ആദ്യത്തെ 200 വരികൾ.
AGENT KIM REACTIVATED
8. BÖLÜM
Hayatını bağışlayan komutan kim?
Kuzey'e sızan piçler kim?
Geçerken kullandıkları yol nerede?
Hiçbirinizin adı da soyadı da yok.
Dayanabilecek misin?
Kendine gel!
Ülkemize kahraman olarak döneceksiniz.
Ne kadar dayanabileceğini görelim mi?
Sonunda konuşacaksın.
Kuzey seni ıskartaya çıkarmış olsa da
burada bir hayat kurabilmelisin.
Cheonsan Birliği'nin komutasında kimler var?
En yukarıdan başlayarak hepsini listele.
Orospu çocuğu!
Parçası olduğun tüm entrikaları listele!
Buna dayanman kolay olmayacak.
Seninle çalışan alçaklar kimler?
Bana isimlerini ve bağlantılarını ver.
Gerçek bir erkeksin, öyle mi?
Kimin ne yaptığını anlat.
Her detayı istiyorum!
Her şeyi unut, geçmişi geride bırak ve Min-ji'nin babası olarak yaşa.
Baba!
Baba.
Peki o zaman.
Seni serinleteyim.
Anladın mı? Anladın mı?!
Susamışsındır.
Geri gel. Seni bekleyeceğim.
Ben de seni çok seviyorum baba.
Min-ji…
Birliğin yerini söyle.
Söyle!
Söylersen yaşayabilirsin.
Geçmişi unutabiliriz.
Artık ülkene hizmet et.
Burası senin ülken!
Sonunda ait olduğun yere döndün.
Bir kez daha ülkemiz için gururlu bir devrimci savaşçı olacaksın!
Seni piç kurusu.
İstediğin bu mu?
Seni orospu çocuğu.
Biliyor musun?
Kızının seninle aynı
deneyimi yaşamasını sağlayacağım.
Daha kötüsünü bile yapabilirim.
Bu seni delirtir, değil mi?
Bana bak göt herif.
Hemen bayıldın mı?
Hayal kırıklığına uğradım.
Bana bak.
Gerçekten ölmedin, değil mi?
Hey.
66 Numara.
Güney Kore'ye tekrar hoş geldin.
AGENT KIM REACTIVATED
Bir Kuzey Koreli bile
kandığına göre inandırıcı bir ortam hazırlamışız.
Bu kapı 38. paralel işlevi görüyor.
Sana söylememiş miydim?
Bu adam asla bize ihanet etmez.
Neden beni hayatta tutuyorsun?
Sanırım 20 yıl önce de bana aynı soruyu sormuştun.
Pozisyonumuz yine o zamanki gibi.
Seni sevdiğimiz
ya da sana acıdığımız için değil.
Sadece ülkemizin çıkarları için
seni son bir kez kullanmaya karar verdik.
Bu görevi tamamlarsan
tekrar özgür olacaksın.
Kızın da öyle.
Yeni kimlikleriniz olacak.
Görev ne?
Ona bilgi ver.
Birkaç gün önce üst düzey bir Kuzey Kore yetkilisi
Çin'e kaçtı ve bizden iltica talebinde bulundu.
Onu buraya getirmek zor değil ama yaklaşan Koreler arası üst düzey
görüşmelerle aynı zamana denk geldi.
Bu da bizim için bir sorun.
Kuzey ona sığınma hakkı verdiğimizi öğrenirse…
Aslında öğrenmeleri an meselesi.
Yine de inkâr etmekten başka çaremiz yok.
Bu yüzden mülteciyi korumak senin görevin.
Görüşmeler bitene ve delegasyon
Kuzey'e dönene kadar onu koruyacaksın.
Yarattığın sorun yüzünden
Kuzey de ajanlarını gönderecek.
Ben bu görevi yaparken Min-ji'nin güvenliğini nasıl garanti edeceksiniz?
Merak etme.
Bundan Özel Görevler Müdürlüğü sorumlu olacak.
Yani sen mi?
Ben de sana
güvenmiyorum. Senin gibi casuslara güvenmem
ama kızın Güney Kore vatandaşı ve Güney Kore
vatandaşlarını korumak için hayatımı riske atarım.
Hadi ama.
Sen bile bu adamın görev bilincini inkâr edemezsin.
Tek kötü yanı, hıyar olması.
Bir ricam var…
Hayır.
Bir şartım var.
Sung Han-soo'yla Park Jin-cheol'u serbest bırakın.
TECRİT ODASI
GÖZALTI ODASI
Sizi şeytanlar!
Ben ne suç işledim sizi alçaklar?
Ağzımı tıkamanıza ne gerek vardı?
Isıracağımı mı sanıyorsunuz? Öyle mi?
Acıktım ulan.
Çok açım.
Açlıktan ölüyorum.
Affedersiniz.
Kim'in iş arkadaşı
ve Bay Kuru Temizlemeci.
Hapisten kaçmam.
Bunu nasıl yapabilirim?
En azından ağzımı açabilir misiniz?
Lütfen?
Lütfen, size yalvarıyorum.
Bay Park Jin-cheol, nakledileceksiniz.
Nereye gideceğim?
Askerî hapishaneye mi?
Nakil için sizi uyuşturacağız.
Protokole uyuyoruz. Lütfen iş birliği yapın.
Dur!
Çok tehlikeli. Buradan yapalım.
Nasıl?
-Sakinleştirici tabancayla. -Tabanca mı?
Tabanca mı?
Evet, sakinleştirici tabanca.
Sabit durur musunuz? Yaralanacaksınız!
Lütfen iş birliği yapın. Protokole uyuyoruz!
Uyuşturduktan sonra bana ne yapacaksınız?
Ben hayvanat bahçesinden kaçan bir hayvan değilim.
Ben deneyeyim.
İşe yaramayacağını söyledim.
Lanet olsun!
Hey, aynı anda atamazsın…
Hiç şansınız yok serseriler!
Asla…
Nihayet.
Hiç şansınız yok serseriler!
-Hiç şansınız yok. -İki tane kaldı.
-Durun! -Ölümcül dozu çoktan aştık.
Normalde tek bir iğne bir ineği devirmeye yeter.
Hiç şansınız yok serseriler!
-Hepsini atalım. -Yeter.
Hepsini kullan!
Vur.
Dur. Yeter.
Yeter…
Yeter artık.
Yapmayın.
Hiç… Hiç şansınız yok serseriler.
Hiç şansınız yok.
Hiç şansınız…
Bana bak!
Bizi buraya atamazsın!
Alçak Danaburnu.
Ne kadar kindar bir adam, değil mi?
Bizi serbest bırakması yeterliydi.
Bunu intikam almak için yaptığı açık.
Bu insanlar Özel Görevler ajanları.
Şahsi duygularını işe karıştırmamaları gerekir.
Anahtarları attıkları yere bak.
Piç kuruları.
İnsan Hakları Komisyonu'na gideceğim.
Neyim ben, köpek mi?
Hey.
Kalk.
Tanrım.
Gözleri neden açık? Ürkütücü.
Şimdi sana bakınca ajanların neden o kadar kızdıklarını anladım.
Kendin çöz dostum.
Neredeyiz bu arada?
Neredeyim ben?
Han-soo?
Han-soo!
Han-soo!
Rüya mıydı?
OTOBÜS DURAĞI
Affedersiniz.
-Evet. -Kimse var mı?
Efendim?
Merhaba hanımefendi.
Bir şey sorabilir miyim?
Tam olarak neredeyim?
Bir dükkânda.
Evet, dükkânda.
Seul'den uzakta mıyız?
-Bazıları biraz uzak olduğumuzu söylüyor. -Evet.
Ama Kore'de her yer bir taş atımı mesafededir.
-Doğru. -Burası Haenam.
A, Haenam.
Haenam mı? Yani bildiğimiz Haenam mı?
Seul'ün bir mahallesi falan değil de
Kore'nin güney ucundaki gerçek Haenam mı?
Niye soru sorup duruyorsun?
No comments yet. Be the first to leave one.