The first 200 lines.
Perişan
Yaşamaktan çok sıkıldım.
Her sabah aynı yatakta
aynı insanın yanında uyanıyorum.
Duş alıyorum, dişimi fırçalıyorum.
Giyiniyorum.
Aynı kahvaltıyı ediyorum,
aynı araçla işe gidiyorum.
28 yaşındayım ve her şey bundan ibaret diye
ödüm kopuyor.
Bazen süpermarkette
elimde iki ayrı fasulye olur
ve "Bu fasulye daha iyi. Hayır, bu daha iyi." diye düşünürüm.
KARA FASULYE BİRİNCİ SINIF
Sonra, "Herhâlde akla gelebilecek en sıkıcı düşünce." derim.
Lütfen ama ya!
Her şey anlamsız.
Neyse, senden n'aber?
Bende ne yenilik var?
Hiçbir şey.
Harika.
- Hayır, yüzüm çok kaşınıyor. - Egzama mı oldun?
Hayır... O ne biçim laf öyle?
Parmağıma bak.
Aman Tanrım!
Vay anasını!
Reed Hollingsworth mü?
Reed'in nesi var?
Yok bir şeyi.
İyi biri. Çok iyi biri.
Mütevazı ve kibar.
Çok kibar.
Güzel bir şey işte. Kibarlık iyi bir şeydir.
Ailesi zengin, çevreleri geniş ve süper sınıfçılar.
"Sınıfçılar" mı?
Ve ırkçılar.
Kuşkonmaz yüzünden.
"Bugün kuşkonmazı sağdan sola uzatıyoruz."
Annesinin kendine göre
bir servis şekli var.
"Meksika'da böyle midir?"
Belki cidden merak etti.
Meksikalı değiliz ki.
Evet ama annemiz öyle.
Sence babam Reed'i sever miydi?
Evet, bence severdi.
Babamsız evlenmek garip değil mi?
Asla evlenmeyeyim mi yani?
O da bir fikir.
Hanımlar, birer içki daha?
Evet, ben Süslü Laubali alayım.
O ne, bilmiyorum.
Mozambik Samba'nın şerbetsiz hâli.
Çok aptalsın. Kes şunu.
Niye hep bunu yapıyorsun?
Birer tek Patrón alalım lütfen.
Uzaklaşma, tazelemen gerekecek.
Tamamdır.
Niye içki söyledin? Azaltmaya çalışıyorum ya.
Yegâne kardeşin nişanlanmış.
İçiyoruz.
Nasıl evlenme teklif ettiğini anlatacağım daha.
Of ya.
Amma romantik.
Bunun için içki lazım.
İki tek Patrón.
Teşekkürler.
Ne?
Kardeşime ve desteklediğim hayat seçimlerine.
Ne yapıyorsun be?
Popona yaslıyorum.
Ne kadar sürecek?
Gıcık olana dek.
Ağzını istiyorum.
Evlenip barklanan, çoluk çocuğa karışan şu mutlu insanlar gibi
sıkıcı çiftlerden biri olmayacağımıza söz verebilir misin?
İğrenç. Asla.
Teşekkürler.
Ama o kadar da kötü olmazdı.
- Hayır. - Peki.
Hayır, hayır.
Yanlış cevap.
Yine mi yaslıyorsun?
Delinin tekisin.
Değilim.
- Deli değilim. - Tamam, pardon.
Yapamam işte.
Düğünü, doğum ilanlarını, piyano derslerini,
birbiriyle takım Cadılar Bayramı kostümlerini, hiçbirini yapamam.
Haklısın. Takım kostüm işi çok klişe.
Peki ya sen Batman, ben de Bruce Wayne olsam?
Birlikteyken de şöyle derim,
"Batman, aynı odadayız.
"Biz kesin farklı insanlarız millet."
Sevgili kostümü o.
Hayır, kesinlikle çok farklı
çünkü biri Batman, biri de Bruce Wayne.
İki farklı insan.
Peki.
Gerçekten ama.
Evlenmek istemiyorum.
Şu anda.
Asla.
Ne olacağını asla bilemezsin.
Hayır, biliyorum.
Tamam, evlenip barklanmayız.
Serseri ya da kedi hırsızı
veya sıcak hava baloncusu oluruz.
Hoş olur.
Sonra evlenir, çocuk yaparız.
Ne?
Uyuyorum ben.
Sorun nedir?
Oda dönüyor.
Cassie, hayır!
Cassie, bunu...
Evet!
Hay aksi.
Hayır.
Sıkma onu. Hayır!
Her şey yolunda mı?
Cassie P-İ-Ç-L-İ-K ediyor sadece.
Vay be. Peki.
Cassie, ara vermek ister misin?
- Hayır! - Peki.
İstiyorsun gibi.
Hadi, molaya.
- Al bakalım. - Hadi.
Cassie...
Pekâlâ. Sen sakinleşene kadar burada oturacağız.
Çünkü uslu durasın diye para alıyorum.
Çok acayip, değil mi?
Ara vermek istemiyorum!
O kadar fena değil.
Kolombiya'daki Kogi kabilesinin bebeklerini karanlık mağaralara
koyduğunu biliyor muydun?
Evet, biliyorum.
Sahi mi? Bunu biliyor musun?
Peki o bebekleri dokuz sene
o mağarada tuttuklarını?
Bebekler büyürken onlara dünyayla ilgili
hikâyeler anlatırlarmış.
Ağaçları,
kuşları,
gökkuşaklarını ve bulutları anlatırlarmış.
Bebekler dışarı çıkınca o şeyleri ilk defa görür
ve dünyanın, hayal ettiklerinden daha muhteşem bir yer
olduğunu görünce öyle etkilenirlermiş ki
bu yeri ve içinde yaşayan
bütün o güzel canlıları yaratana
büyük saygı duyarlarmış.
Nasıl bir his olduğunu aklın alabiliyor mu?
Seni karanlık mağaraya koyayım mı?
Hayır, sen gir oraya.
Peki,
mağaraya ben de girerim.
Mağarada beraber oluruz.
Bunu sevdim.
Ben de.
Yardım et de nişan yemeği için Becca'nın şirin bir bebeklik resmini bulalım.
O yüzden geldim ya anne.
Şuna bak, ilk saç kesiminden sonra.
Saint Cristóbal'daki pazarda gazozla koşturup
güldüğü resim nerede? Böyleydi hani...
Minik sarhoş bir denizci gibi aynı!
Geraldine'le ilgili ne biliyordun?
Pek bir şey değil. Babanın annesiydi ve öldü.
Evlendi ve üç çocuğu oldu.
Aklını kaçırdı.
Buna ne dersin?
Harika. Bayıldım. Tamamdır.
Nereye?
Su almaya.
Pazar kiliseye gelecek misin?
Bilmem. Nasıl hissettiğime bağlı.
Rahibimiz yeni.
Bence onu seversin.
Yerel kültürlere meraklı.
Onları fethedip ele geçirmeye mi yoksa...
İncelemeye.
Süper. Bakarız.
Yemeğe kadar bıyıklarını alır mısın?
Hayret bir şey.
Çaba gösterince güzel oluyorsun.
Aman Tanrım. Gitmem lazım anne.
Babam sigara mı içiyordu?
Evet. Ara sıra içerdi.
Ben niye bilmiyordum?
Bilin istemezdi.
Kaza olduğunda da içiyor muydu?
Hayır.
- Nereden biliyorsun? - Polis raporunu okudum.
- Okuyabilir miyim? - Hayır!
Bende değil ki. 20 sene önceydi.
Görmediğim başka resmi var mı?
Hayır. Hepsi bu.
Bunu alıyorum.
Peki.
Babamla ilgili bilmediğim şeyler olması garip.
Annem babamdan önce başkasıyla evliydi.
No comments yet. Be the first to leave one.