The first 200 lines.
Pekâlâ. Hazır mısın?
Hazırım galiba.
Kayda girdim.
O ne demek?
-Birkaç soru sorarak başlayayım. -Ha, anladım.
Zor geliyor mu? O zamandan beri zorlandın mı?
Yani sandığın şekilde değil ama...
...topluluk olabilmek için
en az 20 kabuk gerektiği bilinen bir şey.
Hayatta kalmak için gereken en az sayı bu. Yani...
Evet.
Sanırım başlarda hayatta kalamayacağımızı düşündüm...
...ama bazen o kuralları yok sayıp
"Aslında kural iyi bir hayat sürmek ve yaşamak istemem."
diye düşünmeniz gerekiyor.
Sadece hayatta kalmak da değil, güzel yaşamak.
Peki, hayat nasıl gidiyor?
Benim mi?
Çeşit çeşit güzelliğinden zevk alıyorum
ama grubumuzda olsaydım
böyle davranmazdım tabii.
Ama onlar burada değil.
O yüzden elektrikli mikserim var.
Hazır mısın?
-Sesim duyulsun istemiyorum. -Sen bilirsin.
Yani bana soru sorup durma diyorum.
Tamam.
Annenler çalışıyor mu? Hiç bir şefle tanıştın mı?
Bunu kırsan ne olur?
Hiç ahududu yedin mi?
Nasıldı?
Bana soru soracak mısın?
Orada mısın?
Çok tuhaf oldu.
Sesim duyulsun istemiyorum. Nasıl soru sorabilirim ki?
Artık sadece ikimiz varız.
Ben
ve ninem. Connie ninem.
SEVGİLİLER GÜNÜN KUTLU OLSUN
Eskiden kadınla adam burada yaşarken
kalabalıktık.
Daha çok ses, koku,
söyleyecek söz vardı
çünkü konuşacak daha çok insan vardı.
-Bak. Sahne. -Tamam.
Çık.
Bu aralar ev daha sessiz.
Kayıttayız. Bir şeyler söyle.
Bir... Bir şeyler mi söyleyeyim? Yani...
-Yani konuş biraz. -Mesela...
Merhaba. Adım Mars... Marr... Hay aksi!
Hâlbuki ilk kez söylemiyorum.
Adım Marcel.
Vücudumdan da gördüğünüz gibi, kısmen kabuğum.
Ama ayakkabılarım da var.
Bir de...
...yüzüm var.
Kendimde bunları seviyorum. Kendimi de seviyorum.
Ayrıca çok güzel başka yönlerim var.
-Mükemmeldi. -Peki.
Ortam seslerini mi kaydediyorsun?
Evet.
Otuz saniye dur sadece.
Ne kadar...
Bunlarla ne yapacaksın?
İnternete koymayı düşündüğüm
bir belgesel çekiyorum.
-İnternete mi? -Evet.
Anlamadım.
-Tamam. -Kaşındım. Kayıtta mısın?
-Evet. -Şimdi mi?
Evet.
Ne yapmam lazım?
Yani... Bir şey yapma.
Normalde ne yapacaksan onu yap. Ben yokmuşum gibi.
Halatı nereden buldun?
Bunu mu? Bu... Göstereyim.
Banyoya gelip bu kıvırcık saçları alıyorum.
Çok güçlüler
çünkü düzleştirmek gerek.
Açınca uzun, sağlam olduğu anlaşılıyor.
Ama...
Niye güldün ki?
Aramızda "dayanıklı saç" diyoruz.
Burası ağaç parkı.
Topluluğun canlı tuttuğu bir ağaç koleksiyonu.
Onlarla konuşmayı seviyorum.
Bitkiler, klasik müzik dinlemeyi seviyorlar.
Mozart ve Brahms, daha hızlı büyümelerinde yardımcı oluyor.
Burası da ekmek odam.
Yani yatak odası
ama ekmek diliminde uyuyorum ki...
Pardon. Selam vermek istedi.
Aslında köpek sahiplenme konseptini seviyorum.
Tanrım, yüzü kokuyor ya.
Ama pamuk tiftiğine bir saç bağlayıp yanımda gezdirebiliyorum.
Seni seviyorum.
Hadi. İşte böyle.
Bazen insanlar, "Vücuduna göre kafan epey büyük." diyorlar.
Ben de "Kriter ne?" diyorum.
Bazen kaşınan yerimi kaşıyamazsam
öylece duruyorum.
Kaşınmasına müsaade edip...
Bağırıyorum öyle.
En yakın arkadaşın o mu?
Tanıdığın başka biri
falan yok mu?
Güzel.
İlk seferde hiç beceremiyorum.
Olmadı.
Aman be!
Hadi!
İşte böyle!
"Hiç denemezsen hep başarısız olursun."
-Vay! -Alıntı yaptım.
Benim lafım değil.
Wayde diye ünlü bir sporcu söylemiş.
Wayde Gansdy.
-Ne? -Ways...
Way... Whale...
Whale Gensky.
-Sence Wayne... -Gensky. Whale...
-Wayne... -Adı o mu ki?
Whale Jetski?
Değil.
-Wake... Lake... Jake? -Yani...
Wayne Jet... Get...
Burası depom.
Pekâlâ. Temel malzemeler burada.
Birkaç badem, bir düzine fıstık var.
Kuru gıdalar yani.
Kuru üzüm, kuru kızılcık var
ama kızılcığı yan yatırdım
çünkü özel bir yiyecek.
Şu astım spreyi mi?
Şey... Kayak gibi bir şey.
-Ne olduğunu tam bilmiyorum. -Nereden buldun?
Burada bir gece kalan bir insandan.
-Niye ki? -Benim bir şeyimi aldın mı?
Ne derdin var ya?
Bilmiyordum.
-Ver. -Ne olduğunu bilmiyordum.
İşte hepsi bu.
Şimdi ne yapacağız?
İnternete yükleyeceğim ki insanlar izleyebilsin.
ŞARJINIZ BİTİYOR
Olamaz. Gazoz teneken boşalmak üzere.
Pardon. Bir saniye.
Peki.
Niye böyle...
Tek yaptığı bir şeyleri
oradan oraya taşıyıp etrafı rahatsız etmekse ev temizlemek ne ki?
Temizlemiyor. Bulaşık yıkıyor.
Süpürgeyi açacağını müjdeliyor.
Eve git diyemem. Önceden ayarlamışlar.
-Niye? -Airbnb'nin sahibi
tarafından tutulmuş.
-Neye? -Airbnb.
-Airbnb ne? -Temizlesin diye.
A, sen! O kadın kim?
O... Bilmiyorum...
Vay be! Nasıl yani?
-Bu evin dışı. -Evet.
Yani burası bilgisayar oteline mi döndü?
-Sayılır. -Niye böyle bir karar aldın?
Niye geldin?
Eski evimden taşınmam gerekti.
Yeni ev bulana dek buradayım.
Niye taşınman gerekti?
Kişisel bir mesele.
Peki.
Burada kalanlarla hiç konuşmadın mı?
İnsanlar bizi fark etmiyorlar.
Hay aksi! Kadın süpürgeyi çalıştıracaksa
Connie nineme bir bakmam lazım.
Bu, gezici.
Bu arabayı aşırı önemsememem güzel
çünkü bununla nereye gittiğimi hiç anlayamıyorum.
O neydi ya? Pardon.
Yapma. Arthur.
Hemen bu köşede olduğunu umuyorum.
İşte buradaymış.
İçim rahatladı.
Burada azıcık bekler misin?
Bence kamerayla gelmen biraz...
-Şey olur... -Tamam.
-Ona haber vereyim. Evet. -Peki.
Kahverengi saçlı, gözlüklü.
Gideyim mi?
Yok. Kal tabii ama...
-Evet, tabii. -Bastığın yere dikkat etsen yeter.
-Benimle geldi. -Ne yapıyorsun?
Belgesel.
Film gibi ama kimsenin repliği yok.
Kimse çekerken ne olduğunu bile bilmiyor.
-Değil mi? -Öyle de denilebilir. Evet.
Sadece birinin videosunu çekiyorum.
-Marcel'in mi? -Evet.
-Belgesel... Film mi? -Evet.
Gerçeği anlatmak gibi. Şeyi...
No comments yet. Be the first to leave one.