The first 200 lines.
ZOR HAYATLAR
sson, hasta, Clint Eastwood
siroguz, skyser, ebrehe
zenon, Robin, t-becks
Altı yıl önce, 20 Mayıs, 1927 sabahı...
...derin uykudayken başucumdaki telefon çalmaya başladı.
Çalar saatime baktım. Takriben 5:00'i gösteriyordu.
Biliyordum ki, böyle bir saatte arayacak yalnızca bir kişi olabilirdi.
Telefonu açtığımda yanılmadığımı anlamıştım.
"Merhaba" diye ses verdim. Hatta biraz cızırtı vardı.
"Aaron, ben Charles Lindbergh.
Gürültü için kusura bakma. Long Island'daki Roosevelt Havaalanı'ndan arıyorum.
Motor denemeleri yapıyoruz da." "Önemli değil, Slim" diye cevap verdim.
"Senin için ne yapabilirim?" "Şey" dedi...
"Sana bahsettiğim, Atlas Okyanusu'nu aşan uçuş hayalimi hatırlıyor musun?"
Ona hatırladığımı söyledim.
Aylardır bundan bahsediyordu ve kimseye söylememem için yemin ettirmişti.
"Durumu açıklayayım" dedi Slim.
"Birkaç saat içinde yola koyulacağım, tahminen 8:00-10:00 sularında.
Yiyecek konusunu sana danışmak istedim." "Yiyecek mi?" diye cevap verdim.
"Evet" dedi. "Uçuşun yaklaşık 34 saat süreceğini tahmin ediyorum.
Yanıma ne tür gıdalar almam gerektiği konusundaki fikrini almak istedim."
"Peynirli sandviçten zarar gelmez.
Hardal almayı da unutma." dedim.
Güldü.
"Sana güvenebileceğimi biliyordum Aaron. Paris'ten sana telgraf çekerim."
Ona iyi şanslar diledim ve telefonu kapattım.
Herkes gibi ben de radyodan bu uçuşla ilgili haberleri dinledim.
Emniyeti konusunda endişeli değildim.
Acil durumlar için koltuğunun altında şişme cankurtaran botu olduğunu biliyordum.
Spirit of St Louis, 33.5 saatlik yolculuğun ardından Paris'e indiğinde...
...öyle şiddetli bağırdım ki camlar sarsıldı.
İki gün sonra bir telgraf aldım.
Şöyle yazıyordu: "Uykunu böldüğüm için kusura bakma.
Sesini duymak güzeldi.
Sadık dostunun sözüne güven, Chaz. Yediğim peynir de çok özeldi."
Son.
Teşekkürler, Aaron. Bu gerçekten çok yaratıcıydı.
Annem, Lindbergh'ün düğününde baş nedimeydi.
Sahi mi?
Bugünkü son ödev Billy Thompson tarafından okunacak.
John D. Rockefeller'ı Amerikan kahramanı olarak seçmiş.
John D. Rockefeller'ı Amerikan kahramanım olarak seçtim...
...çünkü dünyadaki en zengin adamlardan biri olmasına rağmen...
...geçmişte yaşadığı zorlukları hiçbir zaman unutmadı.
Bu yüzden hayır kurumlarına cömert bağışlarda bulunuyor...
...ve sokakta gördüğü kimsesiz yoksullara...
...para dağıtıyor.
- Merhaba, Aaron. - Merhaba, Bay Sandoz.
Üf be, Sullivan.
Her gün bir başka dert.
Yakalandığına şaşmamalı.
Bir çocuğun tatlısını elinden almak da ne?
Sana bin defa söyledim, şişman çocukların sadece yiyeceklerini al.
Tatlılarına ise asla dokunma.
İnsan yemeğine dokunmasa bile tatlısını yer.
- Biliyorum ya. - Seni Bay Stillwater'a postaladılar mı?
- He ya. - Nerede yaşadığımızı söylemedin, değil mi?
Yok. Ellerini akbaba falan gibi boynuma doladı.
- Konuşamadım bile. - İyi olmuş.
- Kaba Göt Burns'e bak. - Acele edin! Sokağı boşaltın.
Hey, hey! Dur bakalım! Sen, hadi! Yürü bakalım!
Devam et!
Bayan, sokağı boşaltın.
Hadisene, birader. Kıpırda biraz. Tabii, tabii, aynen.
- Misket oynamayı ne zaman öğreteceksin ya? - Söyledim ya.
Önemli şeyler öğretilemez. Kendin öğrenmen gerek.
- Bütün önemli şeyleri kim bilir? - Babam.
Lester. Peki ona kim öğretti? Hiç kimse.
Ben de senin kadar iyi olmak istiyorum ki ama.
Bak...
İki tane seç.
O olmaz.
O da olmaz.
O kesinlikle olmaz.
İyi ya, hangisini alabilirim peki?
Al.
- Çalışmaya başla. - İyileri kendine sakladın ama.
Ne bekliyordun ki? Geri almamı ister misin?
- Hayır. - Mızmızlanmayı bırak o zaman. Hadi.
- Selam. - Selam.
Biraz önce babanı yukarı çıkardım. Kendisine gelen bir mektubu okuyor.
Firmadan mı gelmiş?
Saat firmasından mektup bekliyordu. Saat işinde çok para var.
Kimden geldiğini nereden bileyim?
Daktiloyla mı yoksa elle mi yazılmıştı?
- El yazısıydı. - Önemli değildir herhalde.
Dur!
Siyaha basıyorsun.
- Dinle. - Ne var?
- Hadi. - Resim malzemelerimi istiyorum sadece.
Suluboyalar ve birkaç tane fırça.
- Bay Desot'un söylediğini yapıyorum. - Ama...
Malzemelerim olmadan kiramı ödemek için nasıl para kazanacağım?
Tam bir muamma gerçekten.
Bu odada beş saniye geçirebilmek için sana ödemem gereken bedel nedir?
Elinde olandan çok daha fazlası.
Anne, o sadece...
- Biri mi öldü? - Kimse ölmedi.
Ne oldu o zaman?
Annenle bir karar verdik.
- Kararı sen verdin. - Sen de onayladın!
Başka bir seçeneğimizin olmadığını söyledim. İkisi aynı şey değil.
Söyle onlara, Eric.
Sullivan bir süreliğine aramızdan ayrılacak.
Ne?
Nathan amcanız durumumuz yeniden düzelinceye kadar ona bakacağını söyledi.
Bu sayede haftada en az bir dolar tasarruf etmiş olacağız.
Haftada bir dolar kazanabilirim, baba.
Kazanabilirsin demek? Henüz ilkokulu bitiriyor, şimdiden eve ekmek getirecek.
- Eric. - Sullivan daha çok küçük!
Beni gönderebilirdiniz.
Onu gönderiyoruz. Olay kapanmıştır!
Otel yanıp kül olmak üzereymiş gibi odaya dalmanızın sebebi neydi?
Odaya bu şekilde girilmez, küçük bey!
Sandoz'un kapının önüne konduğunu gördük.
Üçüncü katta mı?
Üçüncü katta hiç olmayacağını söylemiştin.
Desot'a sözüm geçer. Endişelenme.
Çift cepheli bir odayı nasıl aldım sanıyorsun?
Hatta kapı üstü penceresini sayarsan, üç eder.
Sid Goodman'ın bana Hamilton Saatleri'nin dağıtımını vereceğini biliyor.
İş Bulma Kurumu'ndan bana iş geleceğini biliyor.
İşte o zaman...
...dostum Donald Miller'ı arayacağım.
Carleton Konakları'na, ait olduğumuz yere taşınacağız.
Bıcırık'ı da götürebilir miyim?
Götürebilir miymiş? Bıcırık'ı otobüste yanına alamazsın. Hayır!
- Otobüsle mi gidecek? - Aynen öyle.
Neden arabayla götürmüyorsun?
Haciz memurları arabayı almak için fırsat kollarken nasıl arabayla götürebilirim?
Ayrıca benzin parasını nereden bulacağım?
Annenin dişini yaptırmak için bile para bulamıyorum. Anlaşıldı mı?
Otobüste tamamen güvende olur. Kocaman adam oldu! Değil mi?
Gördün mü?
Biraz bekleyin.
- Nereye gidiyorsun? - Lester'a bir not bırakmam gerek.
Kapısını çalmamayı gerektiren bir kanun mu var?
- Annesini rahatsız ettiğini söyledi. - Kadıncağız hasta mı?
- Bilmem ki, hiç görmedim. - Tabii ki hastadır.
Eğilip mesaj toplamaktan sırtı rahatsızlanmıştır.
Hadi.
Tahriş olmuş burun zarları...
...rahat bir nefes almanızı sağlar...
Akıllı uslu ol.
Sullivan, yakında görüşürüz, koca oğlan. Tamam mı?
Hadi, Sull.
Gitmek istemiyorum ya!
Üzülme, tamam mı? Para kazanıp seni geri getirteceğim.
- Nasıl ki? - Daha tam emin değilim.
Lester'ın aklına bir şeyler gelir.
Bıcırık'ı merak etme. Ona iyi bakarım.
Görüşürüz.
Pekala, bir soru daha sor.
Doğru mu, yanlış mı: Walter Emmins hastaneye gitmek zorunda kaldı...
...çünkü göbek deliğini o kadar çok kurcaladı ki, sonunda iltihap kaptı.
- Ameliyat etmek zorunda kaldılar. - Yanlış.
Doğruydu. Üç hafta okula gelemeyecek.
Peki, bir tane daha.
Doğru mu, yanlış mı:
Bugün, okuldan sonra...
...Sportsman Stadı'na açık tribünden sızdım...
...ve korkulukları aşıp Pepper Martin'in üçüncü alana doğru ilerlediğini gördüm.
O da beni gördü ve bana Wrigley sakızlarından attı.
- Doğru. - Yanlıştı.
Keklendin.
Bu oyundaki sorun...
...sözünün doğru ya da yanlış olduğuna inanmak zorundayım.
Haklısın.
İyi geceler.
Oynayacağını söylemiştin, oynayacaksın.
- Oynayana kadar gidemezsin. - Bu haksızlık.
Misketlerini yere koy, yoksa fena olur.
- Seninle tartışacak vaktim yok! - İyi misin, Billy?
Defol git, ufaklık.
Bu hanım evladı on misketlik atış yapacağını söylemişti. Yan çiziyor.
- Ama onların misketleri dandik. - Dandik babandır.
O zaman şöyle yapalım. İkimiz size karşı ortak atış yapalım.
İkimiz de sizin on tanenize karşı beşer tane koyacağız.
- Hay hay. - Tamamdır.
Pekâlâ, bir, iki, üç, bırakın.
İlk atışı sizin yapmanıza izin veriyoruz.
Hadi, ilk sen at, Billy.
Tamam.
Oha! Nasıl kaçırırsın bunu?
Afedersiniz.
Evet, beyler. Oyun buraya kadarmış.
Ballıydın.
- Mızmızlar işte, n'olucak? - Evet.
Dewey'ye gelmeden önce hiç misket oynamamıştım.
Dalga geçme.
Gazoz falan içmeye gelmek ister misin?
Olur.
Baksana, Billy. Sana bahsettiğim satıcı.
- Evet. - Anlayamıyorum.
Yanmayan bir kandili kim satın alır ki?
Ev kıyafetlerimi giyeceğim.
- Sakıncası yoksa tabii. - Tabii ki yok.
Vay anasını.
- Bunu Pepper Martin mi imzaladı? - Evet. Babam benim için aldı.
No comments yet. Be the first to leave one.