The first 200 lines.
THE KILLERS
Ketçap.
Ne alýrsýnýz beyler?
Bilmiyorum. Sen ne alacaksýn Al?
Ben de bilmiyorum.
Elma soslu ve patates püreli kýzarmýþ domuz filetosu alacaðým.
- Daha hazýr deðil. - O halde niçin menüye koydun?
Akþam yemeðinde çýkacak. Saat 6:00'da yiyebilirsiniz.
Saat on dakika ileridir. Akþam yemeði daha hazýr deðil.
Saati boþ versene. Yiyecek neyin var?
Size çeþitli sandviçler verebilirim.
Pastýrmalý ya da jambonlu yumurta, ciðer, biftek...
Tavuk kroketi, yanýna da kremalý sos...
...yeþil bezelye ve patates püresi alacaðým.
O da akþam yemeðinde çýkacak.
Ýstediðimiz her þey akþam yemeðinde çýkýyor. Böyle mi iþ yapýyorsun?
- Size jambonlu yumurta, pastýrmalý yumurta... - Jambonlu yumurta alacaðým.
Bana da pastýrmalý yumurta.
- Bir jambonlu bir de pastýrmalý yumurta. - Geliyor!
- Ýçecek bir þeyin var mý? - Soda, bira, zencefil gazozu ya da...
Ýçecek bir þeyin var mý diye sordum.
Hayýr.
- Burasý ne hoþ bir kasaba. Adý nedir? - Brentwood.
Brentwood adýný daha önce hiç duymuþ muydun?
Akþamlarý ne yaparsýnýz burada?
Akþam yemeklerini yerler.
Hepsi buraya gelip o büyük akþam yemeklerini yerler.
- Çok doðru. - Kendini zeki sanýyorsun, deðil mi?
- Evet. - Ama deðilsin. Deðil mi Al?
Aptalýn teki.
Hey sen, adýn ne?
Adams. Nick Adams.
- Bir zeki çocuk daha. - Kasaba zeki çocuklarla dolu.
Bir jambonlu bir de pastýrmalý yumurta.
- Hangisi sizin? - Hatýrlamýyor musun zeki çocuk?
Neye gülüyorsun?
- Hiçbir þeye. - Komik bir þey mi gördün?
- Hayýr. - O halde gülme.
Olur.
- Olduðunu düþünüyor. - Tam bir düþünür.
Tezgahtaki diðer zeki çocuðun adý neydi?
Unuttum.
- Hey. - Evet?
Tezgahýn arkasýna geç.
- Ne? - Beni duydun.
- Neden ki? - Bir nedeni yok.
Arkaya geçsen iyi olur zeki çocuk.
Mutfakta kim var?
- Sadece aþçý. - Buraya gelmesini söyle.
- Siz nerede olduðunuzu... - Kafaný kullan! Aþçýya buraya gelmesini söyle.
- Sam. - Evet?
Buraya gel.
Ne vardý?
O ve zeki çocukla mutfaða geçiyorum.
Siz ikiniz arkaya geçin.
Biri gelecek olursa aþçýnýn izinli olduðunu söyleyeceksin.
Bütün bunlar ne demek oluyor?
Hey Al, zeki çocuk neler olduðunu bilmek istiyor.
- Niçin söylemiyorsun? - Sen ne olduðunu sanýyorsun?
- Bilmiyorum. - Ne düþünüyorsun?
Bir þey diyemeyeceðim.
Hey Al, neler olduðu hakkýnda bir þey diyemeyeceðini söylüyor.
Hey, sen. Buraya gel.
Sana ne olacaðýný söyleyeyim.
Ýsveçliyi öldüreceðiz.
Karþýdaki benzin istasyonunda çalýþan Ýsveçliyi tanýyor musun?
Pete Lunn mý?
Adýnýn öyle olduðunu söylüyorsa.
- Her akþam saat 6:00'da gelir, deðil mi? - Evet, gelecek olursa.
Bütün bunlarý biliyoruz.
Onu neden öldüreceksiniz? Pete Lunn size ne yaptý ki?
Bir þey yapmaya hiç fýrsatý olmadý.
- Bizi hiç görmedi bile. - Sadece bir kez görmüþ olacak.
Onu neden öldüreceksiniz?
- Onu bir dostumuz için öldüreceðiz. - Kapa çeneni. Fazla konuþuyorsun.
Zeki çocuðun keyfini yerinde tutmalýyým, deðil mi?
Daha sonra bize ne yapacaksýnýz?
Duruma göre deðiþir.
Bu önceden asla bilemeyeceðin þeylerden biri.
- Selam George. - Merhaba Fred.
- Yiyecek bir þey alabilir miyim? - Sam dýþarýda. Yarým saat sonra dönecek.
- Belki yemek için baþka yere gitsem iyi olur. - Üzgünüm.
Sorun deðil.
Bu çok iyiydi zeki çocuk.
Tam bir centilmensin.
Lunn bu akþam gelmeyecek.
- Niçin öyle düþünüyorsun? - Saat altýyý geçti.
Her zaman altýdan önce gelir.
Duydun mu Al? Zeki çocuk Ýsveçlinin geleceðini düþünmediðini söylüyor.
Üzgünüm ama hizmet veremiyoruz.
- Nedenmiþ o? - Aþçý burada deðil. Hasta.
O halde niçin baþka bir aþçý bulmuyorsun?
Burada bir yemek büfesi iþletmiyor musun?
Sen, zeki çocuk.
Ýsveçlinin bu akþam gelmeyeceði konusunda dürüst müsün?
- Evet. - Bizi kandýrmazsýn, deðil mi?
Altýya kadar buraya gelmemiþse gelmeyecek demektir.
Hayýr, kandýrmýyor.
Bizi kandýrmamasý gerektiðini biliyor.
- Hadi Al. - Arka taraftaki þu ikisine ne olacak?
Ve bu zeki çocuða.
- Sorun çýkarmayacaklar. - Öyle mi düþünüyorsun.
Tabi.
Çok þanslýsýn zeki çocuk.
Çok doðru.
Yarýþlarda bahis oynamalýsýn.
Tanrým.
Hayatta olduðumuz için seviniyorum.
Bu kasabada daha önce böyle bir þey yaþanmamýþtý.
- Bu hoþuma gitmedi. Hem de hiç. - Tamam geçti Sam.
Pete Lunn'ý öldüreceklerdi.
Yemek için geldiðinde onu vuracaklardý.
- Ýsveçliyi mi? - Evet.
Anlamýyorum. Niçin birileri Ýsveçliyi öldürmek istesin ki?
Benzin istasyonuna geçtiler. Büyük ihtimalle kaldýðý yerin adresini alacaklar.
Nick.
- Ýsveçlinin iþ arkadaþýsýn. Gidip onu uyarsan iyi olur. - Polise gidiyorum.
Önce Ýsveçliyi uyarsan daha iyi olur.
Ýsveçli!
Henry'nin oradaydým. Ýki adam geldi, beni ve aþçýyý baðladýlar.
Bizi mutfaða týktýlar.
Akþam yemeði için geldiðinde seni vuracaklarýný söylediler.
George gelip seni uyarmam gerektiðini düþündü.
- Bu konuda elimden bir þey gelmez. - Sana neye benzediklerini söyleyebilirim.
Neye benzediklerini bilmek istemiyorum. Geldiðin için sað ol.
- Polise gitmemi istemiyor musun? - Hayýr.
- Bu bir iþe yaramaz. - Yapabileceðim bir þey yok mu?
- Yapýlacak bir þey yok. - Kasabadan ayrýlamaz mýsýn?
Hayýr. Kaçýp durmaktan býktým.
Seni niçin öldürmek istiyorlar?
Yanlýþ bir þey yaptým, geçmiþte.
Geldiðin için sað ol.
Tamam. Önemli deðil.
Brentwood Polis Merkezi.
Þef þu an meþgul. Sizi daha sonra arayacaktýr.
Bana kalýrsa bu cinayetin Brentwood ile bir alakasý yok.
Bizi asýl ilgilendiren burada yaþayanlarýn can ve mal güvenliklerini saðlamaktýr.
Bu Lunn denen adam burada oturuyordu, hepsi bu.
Katiller kasaba dýþýndan geldiler ve sadece Lunn'u arýyorlardý.
Kasabada vurmak istedikleri baþka biri yok.
Kaçmayý baþardýlar.
Bundan sonra onlara ne olacaðý eyalet polisini ilgilendirir.
- Bizim kontrolümüzün dýþýnda. - Aradýðým buydu.
"Mirasçý: Mary Ellen Daugherty. Palms Oteli, Atlantic City." Akrabasý mý?
Daha kontrol etmedik.
Bir hatýra sanýrým.
Evet. Olabilir.
- Lunn hakkýnda ne biliyorsun? - Fazla deðil.
Buraya bir yýl kadar önce geldi.
Spruce Sokaðýnda Bn. Hirsch'un pansiyonunda kalýyordu.
Bildiðim kadarýyla hiç dostu yoktu. Yalnýz kalmayý tercih ediyordu.
Bayan Hirsch mektup aldýðýný bile hatýrlamadýðýný söylüyor.
Evet?
- Buradakiler deðildiler. - Kesinlikle.
Bu ikisi katilleri görmüþ. Lunn'ý aramak için Henry'nin yemek büfesine gelmiþler.
Açýk-açýk yemeðe geldiðinde onu öldüreceklerini söylemiþler.
Þans eseri o gece Nick Adams da oradaymýþ.
O ve Lunn benzin istasyonunda beraber çalýþýyordu.
Ýþe dönmem gerekiyor. Benimle iþiniz bittiyse gitsem iyi olur.
- Gidebilirsin. - Söylesene Adams.
Ýsveçli nasýl bir arkadaþtý?
Tamam Nick. Bay Riordan sigorta þirketinden.
Fena bir arkadaþ deðildi.
- Ýþyerinde iyi anlaþýr mýydýnýz? - Tabi, anlaþmasý kolay biriydi.
Sanýrým cesede bakacaðým.
Pekala.
Nick, Bay Riordan'ý Pluthner'a götürüp tanýþtýr.
Bay Pluthner bölge morgumuzun sorumlusudur.
Teþekkürler. Ben de Nick ile laflamak istiyordum zaten.
Yapabileceðim baþka bir þey varsa söylemen yeter.
Washington'dan Lunn'un parmak izi raporu gelir gelmez bir kopya istiyorum.
- Hemen yollarým. - Güzel. Bende kalabilir mi?
- Elbette, kalabilir. - Tekrar teþekkür ederim.
Söylesene Nick, Ýsveçliyi son gördüðünde...
Merhaba Nick. Senin için ne yapabilirim?
Mr. Pluthner, bu bey Mr. Riordan. Þef onu buraya getirmemi istedi.
Atlantic Sigorta Þirketi için çalýþýyorum.
Tri-States Oil firmasý çalýþanlarýný bize sigortalatýyor.
- Lunn da bu firmada çalýþýyordu. - Poliçe artýk ödenebilir durumda.
Sekiz mermi yemiþ. Onu nerdeyse ikiye biçiyormuþ.
- "Geçmiþte yanlýþ bir þey yaptým." - Efendim?
Bunlar Nick'e söylediði son sözlerdi.
Ne demek istedi merak ediyorum. "Geçmiþte yanlýþ bir þey yaptým."
Bilmiyorum ama bu bana uzun zaman önce olan bir þeymiþ gibi geldi.
- Nereden biliyorsun? - Söyleme þeklinden.
Çok uzun zaman önce gerçekleþen bir þeymiþ gibi.
- Ýsveçli yemeðini her akþam büfede mi yerdi? - Evet.
Katillerin geldiði gece neden oraya uðramadý merak ediyorum.
Birkaç günden beri evde yatýyordu. Kendini pek iyi hissetmiyordu.
- Neyi vardý? - Bilmiyorum.
Mide aðrýsý gibi bir þey.
Her þey geçen Salý günü baþladý.
Benzin istasyonundaydým.
Kapama saatinden bir saat kadar önce büyük siyah arabasý olan bir adam geldi.
Cadillactý sanýrým.
- Depoyu doldur. Etollü. - Tabi efendim.
Hey, sen.!
Yaðý kontrol et, olur mu?
Sorun yok.
Arka tekerleri kontrol et.
No comments yet. Be the first to leave one.