The first 200 lines.
NETFLIX SUNAR
15 numaralı sipariş!
Üç kaburgalı sandviçle lahana salatası. Karalahana tamam mı?
-Az kaldı, iyi yıkanmamıştı. -Oradayken hikori koy. Vay be, terlemiş.
-Harold. -Efendim?
-Dana kaburgaları paketledin mi? -Evet.
Emin misin? Camideki şaşkınlar
domuz yedirip akımlarını sabote ediyorum sanmasın da.
Elijah nerede?
Sonra herifi Tops'ta başka bir kızla yakaladım.
Sekiz kere falan aldattı. Niye hâlâ onunla görüşüyorum?
Salaksın da ondan.
Doğru.
-Ama aleti manyaktı. -Hayır, yapma bunu.
-O yüzden içmen lazım. -Evet, doğru diyorsun.
-Şaka yapıyorum. -Tamam mı?
Pardon, beyaz şaraplar nerede?
Sonraki reyonda. Belli bir şey mi arıyorsunuz?
Güzel bir şey arıyoruz.
Gülme, bu işleri anlamıyorum ki. Ne?
Tamam.
Benimle gel.
Tamam.
Şimdi, hip-hop seviyor musun?
Evet.
Peki. Öncelikle Chardonnay var.
Chardonnay şarapların dedesi sayılır.
Çok yönlüdür, yumuşaktır, her şeye yakışır.
Şarapların Jay-Z'si gibidir.
-Tamam. -Tamam mı?
Sırada Pinot Grigio var.
Pinot Grigio beyaz şaraptır ama biraz aromalıdır.
"Beni sadece beyaz şarap mı sandın? Ortalığı karıştıracağım." der.
Kanye West gibidir.
Pinot Grigio'ya göre kölelik tercihî midir?
Öyle değil mi?
Burada Riesling'ler var.
Bunlar canlı, berrak, genelde biraz tatlı olur.
-Şarapların Drake'i gibi. -Evet, Riesling'ler duygusaldır.
Tamam, çok güzeldi, hakkını vereyim.
-Başka şeyler verecek gibisin. -Göt.
Drake'ten bir şişe alayım.
Peki, Thomas ödemeyi alacak.
Peki.
Drake'le hava atacağım.
SOMÖLYE DİPLOMASI
Siktir!
Uyandırma servisi mi lazım? Horoz mu alayım?
-Programı karıştırdım. -Etin hazır olduğu ne malum? Yeni geldin.
-Cidden mi? -Ne demek o? Erken kesersen para kaybı.
Para kaybedersem anneni Vegas'ta Blue Man Group'a götüremem.
O üç salağı boru çalarken göremeyeceğini istersen sen söyle, ben istemem.
İki yaşından beri pişirmeyi öğretiyorsun, anlarım.
Kavga etmeye kalkmayın.
Öğle yemeği yoğunluğu var. Tarçınlı kek bitti.
Tuvalette bebek kusmuş. Birisi yiyecek karnesiyle ödemek istiyor.
Başka sorun çekemem.
Elijah eti düzgün kesmiyor, Vegas'a git istemiyor.
-Öyle bir şey yok. -Olmasın. Bu benim et mi?
Evet.
Beklettiğim için kusura bakmayın.
Ninenin ayakları nasıl? Hâlâ şiş mi? Onun için dua ettiğimi söyle.
-Tırnaklarında limon mu var yoksa? -Evet.
-Bakayım. -Bu gece Beyoncé konserine gidiyorum.
-Güzel! -Evet.
Siktir!
-Kızım! -Merhaba anne.
Merhaba canlarım. Gelin.
Çocukların yemeğini almaya geciktim ama aşıya götürmem lazımdı.
Otizm olayı yüzünden yaptırsam mı, bilemedim.
Yaptırmaya karar verdim ve Kevin yoldayken McDonald's'ları saymaya başladı.
15 McDonald's'ı da saydı.
Kevin gayet iyi, tamam mı?
Kafası biraz büyük ama ona yapacak bir şey yok.
Çocukları mutfağa götür. Tavuk doğramayı öğrenelim mi?
Hadi.
Selam.
Nasıl ailenin restoranı oluyor da yemek yapamıyorsun?
Senin sakalın niye seyrek?
Kes şunu, bu ceket yeni.
Kes şunu.
-Kasaya ne zaman geçiyorsun? -Evet, kasaya geç Elijah.
-Sakın! -Topla şunu Elijah.
Topla şunu.
-Sıraya girmeyecek miyiz? -Akrabayız biz.
Onlar ölünce bunlar bana kalacak. Ne haber kuzen?
Sevgilimle bana baksan da sırada beklemesek.
J.T., kayırma yok artık.
Yapma Louis amca, niye öyle diyorsun? Küçükken beni yıkıyordun.
Sorun yok.
Canlarına oku
Sonu var mı?
Bir yere gidiyoruz Elijah.
Kaburga uçlarını unutma! Ekstra fasulye ister misin?
İstersin tabii.
-Kömür var ama yedi metreküp hikori lazım. -Tamam.
Geçen haftaki kiraz odunundan istiyorum, o kaburgalar çok güzel oldu.
Güzel. Kızılağaç odunu da indirimde.
Beni aptal mı sandın? O narin şeyle barbekü yapılmaz.
-Oğlunu hâlâ eğitmeye mi çalışıyorsun? -Bir gün başarırım umarım.
Yarın yeni et distribütörümüzle tanışmanı istiyorum.
Olmaz.
Nedenmiş?
Şarap kulübü paketlerini hazırlamam lazım.
Niye işi her öğretmeye çalıştığımda bir mazeretin oluyor?
Geçen ay füme makinesi bakmaya gidecektik, yine şarapla ilgili işin vardı.
-Deden restoran satılmasın diye didindi. -Evet efendim.
-Buranın toplum için anlamı var. -Evet.
Tarihî bir yer. Frankie Beverly burada felç geçirdi.
Bir gün işin başına geçeceksin, işi öğrenmen lazım.
Ondan değil, yarın müsait değilim. Kusura bakma.
Peki.
Gelecek sefer geliyorsun.
Güzel yorumlar aldık.
Dener misiniz?
-Yok. -Çok geç.
-Sağ olun. -Dediğim gibi, bu şarap çok ilgi gördü.
Çok gurur duyuyoruz.
-Harika, teşekkürler. -Ne demek.
-Ya şu Chablis? -2017 müthiş bir rekolte.
Riesling gibi tatlı olmalı.
-İçtiğim en iyi Chardonnay. -Hadi.
Çok ciddiyim, bir eğitmen de Antica Terra diye bir şey verdi.
-Oregon'dan. Güzel, değil mi? -Manyak.
Albert Bichot'nun vanilya ve biraz meyve aromaları olan
2016 Corton Grand Cru'su vardı. İnanılmazdı.
-Hediye çantası nasıl? -Yastık var.
-Havalı. -Çok.
Fuarda bütün şarapları tanıttıklarını fark ettim.
Bizim şarap kulübünde de bunu yapabiliriz. Bir dinle.
Çeşit çeşit Barolo göndersek ne olur? Çılgınlık mı bu?
-Memphis'te evet. -Hadi, hep aynı şeyi yapıyoruz.
Birkaç kırmızı ve beyaz şarap yolluyoruz. Yeni ve farklı bir şey yapalım.
Hadi ama.
-Şarap fuarı senin okulundaydı, değil mi? -Evet, güzeldi.
Dersler zor muydu?
Evet. Okuldayken bir de çocuğum oldu.
Merlot koka koka çocukla derse gidiyordum. Benim gibi başkaları da vardı yalnız.
Oraya başvurmayı mı düşünüyorsun?
Bilmiyorum, belki. Ama sanmıyorum.
Niye? Eşin, çocuğun yok, vaktin var.
Babam restoranı devralmamı istiyor.
Bilmiyorum, kendi işimi bulmak istiyorum.
Kesin kararlı ol önce.
Sınava üç kere girmiştim.
Çok...
Evet.
Peki.
Tamam, güzel. Şu şarap kulübü işine bakmam lazım.
JOE'NUN ŞARAPLARI
-Selam. -Selam!
Açık mısınız?
Açığız. Şarap kulübüyle ilgili bir şeyler Google'lıyorum.
Her gün Google'lıyorum
Peki.
Evet.
Peki, bir şey mi arıyorsun?
Evet, geçen gün aldığım şey hakkında bilgi almak istedim.
-Şarap kulübünün şeyleri de güzelmiş. -Evet, tabii.
Üye olunca iki haftada bir yapılan tadımlara davet ediliyorsun,
Wine Enthusiast dergisi üyeliğin ücretsiz oluyor.
Peki, demek öyle. Üye olayım o zaman.
E-postam, adresim, telefonum lazımdır herhalde.
Evet, kesinlikle numaran lazım.
Dergin postada falan kaybolursa diye.
Bu ay mantarlar hakkında harika bir makale var.
Mantarlar mı?
-Süper. -Gerçekten süper.
Çünkü sadece mantar olduklarını düşünüyoruz ama değiller.
-Vay be. -Vay be. Peki, fikrini değiştirmeden...
-Ver şunu. -Tamam.
Peki, tavuk, jambon, peynirli makarna ve yeşillik var.
Meyve salatamı kimse yemeyecek mi?
Biraz soğutsak mı?
Jöleli, zaten soğuk.
Evet, biliyoruz.
Kes şunu.
Dün akşam nereye gittin Elijah?
Ambalaj kağıdı alacaksın sanıyordum.
Kusura bakma, bir işim vardı.
İşinden daha önemli miydi?
-Somölyelik hakkında toplantıya gittim. -Afrikalı mı olacaksın?
-Korsan falan mı? -Somalili o.
-Sen ne dedin? -Somölye.
Kelly Kendrick bir Somaliliyle çıkmıştı, adam kimliğini çaldı.
-Korkunç, şimdi iyi mi? -Bilmem, milletin işine karışmam ben.
-Konuyu niye açtın o zaman? Çok saçma. -Herkese dedin ki...
Saçımı tekrar örecekti, bir şey söylemedi.
-Ben öyle duydum. -Tamam, susun. Herkes dursun.
Elijah bir şey söylüyordu. Anlat, neymiş o?
Somölye şarap uzmanıdır.
İş yerimdeki Raylan da somölye, şarap alımı yapıyor.
Restoranlarda şarap seçiyorlar.
Millete ne içeceğini söyleyip para mı alıyorlar?
Onu ben de yaparım, Hennessy White her şeye gider.
Hayır. Neyse, Raylan bana tavsiye mektubu yazabilirmiş.
Raylan bu fedakarlığı yapıyorsa sen de dediğini yaparsın umarım.
Ne demek o?
Yani aklına fikirler geliyor ama iş yapmaya gelince...
-Louis. -Herkesin bildiğini...
No comments yet. Be the first to leave one.