The first 200 lines.
Tanrım!
Üzgünüm. Üzgünüm.
Üzgünüm. Çok üzgünüm.
Geri gel!
Bu filmi severim. Staten Island'da çektiler.
Tanrım.
-Mükemmel. -İşte bu.
Tam benim kafa.
Bu film çok anlamsız.
Neden? Neden hükumet arınmayı yasal yapar ki?
Tabii ki, biraz stres atmaları için. Merhaba.
-O iş için spaya gidilir. -Evet. Veya terapiste.
-Ya da maniküre. -Ya da...
Birilerini öldürürsün.
Hadi ama, beyler. Buradan çıkalım diye Tara'yı da yanımda getirdim.
Hadi ama. Hadi dansa gidelim.
-Dans etmeyi severim. -Hadi gidelim.
Biz dışarı çıkmayız.
Dans da etmeyiz.
- Arınma Gecesi size yetmedi mi? -Hayır.
Dans seven biri yok mu?
-Ben severim. -Var, ben!
-Sever misin? -Severim.
Evet. O sever... Çok iyi bir dansçıdır.
En sevdiğin hareket ne?
Titretmeye benziyor.
-Titretmek mi? O... -Bilmiyorum.
Müzik benden ne isterse onu yaparım.
O kulüplerde dangalaktan başka bir şey yok.
-Burası iyi. Güvenli. -Hadi ama.
Tanrım, bütün gün oturuyorsunuz
ve kafayı bulup çavuşu tokatlıyorsunuz.
-Evet. -Harika fikir.
Hiçbir arkadaşım çavuşumu tokatlamadı.
Benim de.
Dövmelerini sevdim.
Seveceğini biliyordum, bak.
-Aman Tanrım. Çok... -Onunla konuşma.
-Klamidyası var. -Vardı.
-Aman Tanrım. -Klamidya vardı.
-Tedavisi var. -O kızı
bana sen tanıştırdın, yani aslında senden geldi.
Klamidyaya yol gösterdin.
Sigortası yok. İlaç bile alamaz.
Bazı dövmelerini ben yaptım.
-Öyle mi? -Bilirsin, adada bir itibarım var.
-Staten Island. -Vay be, Staten.
-S.I., anlarsın ya. -Evet.
-İyi görünüyor. -Teşekkür ederim.
-Senin de bir sürü dövmen var. -Evet.
Şu tarih de ne?
O babamın öldüğü tarih.
Aman Tanrım, baban öldü mü? Üzgünüm.
Üzülme. Sorun değil. Önemi yok.
Nasıl oldu, peki?
-Tamam, sormana gerek yok. -Hayır.
-Hayır, hayır. -Onu sorma.
Biraz uygunsuz olur.
O itfaiyeciydi. Yani, yangında öldü.
Aman Tanrım.
-Biliyoruz. -Biliyoruz.
Bu konudan bahsetmeyi sevmeyiz. O yüzden hiç açılmaz.
-Scott'tan özür dile. -Doğru olan bu.
-Özür dilemelisin. -Özür dile ya da defol.
Doğru değil.
Scott, sana dövmeni sorduğum için
gerçekten çok özür dilerim.
Ne?
-Umurunda değil. Sorun yok. -Umursamaz.
Ona baksana. Amma da gülüyor.
-Umurumda değil. -Babası hakkında sürekli konuşuruz.
-Tak tak. -Kim o?
Baban değil.
-Bu en sevdiğimdi. -Aman Tanrım, çok komik.
Bu konuda çok şaka yaparız.
Aman Tanrım, onu hiç...
-Onu hiç özlemiyorum bile. -Çok komik.
Evet.
Evet bu çok iyi. Devam et! Devam et!
Mutlu... Mutlu musun?
Evet, evet, harika! Devam et!
Hayır, bekle, durma!
Sen de... Sen de boşaldın mı?
Yani, evet.
Orada değil miydin? Evet, boşaldım.
-Altı kez falan. -Çok iyi.
-Şahane. -Harikaydı.
-Peki sen? -Hayır, hayır.
Ama sorun değil. Eğlendim.
Arkada eğlendim.
Hiç boşalmadığın için sana üzülüyorum.
Hayır, her zaman boşalırım.
Sadece... Senin gibi Broadway müzikali sergilemiyorum.
Daha sessizim.
Daha çok Charlie Chaplin gibiyim.
-Sessiz film gibi. -Sessiz film.
Sence antidepresanlar yüzünden mi?
Evet, tabii ki.
Antidepresan almasaydım, sekiz saniyede biterdi.
O zaman sen gelmezdin. Sen depresyona girerdin.
Sonra sen de ilaç almak zorunda kalırdın.
-Bilmiyorum, bir şey söyleyeyim mi? Ben... -Evet.
Bunun neden büyük bir sır olduğunu hâlâ anlamıyorum.
Neden olduğunu biliyorsun. Çünkü özel bir şey.
Bize özel, anlarsın ya?
Herkes bilseydi özel bir şey olmazdı.
Ama ben bu şekilde yapmak istemiyorum.
Tamam, anlıyorum. Yani, bırakalım mı?
Hayır, ben...
Bilmiyorum. Bu. Nedir bu?
-Bu mu? Bu... -Normal insanlar gibi yapmak istiyorum.
Evet, biliyorum. Ama... Garip olabilir.
Birbirimizi ezelden beri tanıyoruz.
Dördüncü sınıftan beri. Neredeyse ensest olur.
Hayır, olmaz.
Hayır, ama, biz kankayız
ve dostluğumuzu tehlikeye atmak istemem
veya onun gibi bir şey...
Saçma değil ama büyük risk.
Ama zaten günaha girdik. Yani, geriye ne kaldı?
-"Günaha girmek mi?" -Bilmem.
Ama işte...
Benden çok daha iyi birinin hak ediyorsun.
Ne? Sen iyi bir adamsın.
İyi birisin. Senden hoşlanıyorum.
Ama neye dayanarak? Yani, ben de senden. Ama şey gibi...
Bir şey diyebilir miyim? Kimseye söylemezsen olur mu?
İnsanlar zaten biliyorlardır ama, işte...
Benim bir sorunum var.
-Zihinsel gibi. -Ne?
Burası çok normal değil. Şey gibi...
Manik ve deli oluyorum
ve gerçekten manyakça, fevri kararlar alıyorum ve...
Kendimden korkuyorum ve seni de...
Seni de korkutmak veya kimseye zarar vermek istemem.
Yani, bence en iyisi ve yapmam gerekeni
geri çekilmem, anlarsın ya?
Kendin için böyle düşünmeni istemem.
Hayır, öyle değil...
Seni rencide etmek istemem.
Sen süpersin. Bence harikasın.
Öyle düşündüğünü biliyorum. Ben şahaneyim.
Kendin için böyle hissetmemene üzüldüm.
Selam, tatlım.
Sana omlet yaptım.
Kız kardeşinin mezuniyetinde ne giyeceksin?
Düşündüm de? Babanın takımlarından biri nasıl olur?
Bilmiyorum. Bence ben takım elbise adamı değilim.
Ayrıca onların hepsi eski moda...
Tekrar moda olduklarını sanmıştım.
Ve partiden önce tüttürmesen olur mu?
Neden?
Çünkü kokuyor. Kötü kokuyorsun.
Elektronik sigara da olmaz çünkü o da aynı.
Adam polis. Başımız belaya girmesin.
Bırak o herifi.
O aileden nefret ediyorum. Çok zengin ve kibirliler.
Claire'e çok iyi davranıyorlar.
Hey, anne. Bana plastik kap almışsın.
Karton koli yeterliydi. Onları çöpe atarım.
Ama bir şey saklamak için çok iyiler.
Evet, ama hiç yerim yok. Dolabım 60 santim falan.
Claire baksana, beni mezuniyet partinde istiyor musun?
İstemek mi? Umurumda değil. Ama... Gelmezsen garip olur.
Bu hiç sıcak bir davet olmadı.
Çünkü dört gözle beklediğim şey bu değil.
-Ama orada olmanı isterim. -Gelmeni istiyor.
Hayır, istemiyor. Söyledi bile.
-Gelmesini istemiyorum. -Gelmesi şart.
Sakın sürekli köşedeki koltukta oturma. Tuhaf oluyor.
Köşede oturmakta bir problem yok, tamam mı?
Bazı insanlar partide dans eder, bazıları bir köşede oturur.
Ben köşedeki adamım. Kardeşini kabullen.
Ayrıca, sakın Layla'ya asılma, tamam mı? İlgilenmediğini sana söyledi.
Neden bahsediyorsun? Onunla takılmayı denemedim bile.
Bana sürekli asılan o ve ben sürekli uzak duruyorum,
sana saygımdan.
Sadece o pantolonla çok iyi durduğunu düşündüm.
-Tanrım. -Söylersem güzel olur sanmıştım.
Bu kadar tepki alacağımı bilmiyordum.
Babanın takımları garajda vakumlu duruyor.
-Yani? -Güzel birini seç.
Güzel görünmelisin.
Kız kardeşinin başarılarını kutluyoruz.
Gittiğinde onu özleyeceksin.
Evet. Kutla beni.
STAN CARLIN NEW YORK İTFAİYESİ 60. İSTASYON
Vay be, her şey ne kadar da çabuk oldu.
Mezun olduğuna inanamıyorum.
Seni gerçekten özleyeceğim.
İkinci round. Dövüş!
Bunu nereden buldun? Tadı pek güzel değil.
Ne diyorsun be? Lanet şey ateş ediyor, dostum.
Hâlâ kafayı bulabiliyor musunuz?
Sanırım ben bulamıyorum. Bence oldukça kendimdeyim.
Ben de bir süredir kafayı bulmuyorum. Ama yine de içiyorum.
Hayat tarzını seviyorum.
Ben acayip kafayım.
Scotty'e internette bulduğun kızı anlatsana.
-Kim? -Sen!
No comments yet. Be the first to leave one.