The first 157 lines.
Bu dizinin betimlemesi Kanal D tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
Aa! Aa...
Ahh!
Dağılın.
Tamponu ver, tamponu ver hadi.
Tut, tut, tut.
-Tamam komutanım, hazır. -Hazır.
İyisin yüzbaşım. Hem de çok iyisin.
Bu yaralara rağmen hayatta kalman, büyük mucize.
Ama şu şarapnel parçası, arada bir sana ağrı verecek.
Hazırlıklı olman lazım.
-Beni artık taburcu etseniz diyorum. -Bizden sıkıldın demek ha?
Haklısın tabii. Bak evlat...
...askersin, biliyorum. Dayanıklısın.
Beklediğimizden de çabuk toparladın kendini.
Kaybettiğin askerlerinin yasını tutuyorsun, tutacaksın da.
Ama artık bunu birine anlatman gerek ha?
Demesi kolay.
Onlar benim tek ailemdi.
Benim artık konuşacak kimsem kalmadı doktor bey.
Yılmaz oğlum, böyle düşünürsen işin içinden çıkamazsın.
Gözlerimi açıp ölmediğimi anladığım o an...
...onları hatırladım da...
Bakın doktor bey...
...sekiz aydır bu hastanedeyim ve söylediğiniz her bir kelimeyi...
...harfiyen yerine getiriyorum.
Doğru mu?
O zaman ömrümün geri kalanında da bundan daha iyi olamayacağımı bilin.
Ve lütfen artık beni buradan çıkartın.
-Yılmaz-- -Lütfen.
Hastaneden çıkınca bir planın var mı?
Var.
Hoş geldiniz. Buyurun.
Hayırlı işler. Ben, Şevket Usta'yı arıyordum.
-Benim. -Ha öyle mi?
Merhabalar. Ben Yılmaz Karabay.
Bu deniz feneri bekçiliği için geldim.
Oo... Evet, evet haberim vardı. Vardı da hemen bugün beklemiyorduk sizi.
Vakit kaybetmek istemedim.
Yol yorgunusunuzdur. Geçin oturun şöyle.
Yok, yok hiç zahmet vermeyeyim. Anahtar sizdeymiş, ben alıp kaçayım hemen.
Olmaz öyle şey oğlum, hazırlık yapman lazım.
Erzak, alışveriş. Orada bakkal yok biliyorsun.
Hem yarından önce fenere gitmek zor.
Yasin gel evladım.
-(Yasin) Efendim usta. -Koş kahveden bize iki çay kap gel.
Otur.
Sabah bana telefon geldi.
Gözünüz aydın, yeni bekçi geliyor dediler ama...
...yarından önce gelmezsin demiştim.
Peki, benim bu gece kalabileceğim bir pansiyon var mı yakınlarda?
Aa... Olmaz öyle şey. Bizim misafirimizsin.
Yok canım, ne misafiri? Şimdi ben rahatsızlık vermek istemem.
Ne rahatsızlığı evladım?
Hem Tanrı misafirine hizmet etmek ibadettir.
-Yoo, bakın gerçekten-- -Olmaz öyle şey.
Konu kapanmıştır. Bu gece bizim misafirimizsin.
Derya.
Taner.
Hoş geldin.
Asıl sen Köyceğiz'e hoş geldin güzellik.
Taner, sen var ya süpersin. Jet gibi yetiştin imdadıma.
Sen çağırırsan akan sular durur, biliyorsun.
Biliyorum, bilmez miyim?
Taner, benim sana çok önemli bir şey söylemem lazım.
-Neymiş bu kadar önemli olan? -Gel, oturalım önce.
Ee, hadi anlat.
Taner ben âşığım.
Hem de çok.
Toprak.
Merhaba Taner. Toprak Hecehan.
Taner.
Çok memnun oldum.
Yani şaşırdın tabii doğal olarak.
Yani.
Sen asıl şimdi söyleyeceklerimi dinle.
Ben buraya Toprak'ı babamla tanıştırmaya geldim.
Deryacığım sakin.
Taner aç mısın? Bir şeyler söyleyelim mi?
Ayy Taner pardon ya, ben heyecandan aklımdan çıktı. Kusura bakma.
Sağ ol, tokum.
Taner bak, ben babamın ne tepki vereceğini bilmiyorum.
Düşündüm taşındım ve dedim ki bu işin altından ancak Taner kalkar.
Vallahi...
...ne desem bilmiyorum Derya. -Babama mı?
Biliyorsun, babam seni oğlu gibi görür.
Senin sözüne güvenir öyle kestirip atmaz.
Yani nasıl söyleyeceğini de bilmiyorum artık.
Çiftliğe giderken, bir şekilde düşünüp halledeceksin.
Yani böyle çok apar topar oldu, biz de fakındayız.
Derya en doğrusunun böyle olacağını düşündü.
Senin için de bir sorun yoksa tabii.
Yok.
Ben Kenan babayla konuşurum, Derya.
Ben sana ne dedim?
Taner bu işi halleder dedim.
Sağ ol Taner.
O zaman sen buradan kalkarken, ben babamı ararım...
...akşama çiftliğe geliyorum derim.
Bu şekilde hallederiz bu işi olur mu?
Gözlemeler de geldi.
Teşekkürler, sağ olun.
Sağ olun.
Salih, iyi dinle beni.
34 AYL 61...
...Toprak Hecehan.
Bu Hecehan, bizim Hecehanlar mı bir araştır bakalım.
Araştır dedim lan, sana ne?
Ben Kenan babanın yanına gideceğim.
Usta vallahi rahatsızlık veriyorum böyle.
Yılmaz rahat ol oğlum. Zaten evde üç kişiyiz.
Ne rahatsızlığı olacak Allah aşkına?
-Hacer, ben geldim. -(Hacer) Hı, hayırdır bu saatte?
-Sana bir Tanrı misafiri getirdim. -(Hacer) Hoş geldiniz.
Yılmaz.
-Hoş geldiniz. -Hoş bulduk.
Kusura bakmayın gerçekten böyle haber vermeden geldik ama...
Yılmaz, deniz fenerinin yeni bekçisi. Bu gece misafirimiz olacak.
Memnun oldum oğlum. Elif'le biz misafir odasını hazırlayalım.
Hoş geldiniz baba.
Bak kızım, bu Yılmaz Bey. Deniz fenerinin yeni bekçisi.
Bu gece misafirimiz olacak.
Ha, öyle mi? Hoş geldiniz.
-Hoş bulduk. -(Hacer) Etli kuru fasulyemiz var.
Bir de pilav. Güzel de bir turşu çıkarırım ben yanına.
Beğenmiyorsan, başka bir şey de yaparız tabii.
Estağfurullah, olur mu öyle şey? Zaten zahmet veriyorum.
Usta ısrar edince...
Tamam, Elif...
Elif...
...hadi kızım sen odayı hazırla, sonra yanıma gel mutfağa.
Hadi.
Biz de içeri girelim biraz soluklanalım, hadi bakalım.
Usta, zaten zahmet veriyorum gözünü seveyim.
Oğlum ne zahmeti ya? Bizim misafirimizsin gel hadi, gel.
Gel, içeri geçip oturalım. Hadi bakalım, gel.
Gel rahat ol, kendi evindeymişsin gibi.
Oğullarınız mı?
Arda askerde, seneye yanımızda inşallah.
Murat... Murat'ımızı şehit verdik vatan toprağına.
Üç sene oluyor.
-Başınız sağ olsun. -Vatan sağ olsun.
Anacığı iki sene boyunca her gün tabağını sofraya koydu, belki çıkar gelir diye.
Allah sabır versin.
Odanız hazır. Temiz havlu da koydum yatağın üstüne.
Gerçekten çok zahmet oldu, teşekkür ederim.
Ne demek oğlum? Yorgunsundur, dinlen biraz.
Yemek hazır olunca, biz haber ederiz sana.
Peki öyleyse, ben içeri geçip üstümü değiştireyim.
Ne o hanım?
Tanrı misafiri diyorsun da kimdir, nedir tanımazsın etmezsin...
...aldın adamı getirdin eve. -Merak etme hanım.
-Zarar gelmez Yılmaz'dan. -Nereden biliyorsun?
-Babanın oğlu mu? -Sen içini ferah tut.
Muhtarı arayıp söylemişler, ondan duydum.
İstanbul'dan yeni bekçi deyince anlattılar hikâyesini.
Neymiş hikâyesi?
No comments yet. Be the first to leave one.