The first 200 lines.
Road to the Racetrack
Çeviri: Dikistutmaz iapetos | Letterboxd: moandor
16 Haziran'da R geri döndü.
Belki de 15'i ya da 17'siydi.
Dünyanın öbür ucuna uçmak...
...muhtemelen kafasını karıştırmıştır.
Ama bu o kadar da önemli değil.
Çünkü zaman zaten bir şekilde ona verilmiş.
Oha!
- Bu kadar ağır ne var içinde? - Bilgisayar ve yazıcı malzemeleri.
Birkaç da kitap.
Bu gece burada kalacaksın, değil mi?
Şey... Sanırım buna mecburum.
- Yorulmadın mı? - Çok yorgunum, evet.
Uçakta gözüme uyku girmedi.
Baş ağrım yüzünden. Nedenini bilmiyorum.
Neden biraz dinlenmiyorsun?
Birkaç gün içinde iyileşirsin.
- Birazdan yola çıkmalıyım. - Niye?
Seni ne kadar özledim bilemezsin.
Lütfen, yapma.
Burada olmaz.
Gitmeliyim.
Ne yapacağına karar versen iyi olur.
Tamam.
O zaman geç olmadan git.
Ama saat daha 9. Sorun olmaz.
Yorulmadın mı?
Yoruldum.
Dinleneceğim. Sen de gidersin.
O zaman gitsem iyi olur.
Yolcu etmene gerek yok.
Orospu!
Senin gibi bir orospunun ölmesi gerek!
Gel buraya!
Seni ilgilendirmez! Beni rahat bırak!
Kapa çeneni!
Siktir git, şerefsiz!
Seni lanet orospu!
Çok tuhaf bir otel.
Bütün gece bağırıp kavga ettiler...
Ee, nereye gidelim?
Yani...
Şehre inmeye ne dersin?
Bu saatte mi? İmkansız.
Çok trafik vardır.
Dae-gu'ya ne zaman gideceksin?
- Bugündü, değil mi? - Evet, sanırım.
- Otogara gidelim. - Tamam.
Dün gece, gece 2'de uyandım çünkü bir ses duydum sandım.
Sonra da geri uyuyamadım.
Aslında aramanı bekliyordum.
Of be!
Yine araya girdiler!
Direkt önüme kırdı!
Trafik hiç olmadığı kadar kötüleşti.
Görmüyor musun?
Söylenenlere göre, 1999 yılında Seul'deki ortalama hız saatte sadece 7 km olacak.
- Dae-jeon'a mı gitsek? - Dae-jeon'a mı?
Yani... olur tabii.
Joongbu Otoyolu'nu kullanalım.
Gyungbu yerine, ki orada da muhtemelen trafik vardır.
Ne zamandan beri Joongbu adında bir otoyol var?
Çok olmadı. Yeni ve pek trafik olmuyormuş orada.
Sür.
Bana daha önce söyleseydin kestirme bir yol bulabilirdim.
- Otoyola çıkmak bu kadar zor mu? - Evet!
Yolun şu tarafında olmalıydık.
Ama oraya giden yolu bulamıyorum.
- Babanın fabrikasında grev yok mu yani? - Hayır, hiç grev olmadı.
İşçilere karşı çok iyidir.
Sadece büyük şirketlerin bu tip sorunları olur babamınki gibi küçük şirketlerin değil.
Tamam. Şimdi ne tarafa gidiyoruz?
- Yu-seong'a gidelim. - Niye?
Burası bir kaplıca kasabası. Bilmiyor musun?
Evet, biliyorum.
İyi de orada ne yapacağız?
Önce yıkanırız... sonra da...
- Sonra ne? - Bence gidelim.
- Orada ne yapacağız peki? - Şey yapacağız...
Önce kaplıcada banyo yapacağız...
...göğüslerini öpeceğim...
...meme uçlarınla oynayacağım...
...sikimi amına sokacağım...
...ve eskiden olduğu gibi bir bütün olacağız.
Sonra parmaklarımı saçlarında gezdireceğim.
Sen gittiğinden beri, vücudunun her parçasını özledim.
- Ama işim varken bunu yapamadım. - Otel odalarını hiç sevmiyorum.
Hadi ama. Başka nerede sevişebiliriz ki?
Fransa'da bir dairemiz vardı ama burada yok.
Ayrıca seninle seks yapmak için daha fazla bekleyemeyeceğim.
Ama şu an Kore'deyiz. Koşullar farklı.
- Gerçekten oraya gitmek zorunda mıyız? - En iyi seçeneğimiz bu.
- Ama... - Mızmızlanma.
- Yapma. Lütfen. - Çıkar şunu.
Yapma.
Yapma!
Canımı acıtıyorsun!
İstemiyorum!
Sorun ne?
Beni sinirlendiriyorsun ama.
Yaptığın şey işkence.
Bana işkence ediyorsun!
Bay R.
Sen bu gece burada kal.
Ben gitsem iyi olacak.
Buraya yalnız kalmaya gelmedim.
- Benim de işim gücüm var. - İyi de ben ne yapabilirim ki?
Anladım. Artık bana ihtiyacın yok.
Sen hayatımda gördüğüm en aşağılık orospusun.
Hangi akla hizmet ülkeye döner dönmez sana koştum acaba?
Sana bir şey sorayım.
Hayatında başka biri mi var?
Öyleyse sorun ne?
Bu davranışının maksadı ne?
Bunlar sana ait, çünkü sen satın aldın.
Sadece bunu alacağım.
- Jaya'nın evi mi? - Evet, buyurun?
- Kimle görüştüğümü öğrenebilir miyim? - Kardeşiyim.
- O zaman sen Young Nam'ın annesi olmalısın? - Evet.
Ben, R.
Kore'ye yeni döndü.
5 yıl oldu.
Hiç haber vermeden geri döndü.
Hayır, iyi görünüyor. Zayıflamamış ya da yaşlanmamış.
Hiç değişmemiş.
Tamam, evet...
Tamam, görüşürüz.
Myung-ja yakında evlenecekmiş diye duydum.
Hep söylediğin gibi...
Kardeşim döndüğünde evleneceğim diyordun.
Çok mutlu olmalısın Myung-ja.
Çocukluğundan beri, 10 yıldır fabrikalarda çalışıyorsun.
Fabrikalarda çalışmaktan yorulmuş olmalısın.
Soon-ja elektronik mağazasında mı çalışıyor?
- Zor bir iş değil mi? - Zor değil. Sadece muhasebeye bakıyorum.
Young-hwa'nın annesi çiçekçi mi açtı?
Bize karşı çok iyi.
Geçen Nisan'dan beri mi?
O mektubu ona göndermemeliydin!
O mektubu aldıktan sonra günlerce ağladı.
Ama şimdi bize çok iyi davranıyor.
- Merhaba, ben geldim. - Young-hwa, baban geldi.
Gelsene.
Neden orada dikiliyorsun?
Merhaba.
Nasılsın?
Hadi ama, ne tür bir çift bu şekilde görüşür ki?
O senin baban. Onu selamla.
Nasılsın baba?
Öyle değil, tatlım. Önünde eğil.
Hadi.
Young-hwa, babanı selamlamayacak mısın?
- Çocuklarını görünce ne hissettin şu an? - Bilmiyorum...
Yong-taek, o senin baban.
- Babasına çekmiş. - Bilemiyorum...
Young-hwa, babanı hatırlıyor musun?
Hayır diyor...
Yong-taek, babanı görmek nasıl bir duygu?
Sıkıcı biri.
Merhaba.
Gelsene.
Öldüğünü sanıyordum.
Göreceğiz bakalım.
- Bu saatte buraya otobüsle mi geldiniz? - Hayır, taksiyle geldik.
Burada oturmak için yer yok.
Başka bir odaya geçelim. İçmeye başlayalım mı?
Sen burada kal anne.
Bir doktorla tokalaşayım bakayım.
- Yurt dışında okumak zor olmalı. - İdare ettim.
- İyi gördüm seni. - Oturun, oturun.
Bu doktora tezi! Bir göz atın!
Kafam basmaz.
Babasına ithaf ettiğini söyledi.
- Haklıyım değil mi? - Evet, haklısın.
- Işığı kapatayım mı? - Nasıl istersen.
Nereye gittiğini bilmiyor musun?
Hah, geldi.
Tamam, görüşürüz.
- Annenle baban nasıl? - Yıllar içinde yaşlanmışlar.
Bir keresinde annemin çok hasta olduğunu duymuştum.
Otur, suyu isteriz, onlar getirir.
Pardon.
Su alabilir miyim?
Young-hwa babasının yüzünü tanıdı mı?
Baksana... Kore'de daha çok insan çalışıyor gibi görünüyor.
Masaların etrafında su servisi yapan bayanlar gibi insanlar bile var.
Buraya bir sürahi su koyabilirlerdi.
Youngtaek nasıl?
- Sana benziyor mu? - Bilmiyorum.
- Bana “sıkıcı” dedi. - Ne dedi? Sıkıcı mı?
Sana, bir akademisyene?
Neden bu kadar yavaş hareket ediyor?
Benimkini al. Ağzımı sürmedim.
- Ne zaman seninle olsam aşırı yürüyorum. - Burası gezilecek bir yer.
Geçen yaz Fransa'ya beni ziyarete geldiğinde gezintiye çıkmaya can attığını söylemiştin.
Evet, gezinti dedim, böyle zor bir iş demedim.
6:50'de hareket edecek.
J. Ne var biliyor musun?
Seni fena halde arzuluyorum.
No comments yet. Be the first to leave one.