The first 200 lines.
Sensin demek?
Ne?
Son kadınımın yüzü.
Güneşin bizi takip ettiğini fark ettin mi?
Bizi takip ediyor.
Çeviri: Dikistutmaz iapetos | Letterboxd: moandor
Günaydın, biletler lütfen.
Beyefendi?
Beyefendi?
Rüya mı görüyordunuz?
Üzgünüm, artık nasıl bittiğini asla öğrenemeyeceksiniz.
Biletinizi görebilir miyim, lütfen?
Ne tuhaf bir bilet...
- Sorsana ona... - Affedersin. Ben...
- Nerelisin? - Uzak bir yerden misin?
- Evet, sayılır. - Nerede peki?
Bir önemi yok.
- Siz buralısınız. - Evet.
- O kadar belli oluyor mu? - Evet. Apaçık ortada.
Tabii ya! Sen tam bir andavalsın!
Bazı tablolar gibi görünüyorsun...
...eski dönem tabloları gibi...
Görünüşün.
- Benim mi? - Evet.
Evet, belki de onları görmüşsündür.
Seninki gibi bir profil.
- Büyük bir burun mu? - Hayır, tam tersi.
Güzel... güzel.
- Bilim adamı mısın? - Hayır, hayır, ben...
Öff, burası gerçekten kokuyor!
Bu beyefendi suyu sevmiyor mu?
Çoraplarını en son ne zaman değiştirdin, dostum?
Ama bugün şanslı günün, şuna bak.
Çünkü yeni çoraplara ihtiyacın var. Gerçekten berbat kokuyorsun!
Hassas burun deliklerinizi rahatlatmak için bir parfüm alın.
Sen söyle ona. Çok çekici bir adam, ama berbat kokuyor.
Siz güzel kızlar bu pis kokuya nasıl dayanabiliyorsunuz?
- Kokuyu bastırmak için sigara içiyor. - Bu kadar yeter.
Hapishane bile bu kadar kötü kokmuyordur.
Yeter artık! Bu ne lan!
Sakin ol.
Dikkatli olun, bu adam tehlikeli.
Bak ne diyeceğim? Sana çorap hediye edeceğim. Al.
Cimri herif.
Trende iki metrelik bir suçlu var, millet!
Hadi, çoraplarımı alıp...
...suratına bir tane geçirin!
Çoraplar, parfümler, tıraş losyonları!
- Ne görüyorsun? - İnsanları.
Bakabilir miyim?
THE CHIMERA
Arthur!
Arthur!
Hadi, atla.
- Burada ne işin var? - Spartaco, senin geleceğini söyledi.
Seni serbest bıraktırmak için avukata para ödeyen o!
Ne?
- Hepsini geri ödeyeceğim. - Hiç gerek yok.
- Sadece gidip selam vermeni istiyor. - Selam vermemi mi?
- Siktirsin! - Hadi ama, Arthur!
Yapma böyle!
Aptallık etme!
Bekle lütfen, dinle...
O gün için üzgünüz, yani o gece için.
Açıkçası, geride kaldığını fark etmemiştik.
Salyanı ziyan etme.
"Salyanı ziyan etme mi? Bu deyimi sana ben öğrettim.
Beni eve götür.
Eve dedim, buraya değil! Kimseyi görmek istemiyorum.
Hiç kimseyi mi?
Sadece beş dakika... Arkadaşlarınla kadeh kaldırman için!
İşte buradalar.
Nihayet geldi!
Ona ne olmuş böyle?
Kısa saçlı, çok solgun. Ne oldu?
Arthur'u önce eve götüreceğim...
...yerleşecek, sonra geri gelecek ve kutlama yapacağız.
Bunca zaman sonra bir kadeh bile kaldırmayacak mısın?
- Hayır, teşekkürler. - O zaman biz de seninle geliyoruz.
Mario, bir şişe getir.
Bir huzur verin amına koyayım!
Denedim...
Gel bili bili...
Affedersin.
- Arthur? - Evet.
- Sensin, değil mi? - Evet, Bayan Flora'yı arıyorum.
Biliyorum. Hep senden bahsediyor.
Arthur şöyle, Arthur böyle...
- Onu görebilir miyim? - Evet.
Sanırım.
- Şimdi mi görmek istiyorsun? - Evet, elbette.
Ben de seninle geleceğim.
Hanımefendi.
Sigara mı içtin? İçmemeni söylemiştim! Sesini bozuyor!
- O burada. - Nihayet!
Dostum.
Sevgili dostum, tek dostum.
Beni içeri götür.
Ne felaket ama!
Bu bacakta sorun yok, bunu hareket ettirebilirim.
Ama bunda var, bu yüzden tekerlekli sandalyedeyim.
Çok rahat.
Tekerlekli sandalye harika bir icat.
Gördün mü? Sana geri geleceğini söylemiştim. İnançsız kadın.
Kendisi, Beniamina'nın erkek arkadaşı.
Git ve kahve demle, hadi.
- Onu bulabildin mi? - Henüz değil.
Beniamina...
Umudunu kaybetme.
Onu bulmalısın, vazgeçme.
Evet, ama...
Bulunduğum yerde onu zar zor arıyordum.
- Ama sen her zaman her şeyi bulursun... - Evet, elbette.
Çok hızlı oldu!
Bu kahve soğumuş!
Olmaz, taze kahve yap.
Sorun değil. Teşekkürler.
Çok kibar. Çok tatlısın.
Bir şey yedin mi?
Kızlara, burada olduğunu haber vermeliyim.
Ne yapıyorsun? Orada öylece durma!
- Ne yapmalıyım? - Sesini ısıt!
Hayır, biraz odun getir, fiziksel egzersizin yardımı olur.
Beyninle değil, vücudunla şarkı söylersin. Hadi, hadi!
Meraklı Melahat.
Impicciona kelimesinin anlamını biliyor musun?
Söylediklerimizi duymak istediği anlamına geliyor.
- Sence de öyle değil mi? - Belki de, evet.
Şarkı söylemek istiyor.
Ama o, nasıl diyorsunuz, akortsuz.
Müzik kulağı olmayan biri. Müziğe tamamen duyarsız.
Zavallıcık...
- Selam abla, ne var ne yok? - İyidir.
- Merhaba büyükanne. - Benim küçük çiçeğim.
- Günaydın anne. - Bakın kim gelmiş!
- Büyükanne. - Hayatım, nasılsın?
- Anne, nasılsın? - Harikayım. Bakın kim gelmiş!
- Döndüğüne memnun musun anne? - Tabii ki sevindim. Nihayet geldi!
Arthur döndü.
Arthur, gözlerin cam gibi olmuş.
Kendini iyi hissetmiyor musun?
- Çok ince giyinmişsin. - Bu kılıkla hastalanması kaçınılmaz.
Hiç kıyafetin var mı?
Babamın odasına bir bakalım.
- Pantolon, kazak. Bir şeyler ayarlarım. - Ölü bir adamın kıyafetlerini giyemez.
Hatırlıyor musun? Ne deniyordu?
- Kürklü mont! - Evet, mükemmel, güzel ve sıcak tutuyor.
Tamam.
Teşekkürler, Italia.
Teşekkür ederim, canım.
Ye hadi.
Bu kim? Yeni öğrenci mi?
Öğle yemeği yemedi mi daha?
- Buna öğle yemeği mi diyorsun? - Biftek yapmasını mı bekliyorsun?
- Çok pişmiş ve yavan görünüyor. - Hayır! Nefis görünüyor!
- İyi değil mi? - İyi.
Italia, müzik yeteneği olan iyi bir aşçı.
Müzik mi? Müzik değişmek üzere.
- Ona söyleyecek misin? - Söyleyeceğim.
Arthur, sana bir iş bulduk.
Doğru düzgün bir iş.
Bir inşaat deposunda.
Artık, annemin eline bakarak yaşamak yok.
Yarın itibariyle işe başlayabilirsin.
Ben almayayım, sağ ol.
Kendini beğenmişin tekisin, biliyorsun değil mi?
Ve Beniamina'nın seni sevdiğini düşününce... bunu nasıl...
Onu hâlâ seviyor!
Bu kadar yeter, Nella, otur! Otur!
- İyi misin, anne? - Evet, iyiyim.
Italia, tabağını alır mısın lütfen? Teşekkürler.
Arthur'a sigarası için ateş getir. Teşekkür ederim.
- Evde sigara içmesine izin mi veriyorsun? - Çünkü o bir erkek. Başka kimse içemez.
Bize hiç içirtmedin.
- Ona kıyafet getireyim. - Öğrenciniz çok itaatkâr.
O, öğrenci kılığına girmiş bir hizmetçi.
- Bunu hepimiz biliyoruz. - Tabii ki biliyoruz.
Annem para ödemeden hizmetçi bulmakta ustadır. Çıkarcı biri.
Tamam, burada bırakalım. Asla anlaşamayacağız.
Ne zaman buraya gelsek tartışmaya başlıyoruz.
Bu kadar yeter! Yeter!
- Ne oldu? - Şunu duydunuz mu?
- Neyi? - Bir bebeğin ağladığını duyabiliyorum.
- Küçük bir kuzu sesi. - Hayır, değil.
- Bir bebek ağlıyor. - Ben duyamıyorum!
Burada ne arıyorsun?
Bayan Flora, bunları sana getirmemi söyledi.
Al.
Ateşin için. Ölç.
Ne yapıyorsun?
Delirdin mi? Kıracaksın.
Kıracaksın...
Burada iyi iş çıkarmışsın.
Güzel.
Tüm bu nesneler nedir?
Eski şeyler işte.
- Birçok gözün gördüğü şeyler. - Ne?
Birçok "közün" gördüğü şeyler.
Gözün.
Göz.
No comments yet. Be the first to leave one.