The first 200 lines.
Bu hikâyeyi kaçırmak istemezsin.
Bir yolcu öldü.
Kahrolası bir bomba.
Tamam. Benden duymadın.
Ne yaptın sen?
Güven bana.
Ağın boşaltılmasını istiyorum.
Hatların temizlenmesini ve yolumu tıkayan trenin çekilmesini.
Evet, bunu yapabiliriz.
Başka kimsenin canının yanmayacağını garanti etmelisin.
Ben de gelecek 30 dakika içinde Bailey-Brown'ın Almanya'da olduğunun
görsel olarak doğrulanmasını istiyorum.
Bir fotoğraf. Yollayacağınız numarayı vereceğim.
Dinle, yerini belirlemeye çalıştık. O kadar hızlı bulacağımı garanti edemem.
Sam, lütfen…
Tamam. Başarısız olduğunuzda olanları gördünüz.
Yeniden başarısız olduğunuzda olacakları görmek istemezsiniz.
Otuz dakikanız var, tamam mı?
Şimdi bulun onu.
Tamam. Şimdi yolculara ağda küçük bir yangın çıktığını
ve hat değiştirmek zorunda kaldığımızı söyle.
Hadi! Hemen.
Sakin ol.
Efendim.
Tamam, herkes dinlesin.
"Dikkatinize, ağdaki küçük bir yangının ardından
bu tren U8'e yönlendirilmiştir.
Bu, sadece bir önlemdir.
Birinci vagondaki yolcular vagonu boşaltıp
hemen arka vagonlara geçsin."
Tamam, çocuklar. Duydunuz. Çantalarınızı alın.
- Çocuklar. - Hadi.
Teker teker lütfen.
- Tekrar ediyorum… - Tamam. Öndeki herkes…
Lütfen arka vagonlardan birine geçin.
Sağ olun.
İyi misin?
- Hadi. Çabuk. - Tamam.
Tamam, güzel.
Gidelim.
Merhaba?
Merhaba?
İşte orada. Şurada.
Ne yapıyorsun?
Dikkatle dinlemelisin.
Hadi. Bir şeyin yok…
Buradan gitmeliyiz.
Yürü.
Onlara yarım saat mi dedin?
Evet çünkü onlar aşağı inip gerçeği öğrenmeden önce sadece yarım saatimiz var.
Göğü görmeye yetecek kadar Kafamı kaldırıyorum
Ve yola çıktığımızda Yavaş gitmeyeceğiz
Büyük bir savaş vereceğiz
Ve bir gün Tam olduğun şey olacaksın
Başını dik tut sadece
Yumruğunu öp ve göğe dokun
Dünyanın ölmesini engellemek için çok geç
Bir gün
Hepimiz orada olacağız
Evet, evet, evet Evet, evet, evet
Kim bu Sam Nelson?
Londra merkezli bir avukat.
Birleşme ve alımlar konusunda uzman. Şirket pazarlıkları.
Kingdom 29'daydı.
Uçak kaçırma olayında.
Sıhhiyecileri neden aşağı indirmiyorlar?
Önce yangını halletmeliyiz.
Aylardır Alman polisinin kendisini ciddiye almasını sağlamaya çalışıyordu.
GSG 9 hâlâ emir bekliyor. Onlara ne diyelim?
Bekleyin. Şimdilik.
Şansölye ve Belediye Başkanı da güncelleme bekliyor.
Ulaşım sisteminden yoksun üç milyon kişi var
ve panik başlıyor.
Şansölye beklemez.
Burası artık operasyon komuta merkezi.
Emrimde olmayan herkes başka bir yere geçsin.
Diğer herkes dışarı.
- Bay Diehl. - Evet?
Harita.
Nerede olduğunu ve nereye gittiğini görmek istiyorum.
- Başka bir şey kalmasın. - Tamam.
Peki, güzel.
Tüm taktik birimlere doğrudan bir hat istiyorum.
Elbette.
Ve tüm ağın boşaltıldığının doğrulanmasını istiyorum.
- Bugün. - Ne?
Nelson'ın oğlu Kai,
bir yıl önce bugün bir trafik kazasında ölmüştü.
Kai'yi John Bailey-Brown'ın öldürdüğüne inanıyor.
Ve istediği de ne, adalet mi?
Ya da…
İntikam.
DOĞUM GÜNÜ: 22-03-2006
Tamam, Sam, bu adamın oğlunu öldürdüğüne inanıyor.
Tarihi, 25 Temmuz.
Hamburg limanındaki göçmenlik bürosu.
Ve bunun John Bailey-Brown olduğunu mu düşünüyor?
Aylarca izini sürdü.
Bu, Bailey-Brown'ın Almanya'da olduğunu kanıtlıyor diyor.
Ve şimdi Bay Nelson da katil oldu.
Hamburg sınır kayıtlarını ve kameraları kontrol edin.
Onunla bir daha konuşacağım.
Kızı mı kullanacaksınız?
Daha iyi bir fikrin var mı?
Ona yardım edebilirim. Rehberlik edebilirim.
Böyle adamları, her türden aşırılıkçıyı okumak,
benim işim bu.
Onu kızdırabilirsek
belki bunu bitirebiliriz.
Jannowitzbrücke .
Kameraya kimin erişimi var?
Kimsenin. Dâhilî.
Emin misin?
- Kontrole bağlı değil mi? - Hayır.
- Bizi göremiyorlar mı? - Hayır, sadece şu sabit diske kaydediyor.
- Nerede? - Şurada bir sabit disk var.
Aynen orada.
Sam?
Durum ne Clara?
Üzgünüm, aradığın adamı henüz bulamadık.
Uğraşıyoruz.
Peki, onu arayan çok güçlü insanlar vardır.
Kendinize onu kimin aradığını sormalısınız.
GECİKTİR
Hamburg'daki kameralara bakıyoruz ama daha çok vakit lazım
ve kimsenin canının yanmayacağına söz vermelisin.
Önce resim.
AİLE
Tamam.
Baba olduğunu biliyorum Sam.
Trende aileler var.
Çocuklar.
Çok korkmuşlardır.
Yanında kim var?
Anlamak istiyoruz. Yardım edebilmek için
çünkü bence kimsenin canını yakmak istemiyorsun.
- Aslında istemiyorsun. - Sen…
Hakkımda hiçbir şey bilmiyorsun, tamam mı?
SEBEP
John Bailey-Brown'ı neden istediğini biliyoruz.
Oğluna ne yaptığını biliyoruz.
Üzgünüm…
Kai hakkında yani.
Yanındaki her kimse, onunla konuşmak istiyorum. Hemen.
Merhaba Sam.
Adım Peter Faber.
İngiliz İstihbaratındanım.
Bu işi kimse ölmeden bitirmek istiyorum.
Peki, Faber, benim
ve neler yapabileceğim hakkında hiçbir şey bilmiyorsun. Tamam mı?
Bana gereken şeyi almazsam
o yolcunun başına gelenler başka birine de olabilir.
Yangını kontrol altına almadılar. Aşağı inemeyiz.
Ya robot?
Sağ ol.
Affedersin…
Sağ ol.
BÜYÜK BRİTANYA VE KUZEY İRLANDA BİRLEŞİK KRALLIĞI
PASAPORT
Flaş bir haber nedeniyle yayınımıza ara veriyoruz.
Polis resmî bir açıklama yapmayı reddetse de
isimsiz bir kaynaktan haberler alıyoruz:
…Alexanderplatz'taki patlamanın ardından bir can kaybı olmuş.
Harika, bir de sızıntı çıktı başımıza.
Toparlanın.
Yolcular öğrenirse Nelson zorda kalabilir.
Sosyal medyada yayılmış.
Tüm olay kontrol hakkında dedin. Ne demek istedin?
Dosyasındakiler yüzünden.
Her ayrıntı dikkatle hazırlanmış.
Bu dosyayı bir yılda toparlamış.
Zeki biri yani.
Sabırlı
ve rastgele masum bir yolcuyu öldürdü,
bir saat içinde.
Geri dönüşü yok.
Bu sizce garip değil mi?
Kızgın ve çaresiz.
Ama gözünü bile kırpmadı.
Hepimiz gördük.
Eksiksiz bir otokontrol sergiledi.
İlk kez birini öldürmenin bir bedeli olur.
Daha önce gördüm.
Onda öyle olmadı.
Bailey-Brown konusunda durum ne?
- Hamburg giriş listeleri geldi. - Tamam ve?
Takma isme ya da sahteye benzeyen bir şey yok.
Kamera kayıtlarını bekliyoruz
ama kesin bir şey bulacağımızı sanmam.
Vaktimiz azalıyor.
Kahretsin.
Pardon, bu kimin bisikleti?
Sizin vagona gitti. Adı Freddie sanırım.
Paralı çocuk.
Her neyse artık. O… Makiniste bakmaya gitti.
Bisiklete ihtiyacı yok yani. İzninizle. Pardon.
Sam de gitti. İngiliz.
Ne?
U-Bahn'da bir olay olmuş.
- Pardon, ne dedin? - Ne?
No comments yet. Be the first to leave one.