The first 200 lines.
Dooney Ormanı'nda yürüyen her şey, yapraklar gibi sessizliğini korur.
Dooney Ormanı'ndaki o çürüme, sonbaharın ani bir ağlayışı ve hüznüdür.
Ormanda fısıldayan her şeyi yalnızca bazıları duyar.
Dilin ve dudakların yosunlaşan hışırtısı, kabukların kemikler üzerindeki mırıltısı.
Ormandaki her ne hareket ederse, onu sarı gözleriyle izler...
...ve çamların arasında avlanan her ne olursa olsun...
...ne sizinle ne de benimle akraba değildir.
Dooney Ormanı'nda her ne uyuyorsa...
...onunla karşılaşmamalı ya da bakışlarını üzerinizde hissetmemelisiniz.
Ve Dooney Ormanı'na seyahat ettiğinizde...
...oradan hızlıca geçin ve çok dikkatli olun.
Çeviri: Dikistutmaz iapetos | Letterboxd: moandor
Folklorik Korku, doğal olanla tekinsiz olanın...
...yan yana gelmesine dayanır.
Kırlarda rastlanan tuhaf nesneler...
...karanlık ormanlarda titreyen ışıklar...
...çocuk oyunlarının karanlığı...
...kadim coğrafyalarda kayboluş.
Şeytanla birlikte içilen çay.
Ritüelin ve toplumsal hikâye anlatımının gücü.
Uzun süre baskılanmış ve unutulmuş olan antik çağ bilgeliği...
...çoğunlukla kayıtsız modern insanı şaşkınlığa uğratacak şekilde...
...yeniden ortaya çıkar.
Birisi şehrin hemen dışındaki bir köye gidiyor...
...ve bir pagan komplosunu keşfediyor.
Hristiyanlık öncesi dönemde olduğu gibi...
...egemen kültüre rağmen hayatta kalan bir şeyi.
Kırsal bölgeler, yalıtılmış topluluklar.
Bu eski batıl inançlar...
...çağ dışı ve mazide kalmış olarak görülen...
...bu toplulukların çevresinde kök salma eğilimindedir.
Modernitenin dışındasınız, değil mi?
Aslında her şey medeniyetin dışında olmakla...
...ve bu geniş kozmosun daha küçük bir parçası olduğunuzu fark etmekle ilgili.
Şu eski Freudcu klişe, bastırılmış olanın geri dönüşü.
Bu, tüm bu anlam tabakalarına...
...bir coğrafyadaki birikime, bir kültürdeki birikime...
...ve genellikle gayri resmi birikime erişmenin bir yoludur.
Bu, tarihsel ve kültürel olarak sadece halkın...
...yani halkın iradesinin gücüyle...
...ayakta kalmış bir tür...
...gayrimeşru kültürdür.
Folklorik Korku nihayetinde ya eski usuller doğruysa, diye sorar.
1. Bölüm Şeytani Üçleme
Tepeye ulaştım...
...kimi zamanla aşınmış, kimi Druid sanatıyla oyulmuş kayaları...
...net bir şekilde gördüm.
Ahlaki karanlığın kutsal adamızı işgal ettiği zamanlarda...
...kederli Britanyalıların sıklıkla...
...Thor ve Woden'e dua ettiği, insan kanı sunduğu yer.
Folklorik Korku terimini ilk kullandığımda...
...bu ifadenin daha önce kullanıldığına dair en ufak bir fikrim yoktu...
...ancak şüphesiz ki kullanılmıştı.
Bildiğimiz kadarıyla ilk kullanımı...
...“The English Journal"ın Nisan 1936 sayısında yayımlanan...
...Amerikalı Shakespeare araştırmacısı Oscar James Campbell'ın...
..."Edebiyata Biyografik Yaklaşım"...
...adıyla kaleme aldığı yazısındaydı.
Wordsworth'ü...
...ve Burger'ın batıl inanç...
...ve Folklorik Korku yüklü Alman baladlarının...
...Wordsworth üzerindeki etkisini tartışıyordu.
Yani, Folklorik Korku'yu Gotik edebiyatın kökenlerine kadar geri götürmüştü.
Folklorik Korku terimini...
...2006 yılında kullandıktan birkaç yıl sonra...
...Mark Gatiss ile BBC Four'da...
...“A History of Horror” adlı belgesel dizisi üzerinde çalışırken...
...bu terimi yeniden kullanmak doğal göründü.
Burada, özellikle İngiliz korku filmlerine odaklanan...
...“Home Counties Horror” adlı ikinci bir bölüm vardı...
...ve Folklorik Korku, deyim yerindeyse...
...İngiliz korku filmografisinde...
...çok önemli bir yer tutan filmlere verilen...
...doğal bir isim gibi görünüyordu.
Bunu özellikle o zamandan beri...
...Folklorik Korku'nun şeytani üçlüsü olarak adlandırılan seriye uyguladık.
Üç film: “Witchfinder General”, “Blood on Satan's Claw” ve “The Wicker Man”.
Üçleme bağlamında onları bir araya getiren şey...
...bazı açılardan hepsinin inançla ilgili olmasıdır.
“Witchfinder General” doğaüstü bir film değil...
...ama inanç sistemlerinin çatışması...
...ve kurumların yozlaşması hakkında olduğu aşikâr.
Ben Cadı Avcısı Matthew Hopkins.
“Witchfinder General” gerçek bir hikayedir.
Matthew Hopkins adında bir karakter vardı...
...gerçekten psikopattı...
...“Cadıları ayırt edebilirim” diyordu...
...ve insanları yakmayı seviyordu.
Elizabeth Clark'ı buraya getirin.
Bu, aşağı yukarı bir engizisyon hikâyesi.
Yani bazı İspanyol veya İtalyan filmlerinde olduğu gibi...
...Katolik Engizisyonu fikriyle ilgilenmiyor...
...ancak bir iç savaşın ortasında başıboş bırakılan...
...ve tamamen kontrolsüz bir güce sahip olan...
...bir engizitörünüz var.
Bu adam 17. yüzyıl İngiltere'sinde...
...para kazanmak için masum kadınları asıyor ve yakıyordu.
Dini bir bağnaz olup olmadığınıysa kimse bilmiyor.
Yani o zamanlar kesinlikle kötü biriydi.
Bana göre Michael Reeves...
...İngiliz korku sinemasının yeni dalga yönetmenlerinden biri...
...olarak görülebilecek isimlerden biri.
Bunlar, Hammer Horror ve Amicus...
...tarafından yayınlanan filmlere tepki gösteren...
...ve bu Gotik kinayeleri takip eden dar çerçeveli dönem filmi korkusu fikrine...
...karşı koymak isteyen insanlardı.
Dolayısıyla buna gerçekten karşı çıkan genç yönetmenler oldu...
...ve bence hiç kimse Michael Reeves kadar sert bir şekilde karşı çıkmadı.
“Witchfinder General “ın bu filmler arasında...
...Vietnam Savaşı'nın da sürdüğü bir dönemde...
...İngiliz İç Savaşı esnasında geçen...
...tek film olduğunu da belirtmek gerekir.
Şüphesiz, tüm dönem filmleri geçtikleri zamanın yanı sıra...
...yapıldıkları zamanla da ilgilidir.
Vietnam'ı bir dönem filmine entegre etme biçimi...
...“Witchfinder"da da vardı ve bu 60’ların sonlarında bir tür zorunluluk haline geldi.
“The Dirty Dozen” ya da “The Wild Bunch” gibi filmlere bakarsanız...
...pek çok vahşetin Vietnam'dan etkilenmiş olduğunu görürsünüz.
“Witchfinder General” neredeyse...
...1960'larda ortaya çıkmaya başlayan nihilist western filmleri içinde yer alır.
Bunu çekimlerin yarısında Mike Reeves aniden...
...“Aman Tanrım, bir western çekiyoruz!” dediğinde fark ettik.
Ve bir bakıma öyledir de.
Atlar, kötü adamı aramak için kırlarda at sürme...
...dört nala koşma gibi şeyler var.
Yönetmen, 60'ların sonu ve 70'lerin başındaki western filmlerinde...
...özellikle de kadın karakterler açısından...
...kadınların şiddet için bir tür bahane olarak kullanıldığını öngörüyor.
Kadınlar, uğruna savaşılmak için vardır.
Peckinpah'la özdeşleştirdiğimiz pek çok unsur var...
...kadınlara karşı kuşkucu tavrı...
...çocukların doğaları gereği sevimsiz oldukları yönündeki tuhaf düşüncesi gibi.
“Witchfinder“da, bir cadının yakıldığı ateşin küllerinde patates kızartan...
...çocukları gördüğünüz kısa bir sahne var.
Ve bu, çocukların akrebi karıncaların yanına koyduğu...
...“The Wild Bunch”ın açılış bölümünden önce geliyor.
Bence “Witchfinder ”ın karanlığı...
...özellikle de kadın düşmanlığı sonraki pek çok western filminde kendine yer buldu.
Bence “Witchfinder”ın teması intikam, şarlatanlık ve zalimlik.
Ama varoluşun bu kasvetinde...
...bir nihilizm duygusu da var.
Sadece Reeves'in “Witchfinder General” filmini değil...
...bence Michael Armstrong'un “Mark of the Devil” filmini...
...ve Çek filmi “Witchhammer ”ı da...
...besleyen şey budur.
Bir nevi Nietzsche'nin...
...“Canavarlarla savaşan, kendisi de bir canavara dönüşmemeye dikkat etmelidir”...
...aforizmasını benimsiyor.
Şiddetin her şeye nüfuz ettiği fikrini.
Onu elimden aldın.
Onu elimden aldın.
Onu elimden aldın.
Onu elimden aldın!
Nisan 1970'te Piers Haggard'ın...
..."Blood on Satan's Claw" filmi yapım aşamasındayken...
...İngiltere'nin o dönemki ticari gazetelerinden biri olan...
...“Kinematograph Weekly”de...
...Rod Cooper'ın filmden bir Folklorik Korku örneği olarak söz ettiği yazısı yayımlandı.
Taşrada büyüdüm, çocukluğum bir çiftlikte geçti...
...taşrayı ve taşranın anlamını...
...taşranın gizemli gücünü ya da olası tehlike ve tehditlerini...
...çocukken deneyimledim.
- İnsan kalıntıları. - Hayır efendim, bir kafa, bir yüz.
Bir şeytana mı ait?
Bana göre bu...
...geleneklerle, poetik geleneklerle ve tarihsel, yarı-tarihsel olanla...
...bağlantılı olduğunu ifade etmeye çalışıyor.
Hayatımın kutsal koruyucusu...
...şimdi konuş, hadi gel...
...ormandan, karıklardan, tarlalardan yüksel ve yaşa.
Zengin ve daha korkutucu olan folklor, halk masalları...
...iyi ve kötünün şaşırtıcı, harika, garip, ürkütücü hikayelerine sahiptir.
Ve birkaç yıl sonra bana “Sen Folklorik Korku sinemasını icat eden adamsın” dediler.
Kendinden utanmalısın, çocuk.
“Blood on Satan's Claw” daha çok...
...kadın cinselliğine yönelik bu tür bir dehşeti...
...ve düzene karşı gelen genç nüfusa yönelik terörü...
...konu alıyor gibi görünüyor.
Seni bir daha bu okulda görmek istemiyorum.
Gençlerde kaos, şiddet ya da disiplinsizlik...
...her zaman var olan bir endişe kaynağıdır...
...ve bu senaryonun kaleme alındığı dönemde çetelerle ilgili endişeler vardı.
Yani, bu konuyu ele alıyor.
- Merhaba! - Merhaba!
Mary Bell Çocuk Katili
Mary Bell, 60'lı yıllarda İngiltere'de skandal yaratan bir hikayeydi.
O tarihte sadece 11 yaşında olan genç bir kız...
...başka bir kız arkadaşının yardımıyla...
...biri üç diğeri dört yaşındaki...
...iki erkek çocuğu, boğarak öldürdü.
Çok korkunç bir hikayeydi.
Ancak bence durumu daha da vahim hale getiren şey...
...duruşmada hiçbir pişmanlık göstermemesi...
...ve her ne sebeple olursa olsun kötülüğün timsali gibi görünmesiydi...
...ve üstelik kendisi de hâlâ bir çocuktu.
Tüm bu dava “Blood on Satan's Claw”daki Angel Blake karakterini şekillendirdi.
Bence oldukça karanlık bir bölgeden çıktı ve bu yüzden insanları etkiliyor.
Derinin altına işliyor.
Gelin.
Hasır Adam'la randevunuza gitme vakti.
No comments yet. Be the first to leave one.