Trevor Noah: Afraid of the Dark

Trevor Noah: Afraid of the Dark

Download Turkish Subtitle

Release info

Trevor Noah Afraid of the Dark 2017 WEBRip anyformat-anygroup
A Commentary by psyking
These subs are synced for complete rips (that includes full netflix intro).

Tags

webrip
web
BRip
Published on: 2017-04-26
Downloads: 31
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

NETFLIX ORİJİNAL STAND-UP KOMEDİSİ

TREVOR NOAH BU GECE KAPALI GİŞE

N'aber New York?

Evet!

Harika. Geldiğiniz için teşekkürler.

Bu gece eğleneceğiz.

Hoş geldiniz millet.

İşte bu biziz. Bir şey diyebilir miyim?

Stand-up komediye başladığımdan beri

New York City'de özel bir şov yapmak hayalimdi.

İşte budur!

İşte bu! New York!

Evet! New York!

Yürüyoruz burada!

New York'a gelmeden önce hep böyle düşünürdüm.

Neredeyse ezilen insanların şehri olduğunu düşünürdüm.

Herkes sokakta yürüyor, taksi yaklaşıyor, kaputuna vuruyorum,

"Yürüyoruz burada!

Neyin var senin?

Kahve ister misin?"

Bunun anlamını bile bilmiyordum.

Tek bildiğim, bir gün New York City'ye gideceğimdi.

Beni de az kalsın bir araba ezecekti.

Bir rüyam vardı ve yola çıktım. Göründüğünden çok daha zormuş.

Filmlerde kolay gibi görünüyor.

Koşmuşsun, neredeyse araba çarpacak.

"Hey!" deyip kaputa vuruyor, devam ediyorsun.

Ama kolay değil. Zamanlama önemli.

Zamanlama önemli. Mesele, tam zamanında orada olmak.

Tam taksi oradayken dışarı çıkmalısın ki

taksi dursun, sen de kaputa vur.

Tamam mı? Cesaretin yoksa, dışarı geç çıkarsan araba gider.

Herkesin zamanı boşa harcanır.

Delirmiş gibi görünürsün. Aynı şöyle...

"Yürüyoruz burada!"

Arabayla aynı anda dışarı çıkarsan

o zaman da ezilirsin. Çok anlamsız.

Aynı şöyle, "Hey..."

"Hey, o burada yürüyordu.

Neyin var senin?"

En kötüsü çok erken çıkmaktır.

Bu, işin içindeki herkes için tuhaf olur.

Dışarı çıkıyorsun, araba duruyor ama kaputa ulaşamıyorsun.

"Hey!" diyorsun.

"Gel buraya.

Hayır. Lütfen daha yaklaş.

Sana bir sır vereceğim. Gel buraya.

Hayır, ben Afrikalıyım. Bir hayalim var. Lütfen yaklaş. Ben sadece...

Senden sadece...

Yürüyoruz burada."

Bu şehre hastayım. Dalga mı geçiyorsunuz? New York!

Buraya gelmek hayalimdi.

Buraya gelir gelmez, "İşte bu!" dedim.

Bu şehirde dünyanın hiçbir yerinde olmayan bir enerji var.

New York!

Her şeyine bayılıyorum.

New York'ta beni en çok büyüleyen şey...

insanların trafik ışıklarına bu kadar çok güvenmeleri.

Hiç böyle bir şey görmedim.

Unutmayın, ben bir Afrika ülkesindenim.

Afrika'da her yerde trafik ışıklarımız var.

Ama onları kullanmayız.

Tamam mı?

Emirden ziyade bir öneri gibidir.

"Dur!" değil, "Dur?"

Bir Afrikalı dünyayı gezmiş de,

başkalarının trafik ışıklarını görmüş, memleketine getirmiş

ama ne işe yarıyor bilmiyor gibi.

Adam şöyleymiş: "Millet. Trafik ışıklarımız olmalı."

İnsanlar "Neden?" demiş.

"Kavşaklar için. Hem daha havalı oluyor."

Ama kimse ne işe yaradığını bilmiyormuş.

Işıklar umurumuzda değildir, onlara güvenmeyiz de.

Ama New York'ta hiç öyle değil, insanlar hayatlarını o ışığa emanet ediyorlar.

Bir gün yolda yürüyordum.

Hiç unutmam, bir adamın yanında yürüyordum.

Kaldırımda duruyoruz, ışık değişti, karşıya geçeceğiz.

Yan tarafa baktım, yoldan bize doğru...

bir kamyon hızla geliyordu.

Kamyona bakıyorum. Işık değişir değişmez,

yanımda duran adam yola çıktı.

İçgüdümle, onu korumak için elimi uzattım.

"Dostum, kamyon geliyor." dedim.

"Olsun. Işık bizim." dedi.

"Evet ama kamyon da onun." dedim.

"Taş-kâğıt-makas oyununda, sen kaybedersin."

Ama o kendinden çok emindi.

"Olsun. Işık bizim. Hadi geçelim."

İleri yürüdü. Sadece yürümekle kalmadı.

Geçerken kamyon sürücüsüne de ters ters baktı.

"Işık benim." der gibi bakıyordu.

"Işık benim, biliyorsun."

Ben de mahcup bir hâlde peşinden koştum.

"Özür dilerim, bilmiyordum. Tamam.

Dururdum... Daha önce hiç bunu yapmadım."

O adamla 12 blok yürüdüm.

Bakın size söyleyeyim, daha önce hiç kimse bana onun kadar

cesaret vermemişti.

O güne, yola çıkmadan önce...

düşünerek başladım.

Onunla birkaç blok yürüdükten sonra,

inanmaya başladım.

Sekiz blok sonra, artık bildiğim tek yaşam biçimi oydu.

Telefonumu çıkardım, tweet ve mesaj atıyordum.

Oyun oynamadım. Başımı kaldırıyordum,

ışık değişince ben yoldaydım.

Bir kamyon veya trenin bana doğru gelmesi umurumda değildi. Yola çıkıyordum!

Çünkü anladım ki Amerika'da beyaz adam yanındaysa,

canın ne isterse yapabilirsin.

Yürürsün.

Ne kadar heyecanlı günlerdi.

Amerika'ya gelip yaşamak için daha iyi bir zaman seçemezdim.

Ne kadar heyecanlı bir zaman.

Tüm olup bitenler karşısında yanıp yok olmadığına şaşırdım.

On yıldır Amerika'ya gelip gidiyorum, ziyaret ediyorum.

Ve...

gidip gelmenin harika yanı,

Amerika'yı kısa kısa yaşamamdı.

İnsanların hissettiklerini hissediyordum.

İnsanların yaşadıkları hakkında fikir ediniyordum.

Ve...

Amerika'ya her gelişimde...

fark ettiğim en önemli şeylerden biri

siyahi Amerikalıların çok zor günler geçirdiğiydi.

İlk gelişimi hatırlıyorum.

Batı Kıyıları'nda kalıyordum, Compton'da bir Afro-Amerikalı gençle tanıştım.

Bir komedi kulübünde takılıyorduk.

Adam, bana şöyle bir baktı,

"Hey Trevor." dedi.

"Afrikalı adam sen misin dostum?"

"Evet." dedim. "Onlardan biriyim, evet."

"Hey dostum.

Doğrusunu istersen seninle tanışmak bir onur.

Hep bir Afrikalıyla tanışmak istedim dostum.

Sen bizim aslımızsın dostum."

"Teşekkürler." dedim. "Evet dostum." dedi.

"Burası bir siyahi için ne zor, biliyor musun?

Dostum, yalan söyleyemem. İş bulamıyorsun.

Polisler peşini bırakmıyor dostum.

Ben de Afrika'ya gideceğim dostum.

Evet, ben de seninle Afrika'ya gideceğim."

Ben de, "Evet." filan oldum. "Sen al biletini, gidelim.

Hadi gidelim."

O gün onunla bir bağ oluştu. Bir şeyler hissettim.

İleri saralım, birkaç yıl sonra.

Çok güzel bir siyahi kadınla tanıştım.

Güneyde, Birmingham, Alabama'da şov yapıyordum.

Şovdan sonra kadın yanıma geldi.

O an aramızda bir bağ oluştu.

"Trevor bebeğim...

sana bir şey söyleyeyim mi?

Daha önce hiç bu kadar bağlandığım bir yabancıyla tanışmadım.

Sen Afrika'dan söz ederken, bütün bunları anlatırken,

'Ah be, Tanrım, keşke seninle gidebilseydim.' filan oldum.

Ana vatanı anlat bebeğim. Evim diyebileceğim bir yere gitmek istiyorum.

İnsanların, ait değilmişim gibi bakmayacakları bir yere.

Bana Afrika'yı anlat bebeğim. Her şeyi anlat." dedi.

Söylediklerini hissedebiliyordum.

İnsanların eğlenmediklerini biliyordum.

İleri saralım...

2016'ya gidelim.

Donald Trump'ın arayı kapattığı o anı

hiç unutmayacağım.

Birleşik Devletler Başkanı olma şansı yarı yarıyaydı.

Hayatımda ilk kez,

yanıma beyaz Amerikalılar gelip

"Trevor, bana Afrika'yı anlat. Orada neler oluyor?" demeye başladılar.

"Güzel bir plan gibi, değil mi?

Nedir, ana vatan mı? Ana vatan, evet. Ben de seninle gelmeliyim.

Ali boma ye. Ben de varım dostum."

Sadece Amerika da değil. Yok, değil.

Bu söylem birçok Amerikalıyı şoke etti

ama bakış açınızı genişlettiyseniz

farkına varmışsınızdır, milliyetçilik bütün dünyada yükselişte.

Avusturya'da, Avustralya'da.

İngiltere'de. Brexit de buydu. Değil mi?

Ekonomiyle ilgiliymiş gibi gösterdiler ama değildi.

Aslında ülkelerini geri isteyen insanlardı.

Ülkeleri bir yere gitmemişti.

Ama yine de geri istediler.

Haberlerde BBC'ye konuşan insanlar gördüm.

"İşte bu yüzden Brexit'e oy veriyorum, tamam mı?

Çünkü bu berbat ülke köpeklere gidiyor.

Bu berbat ülke. Britanya'yı geri istiyorum.

Britanya'yı geri istediğimiz için Brexit'e oy verdik!"

Kimden?

Kimden?

Britanya'nın yüzde 95'i beyaz. Onu kimden geri istiyorsunuz?

İnsanlar çok çılgın, çok tuhaf şeyler söylüyorlar.

"Lanet göçmenler buraya geliyor, kötü işler çeviriyorlar, tamam mı?

Lanet göçmenlerden nefret ediyorum. Geldikleri yere dönsünler."

"Neden bu kadar nefret ediyorsun?" "Söyleyeyim.

Çünkü İngiliz olmaya çalışmıyorlar bile.

İngiliz olmaya çalışmıyorlar.

Lanet olası kültürlerini getiriyorlar buraya.

Kendi yemeklerini getiriyorlar, lanet dillerini konuşuyorlar,

lanet olası yeri ele geçirmeye çalışıyorlar."

"Bana gayet İngiliz gibi geldi."

Dünyada göçten şikâyet etmeye

hiç hakkı olmayan

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left