Good One

Good One

Download Turkish Subtitle

Release info

Good One 2024 1080p AMZN WEB-DL DDP5 1 H 264-FLUX TR
A Commentary by dikistutmaz
23,976 fps

Tags

webdl
Published on: 2024-10-16
Downloads: 82
Hearing Impaired: No
FPS: 23.976

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Çeviri: Dikistutmaz iapetos | Letterboxd: moandor

Evet, gördüm.

- Gördüm. - Anne, baksana!

- Bu ne için? - Suyu filtrelemek için.

Peki ya bu?

Sıçtığın boku gömmek için bir çukur.

- Yok canım. - Öyle.

İğrenç.

Yaptığım şeyi önemsediğini görmek güzel.

- Chris. - Bu bir kafa feneri.

- Aynı zamanda bir el feneri. - Hayır, küçük bir el feneri.

Küçük bir şey.

Ne kadar aydınlatma gerekiyor?

- Bunları yıkadın mı? - Bana söylediklerini yıkadım.

Bunlar da içlerinde miydi?

Bunun ne kadar büyük bir hazırlık gerektirdiğini hayal bile edemezsin.

Mecbur kalırsan nehirde yıkarsın.

- Jesse! - Efendim?

Bana bir tampon getirebilir misin? Şu çekmecede.

Teşekkürler.

Nasıl ezilmeyecekler?

Çünkü kurutulmuş fıstık ezmem yastık görevi görecek.

Hadi! Hadi, hadi.

Ne oldu?

Tamam mısın?

- Buna bayılıyoruz! - Baba...

- Harika. - Atla hadi.

Uyan.

Arkaya geç.

- N'oldu? - Arkaya geçebilir misin?

- Neden arkaya geçmem gerekiyor? - Çünkü senden kibarca rica ediyorum.

Üç hafta önce, geleceğim demiştin!

- Sam geliyor. Sen hariç herkes hazır. - Evet, çünkü...

- Umurumda değil! Bensiz git. - Bana uyar!

- Selam! - Edepsiz!

- El atayım mı? - Yok ya, bırak.

Bu hafta sonu onun iğrenç yüzünü görmek istemiyorum.

- Emin misin? - Sür gitsin.

- Dylan gelmiyor mu? - Hayır.

- Bir de benim konuşmamı ister misin? - Hayır, gerek yok.

Sür hadi.

Stephanie buna bayılacak amına koyayım.

- Off. - Benim sürmemi ister misin?

- Gerek yok. - Şu herife dikkat et.

Görebiliyorum. İki gözüm var. Aynı yolda ilerliyoruz.

Bu iskele 14 yıldır orada.

Dalga geçmiyorum.

Ucuz bir şey değil.

- Camı açmam sorun olur mu? - Olur. Senin için...?

- Peki. Kapatayım mı? - Evet, yüzüme vuruyor.

Sağ ol.

- Matt... - Arızalı sanırım, kusura bakma.

Kes şunu!

- Sağ ol. - Kablolarla ilgili bir şey olmalı.

- Aynen. - Kablolardan.

İşte oldu.

- Günde kaç mil yol yapıyorsun? - Bölersen, sekiz ya da dokuz olmalı.

- Daha önce bu kadarını yapmış mıydık? - Tamamen araziye bağlı.

Mirror patikasında yaptığımız kadar bir mesafe kat ettik.

Hatırladın mı?

Git de al o zaman!

Öyleyse metroya binmesini söyle!

Umurumda değil.

Sana kolaylıklar.

Sikeyim.

Kurşunsuz Süper Benzin

20,92$.

İndirimde 3,99$ sen de bir tane ister misin?

Matt, hayır. Hepsini geri koy.

Şemsiye arabada duracak. Diğerleri bu gece için.

Yarım kg. jalapenolu peynire gerçekten ihtiyacın var mı?

- Evet, gerekebilir. - Ben öderim.

Hayır, ben ödeyeceğim. Az önce bir IBS reklamı ayarladım...

- Sakız ister misin? - Hayır, sağ ol.

Kendini şımartmayı öğrenmelisin.

Baban hayattaki basit zevklerden kendini mahrum etmeye bayılır.

Çünkü, ne bileyim, o...

Besin değeri olmayan bir sürü lüzumsuz yiyeceği yanımda taşımamak...

...benim için ayrı bir keyif.

- Bu 30 gram falandır. - Gramlar birleşip kilograma dönüşür.

Boşanmak çok zahmetli.

- Bekle, Dan'i ben mi alacağım? - Geliyorum, Cleo'yu da getirebilir miyim?

Hayır, beni al.

Ama evlilik bir işti, boşanmak da işin eğlenceli tarafıydı.

Tamamen iş ve uzlaşma.

Bana uzlaştığınız bir zamandan bahset.

Sorun da bu zaten. April ve ben uzlaşamadık.

Bu yüzden boşandık.

Casey senin için her şeyi yapar.

- Bu bizim yazımız millet. - Bir şeyler atıştır Elliot.

Yaz havası.

Nefret ediyorum sizden.

Bazı evlilikler diğerlerine göre daha basit.

Bir Casey'e ihtiyacım var.

Eskiyle yeniyi bağdaştırmanın bir yolunu bulmalısınız.

Dairemi ona verdim. Vermek zorunda değildim.

Demek istediğim, o dairede yaşıyor.

Hayatında hiçbir değişiklik olmadı...

...çünkü bunu sağlamak için elimden geleni yapıyorum.

Ne sikime bu kadar kızgın ki?

Annesiyle babasının ayrılmasına olabilir mi?

Oo, sen yaşıyor muydun?

- Arkada bizi mi dinliyorsun? - Bir adım uzağınızdayım.

O zaman sen de katılsana.

- Neye katılayım? - İkilemime.

- Neymiş ikilemin? - Herkesin bana kızgın olması.

Bundan daha karmaşık olduğuna eminim.

Bilemiyorum.

Evet, sanırım öyle.

Bilmiyorum, belki de bunun Stephanie ve Dylan için...

...ne kadar karmaşık olduğunu düşünmen lazım.

- Böylelikle artık ikilemde kalmazsın. - Ya bırak.

Sadece, herkesin bakış açısından olayı değerlendir diyorum.

Tüm yaptığım bu zaten. Ne düşündüklerini anlamaya çalışıyorum.

- Baba, ben sürebilir miyim? Araba tuttu da. - Tuttu, çünkü mesajlaşıp duruyorsun.

Baba.

Sokayım.

Şuna baksana Sammy.

Baksan iyi olur.

Sharon, “Onaylar çıktı mı?” diye sormuş.

Şehirdeki adamımla konuştuğumu söyle.

Onayların tatilden sonraki Salı günü çıkmasını bekliyoruz.

“Şehirdeki adamımla...”

- Yazdım. - Ne cevap verdi?

Bilmiyorum, daha şimdi gönderdim.

Tamam. Yazıyor.

“İnşaat Salı gününe kadar başlamalı” diyor.

Tanrı aşkına. Pekâlâ.

“İş kararlaştırılan tarihte tamamlanacak.” Diye cevapla.

- Biraz sert bir cevap oldu. - Sen olsan ne cevap verirdin?

Bilmem, şöyle derdim sanırım...

“Bir araya gelemesek bile...”

Bu kadınlara öylece boyun eğemezsin.

Elini verirsen kolunu alamazsın.

“Bu kadınlar” derken ne demek istiyorsun?

Ne kadar aptalca.

Bu dışarıdaki mutfak, içeridekinden bir metre uzakta.

Arasan olmaz mı?

- Araba kullanıyorum. - Tamam, bırak ben kullanayım.

“Anlaşıldı” diye mesaj at.

- A, N, L, A... - Anladık.

Attım.

- Şemsiyeyi bırakabilirdin. - Aynen.

Aynı odada kalacağımızı söylememiştin.

Öff.

Ölmezsin.

Estetik ameliyatının elverdiği en muazzam gülümsemeydi bu.

- Böyle mi? - Böyle.

İşte geldi.

- Pekâlâ. Morinanız. - Teşekkürler.

İki tane de burger.

- Buyurun. - Teşekkür ederim.

- Bir bira daha alabilir miyim? - Tabii.

İki olsun.

- Seni hiç bu kadar yerken görmemiştim. - Normal bir porsiyon yemek işte.

- Et yediğini bilmiyordum. - Vejetaryen olduğunu sanıyordum.

- Öğle yemeklerinde et yerim. - Gerçekten mi?

Hiç vejetaryen olmadım, baba.

Ama vejetaryene benziyorsun. Sence de öyle değil mi?

- Biraz öyle. Evet. - Biraz mı?

- Hayır. - Azıcık...?

- Hayır. - Vejetaryenliğe çok yakın bir şey.

- Hayır. - Hayır mı?

- Kendininkinden ye. - Adil bir takas oldu.

Donmuş balığını istemiyorum.

Üç gün boyunca toz fıstık ezmesi yedikten sonra bunun hayalini kuracaksın.

Fıstık ezmesini severim. Çok güzel. Smoothie'lerime falan koyuyorum.

- Jesse de hastasıdır. - Jesse kim? Sevgilin mi?

- Dudağında yemek artığı kalmış. - Arkadaşım.

Neler yapıyor?

Önümüzdeki yıl New York Üniversitesi fotoğrafçılık bölümüne başlayacak.

Kızlardan hoşlandığı için şanslısın.

Erkekler yarrak gibi.

Dylan'ın tarayıcı geçmişini görmelisin.

İnternet çok kötü bir ortam.

Bunu ona anlatmaya çalıştım.

Arama terimleri sikik bir korku filminden.

Keşke dört kişi olsaydık ama üç kişi de idare eder.

İğrenç!

Bugün mü oldu?

Jesse!

- Miércoles, Çarşamba. - Doğru.

Sábado, Cumartesi.

- Evet. - Pazartesi neydi amına koyayım?

- Lunes mi? - Lunes. Martes, Salı mıydı?

- Olabilir. Bilmiyorum. - Lunes, martes, miércoles.

- Perşembe... - Viernes, Cuma, değil mi?

Evet. Sabado. Domingo Pazar mı?

Domingo. Evet, domingo galiba.

Yedide altı yaptık. Hiç fena değil lan.

Eğlenceli görünüyor kanka.

Seni özledim.

Çıkıyoruz.

Tamam, bu virajda yavaş ol.

- Yavaş. - Yavaş gidiyorum.

Evet, evet.

Ama bazen hiç de öyle görünmüyor.

Sürüyorum işte.

- Tamam, yavaşla biraz. - Hız limitinde gidiyorum.

Aslında hız limitinin 5 mil üstündesin.

Good One subtitles in other languages

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left