Jack Whitehall: Travels with My Father

Jack Whitehall: Travels with My Father

Download Turkish Subtitle

Season 3

Release info

S03 - NF WEB-DL - QOQ / ION10 / PHENOMENAL
A Commentary by bontoutou
Official Netflix - Works with all WEBRip and WEB-DL - QOQ / ION10 / PHENOMENAL

Tags

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
Published on: 2019-09-07
Downloads: 12
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

NETFLIX ORİJİNAL DİZİSİ

LAS VEGAS YAKILARINDA BİR YER

Tamam, yetti artık, Jack. Kenara çek.

Hayır, kaçacağım.

Arabayı kenara çek!

Arabayı kenara çek.

Torpidoda silah var mı baksana.

- Yaşasın! - Ellerini direksiyona koy çabuk!

Aman Tanrım!

4 HAFTA ÖNCE

Pekâlâ, hazırız.

- Çantalar hazır mı? - Evet, bayağı ağırlar.

- Taşımayı teklif ederdim ama... - Sorun yok.

Teşekkürler.

Harika.

Hoşça kal.

İyi olacağına söz veriyor musun?

Evet, tabii ki iyi olacağım.

- Amerikalılara kaba davranmayacaksın? - Hayır.

Görüşürüz.

Görüşürüz, Wins.

Görüşürüz.

Tamam, gitmeye hazırız.

Amerika'yı bozmaya geldim.

Şu anda Amerika, diyebilirim ki hâlâ bozulmamış.

Jack şu an Los Angeles'da, oyunculuk işi almaya çalışıyor.

Kötü yanı, hiç iş alamıyor gibi gözüküyor.

Yani, Amerikalı menajerler böyle, çünkü telefonda sürekli

"İyi bir teklifim var, Jack.

Baksana, herkes seni istiyor, Jack." diyorlar.

Ama gerçek hayatta

bu pek sık olmuyor.

Michael buraya gelsin istedim,

sanki tatile geliyormuş gibi

ve ona Kaliforniya'yı öveceğim, belki buraya taşınır umuduyla.

Bence burada onun için

yapılabilecek çok fazla şey var. Sadece o henüz farkında değil.

Botoks, bunlarda biri.

Burayı 20 yaş gençleşmiş olarak terk edebilir, şimdiki haline göre,

yani sanki birisi,

Heinrich Himmler'ın gözlüğünü bir testise koymuşsun gibi.

Amerikalılarla ile ilgili rahatsız olduğum şey etrafında olmaları,

sürekli.

Sürekli, "Merhaba. Günün nasıldı?" ve benim düşündüğüm ise

"Kaybol buradan!

Ne demek günün nasıldı?

Günümün seninle hiçbir alakası yok."

Şapkanın altından güneşlenemezsin.

Güneşlenmek istemiyorum.

Bence güneşlensen iyi olur.

Taht Oyunları dizisindeki Ak Gezenler gibisin.

- Pekâlâ, buyurun. - Güzel. Çok teşekkürler.

İyi vakit geçiriyor musunuz?

- Evet, teşekkürler. - Sağ ol.

Bir ihtiyacınız olursa, haber verin.

- Çok teşekkürler. - Teşekkürler.

Bu coşkunluğu sevmiyorum.

Coşkunluk mu? Sadece... Günün nasıl geçti diye sordu?

Garrick Club'da bunu asla yaşamazsın. Yani, garson gelip

sana gününü sormaya kalkarsa, anında kovulur.

Bak, seni buraya getirdim çünkü,

Amerika'nın sunduklarını gör istedim.

Benim gibi sen de gördüklerine aşık ol istedim

çünkü burada daha çok zaman harcayacağım

ve senin de harcamanı istiyorum.

Belki de benimle buraya taşınmayı düşünürsün.

Ama bu benden ne yapmamı istediğine bağlı.

Sana Kaliforniya'yı göstereceğim ve sonra Arizona içlerine gideceğiz.

Phoenix'e gideceğiz.

Biraz Cumhuriyetçi Amerikalılar göreceğiz,

sonra bir karavan alacağız

ve sonunda

Vegas'da erkek erkeğe zamanı gelecek.

Vegas, bebeğim.

Hayır, beni Vegas'a drag'lemen lazım.

Ne yani, seni drag mi yapacağım?

- Hayır. - Drag akşamları yapıyorlar da.

- Hayır. - Vegas'ta bir drag topluluğu var,

eğer senin de ilgini çekerse.

Bana göre değil, kesinlikle.

Bu talihli başlangıçtan sonra

Babamı LA kafasına sokma vakti gelmişti.

Buradaki herkes sağlıklı vücut ve zihne takmış durumda.

Ben de biraz bir yoga dersi ayarladım ama bir farkla,

yenilikçi bir hoca ile, Brandon Anthony.

- Merhaba, sizi görmek güzel. - Merhaba.

- Namaste. - Namaste.

- Namaste. - Selam Namaste, nasılsın?

- Dersime hoş geldiniz. Nasılsınız? - Çok iyi.

- Katılmanız için sabırsızlanıyorum. - Michael biraz acemi.

- Asla geç değildir. - Asla değildir.

Yani, ana mevzu stresten arınmak.

Gerçekten nefes alacaksın. Belki de yıllardır ilk defa.

Hazır olduğunuzda gelin. Başlayacağız.

İyi biri, şu Namaste?

Namaste bir selamlama. İsim değil.

- Peki. Ben adı o zannettim. - Adına şey dedi... hayır, namaste...

Pardon.

Aman Tanrım.

- Baba! - Hayır.

- Baba? - Ne var?

Onlar çıplak! Nasıl bir yer burası?

- Amacı bu. - Genelev gibi.

- Genelev değil. - Öyle.

- Sen egzersiz dersi dedin. - Bu çıplak yoga.

Bunu söylemedim çünkü söylesem gelmezdin.

- Hayır, tabii gelmezdim. - Ama tüm amaç,

- seni kısıtlamalarından arındırıp... - Eğer soyunurum sanıyorsan

unut bunu, tamam mı?

Kesinlikle olmaz.

- Nasıl gidiyor? - Kesinlikle olmaz.

- Hazır mısınız? - Sanırım biraz

ilk gün heyecanı var.

Hayır, sanırım buradan gideceğim.

- Ama neden? - Yapmak isterim

ama kesinlikle soyunmam.

- Ama arkasında bir sebep var mı? - Evet.

Kesinlikle soyunmalısın.

Toplu çıplaklık ve hareket için bize katıl.

Ne kadar cesur olduğunu düşün. Ne kadar nefes kesici olduğunu.

- Hayatını değiştirebilir. - Bu? Bir zırh giyiyorsun.

- Bir kalkan. Bir maske. - Bir maske.

ve eğer maskeyi, kalkanı çıkarırsan,

- utancı da çıkarırsın. - Gerçek seni bulursun.

- Gerçek seni bulursun. - Ceketimi çıkarabilirim.

Ve yeleğimi çıkaracağım

ve bu son noktam.

Brandon'un öğrencileri çıplak yoga yapıyor

çünkü bu kısıtlamalardan sıyrılıp

kendini derinden kabul etmenin harika bir yolu.

Ama arka sırada olmak isteyeceğin bir ders değil.

...ortada, iki pozisyonun arasında.

Tanrım!

- Avuç içleri aşağıda. - Aşağıda.

Evet, harika. Güzel.

- Parmakları ayır. - Neyi ayırayım?

- Parmaklarını. - Pardon.

Jack, dikkatli ol.

Evet, böyle. Harika.

Burası kızarmış ekmek rafı gibi.

Önündekine bir bisiklet bile park edebilirsin.

Haydi Baba, sadece dene.

Bunu yapmayı dene.

Ne yaptıklarını göremiyorum bile.

Senden çok daha iyiler.

- Öyleler. - Kes sesini.

Bu bahane aşağıdaki penis için.

Şuna baksana, kocaman!

Meşe ağacı gibi.

- Kes sesini! - Öyle ama.

Kesinlikle ve acımasızca dürüst olmalıyım. Yani bu eğer LA ise

bana Patney'i verin.

- Ne? - Bazı çocuklar pokê'a gidiyor.

Katılmak ister misin?

- Neye gidiyorlar? - Pokê salatası.

- Hayır, teşekkürler. - Hayır mı?

Neden ot salatası isteyeyim ki?

Macerasının ilk gününde,

Babam LA'yi sevmekten çok nefret etti gibi.

YE OLDE KING'S HEAD RESTORANI

Bu yüzden ikinci gün için onu Santa Monica'da bir bara götüreceğim,

onun tarzına daha uygun.

Sana bu binayı buldum,

Elizabeth tarzı,

içinde Winston Churchill resmiyle, LA'de.

- Evet. - Beni takdir etmelisin.

Buradaki bir çok şey gerçek değil galiba.

- Tabii ki, gerçek Elizabeth değil. - Hayır...

Bu bir taklit.

- Evet. - Çok garip olurdu

eğer gerçekten sahici bir Elizabeth evi,

LA'in ortasında olsa,

ki Elizabeth zamanı burası sadece bir çöldü.

Yani, belki birileri öylece

- inşa etmiş olabilir. - Birilerini gönderip

sadece bir tane mi inşa ettirmiş?

- Bir? - Bir bina, deniz kıyısında.

- Evet. - Ve sonra öylece gitmiş? Demiş ki

"Buradaki işim bitti."

Peki başka neler oluyor? Kariyerinde neler oluyor burada?

Sana yapıcı ve yardımcı olmak istiyorum.

Agresif ya da eleştirel olmak istemiyorum,

önceden öyleydim

ama şimdi, yeni bir sayfa açmaya çalışıyorum.

Sana oyunculuk dersleri aldırmak istiyorum

çünkü,

biliyorsun, birileri sana

biraz yardım etmeli ve sempati göstermeli

- çünkü şu anda... - Derse ihtiyacım yok.

Ama iş bulamıyorsun.

Doğru iş için bekliyorum.

Düşün ki ellerinde

büyük bir yıldız var, The Rock mesela.

O adam, adı neydi, Sean Seymour gibi bir şey miydi?

- Dwayne Johnson? - Evet.

Sean Seymour?

Peki, dediler ki "Dwayne Johnson'u istiyoruz

- bu kısım için. Onu alamazsak,... - Evet.

...demeyecekler ki

"Peki o zaman Jack Whitehall'ı alalım."

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left