hareket etmezsek
bunu atlatamayız.
Üç hedef, üç grup demektir.
Gabriel kuzeyden gelen dalgaya karşı
geçidi korumaya alacak...
Aaron yanına bir kaç birlik alıp
güney dalgasını kontrol altında tutacak,
ve dalgalar duvarımıza çarpmadan onları parçalayacak.
Geriye bız kalıyoruz ve biz de sınıra gidiyoruz.
- Silahsız. - Gerçekten oraya silahsız mı gidiyorsun?
Başka seçeneğimiz yok.
- Biz iyiyiz. - Zaten asker sayısı az.
Elindekiler de yorgunlukla boğuşuyor.
Negan sadece temizlik görevinde.
Biz iyiyiz dedim.
Selam, Gabe.
Ben...
Hey, dostum, eğer senin için fark etmeyecekse
burada kalıp domatesleri toplamayı
ve cesetleri gömmeyi tercih ederim.
Dışarıda sana ihtiyacı var.
Evet, burada olmam gerekiyor,
özellikle de böylesi bir günde.
Yani diyorum ki, etrafına bir bak... herkesin siniri tepesinde,
derileri kızaracak kadar kızgın,
ve ödleri boklarına karışmış.
Sana söyledim, bu nefret dolu
dolu titreşimlerin beni yok etmesini istemiyorum.
Aaron bu. O bir aziz gibidir.
Bak, sadece burada kalmak istiyorum.
Bana böyle sağlam davranabilir misin, Gabe?
Sen savaşabilirsin.
Senin de savaşçıların az.
Fıstık ezmesi, jöle ile tanış.
Onu götürüyorsun. Tartışma bitmiştir.
Peki...
Bu harika.
Helal olsun sana, güdük kolunu iyi kullanıyorsun.
Oh.
Bak sen.
Tanrım.
Bırak onu.
Hadi ama.
Tanrı'nın bunu buraya koymasının bir sebebi olduğuna eminim...
bana yardım etmek, sana yardım etmek...
- Bırak onu. - Bak, ikimiz de bu süpürge
sapının kesmediğini biliyoruz.
Ben işleri yoluna koymak için çabalıyorum ve ,
ve ben düşündünüz adam değilim...
Üç kişi geliyor.
Senden yana geliyorlar.
Doğru, tamam.
Ben varım patron.
İyi misin?
Bana ...bir dakika verin.
Benimle geldiğin için teşekkürler.
Ben... Gece boyunca kalabilirim.
Geri dönmek istiyorsun, değil mi?
İyiyim ben.
Dikkatli ol.
İnsanlarımız arasında tek bir kural vardı.
Tek bir yasa.
Olduğunuz yerde kalacaksınız.
Ama siz yasayı çiğnediniz.
O yangın topraklarınızı yok edecekti.
Ateşi doğası yanmaktır.
Bizim doğa ile bir çatışmamız yok.
Topluluklarımızdan birini yok edebilirdi.
Arkamıza yaslanıp bunun olmasına izin veremezdik.
Bunu neden anlamıyorsun.
Sınırı bir kez geçtik.
Üç kez.
Yangın sırasında, benim topraklarımda dolaştınız.
Ve kış fırtınası sırasında, benim topraklarımda dolaştınız.
Nehir boyunca yaptığınız arama sırasında,
sen ve metal kollu adam topraklarımda dolaştınız.
Bu üç kere eder.
Sizi her zaman izliyoruz.
Sınırımı geçmenle ilgili sana ne demiştim ben?
Cezalandırılmanız gerekiyor.
Ama...
Şartları göz önünde bulunduruyorum.
Bu sefer kan dökülmeyecek.
Peki ne istiyorsun?
Toprak.
Vadiye dökülen dere.
Artık yeni güney sınırınız orası.
Kuzeydeki yeni sınırı işaretleceğiz.
Bu avlanma sahamızı bölecektir.
Burada durup bunu dinlemek zorunda değiliz...
Carol!
"Bu"...
neyi?
- Bu saçmalığı. - Bu kadar.
Hadi. Bitiriyoruz.
- Hadi gidelim. - Bitmedi.
Onun gözlerini ayaklarıma indirene kadar bitmez.
Benden korkmalısın.
Korkmuyorum.
Sana bakıyorum ve hiçbir şey hissetmiyorum.
Bu doğru mu?
Sarışın çocuk...
Kafasını koparmadan önce adını haykırdı.
Dur. Dur!
Özür diliyorum...
arkadaşımın yaptıkları için.
No comments yet. Be the first to leave one.