Babenco: Tell Me When I Die

Babenco: Tell Me When I Die

Babenco - Alguém Tem que Ouvir o Coração e Dizer: Parou

Download Turkish Subtitle

Release info

Babenco Tell Me When I Die 2019 1080p WEB-DL AAC 2 0 x264-SHR
A Commentary by panzehir57

Tags

Web-DL
web-dl
web
WEB-DL
x264
1080
Published on: 2022-07-20
Downloads: 24
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 197 lines.

Neden konuşuyordunuz? Neden kendinize...

ölü diyordunuz?

Lanet olsun. Burası.

Çünkü herkes hep şunu diyor:

"Ah, sen aslansın, ölürsün ve yeniden hayata gelirsin."

"Sen Anka kuşusun, ölürsün ve yeniden hayata gelirsin."

"Sana da böyle olacak."

"Hastanede ziyaretine bile gelmeyeceğim çünkü iyileşeceğini biliyorum."

Ve ben de her zaman aynı şeyi söylerim:

"Ama bir gün olur belki iyileşemem."

"İyileşip düzelemem."

Bir film nasıl çekilir?

Bir film nasıl doğar?

Doktorun söylediği bir ölüm cümlesiyle de doğabilir,

"3 ay içinde öleceksin."

Ve o saatten sonra, bir hikaye yaratmaya başlarsın.

Babenco: Ölünce Haber Ver

Cymbalta alıyorum.

60 mg'lık. Ama fayda etmiyor.

- Çok garip... - Çok güçlü bir ilaç.

- Yine başladığım yerdeyim. - Ona ne olacak?

Daniele Riva'yla konuşmamız gerek.

60 mg'lık olanı kullanıyorum.

Bir de bunu kullanıyorum...

Öğle yemeğinde ne yedin?

300 mg'lık olanını kullanıyorum.

Uyuyamıyorum.

Gece yarısı içiyorum onu.

Bir de şu ilacı... Biraz kafam karışıyor.

Bay Hector.

Bay Hector.

Şu ilacı da...

Hector.

Dur!

Bir film yönetmeni nasıl olunur?

Hikayeyi nasıl anlatacağını bilmen gerekir.

Ve bunun için yaşaman lazım.

Yapman gereken ilk şey, buradan uzaklaşmak.

Gel, sana bir şey göstermem lazım.

Almanya'da sinemacı bir arkadaşım vardı.

Savaş zamanı Amerika'ya kaçtı...

...ve Hollywood'da çok başarılı oldu.

Bu ne işe yarıyor?

Kadraja almaya...

...ve yalnızca seni ilgilendireni görmeye.

Sana hediye ediyorum.

O artık senin.

Daha önce yaptığın gibi beni kadraja al.

Kadrajda mıyım?

- Aşkım... - Bekle, alıyorum...

Önceki gibi. Sonra lenste kaç derece olduğunu göreceksin.

Bekle, Hector.

Öğrencilerine karşı sabırlı ol.

Tamam mı?

- Kadrajda mıyım? - Evet, aşkım.

- O zaman kaç derece olduğuna bak. - Numara burada yazıyor.

- Lens 24'den... - 105'te.

- O zaman çok yakın! - Biliyorum.

O yüzden arada bu mesafe gerekli...

Şimdi geniş açıya dönüyorum.

- Görüyor musun? Yakınlaş. - Daha önce de aynısını yaptım.

Sadece bir şey açıklamaya çalışıyorum sana.

Burnuma odakla.

- Yüzümün tamamına odakla. - Yaptım.

- Elim burada odak dışı kalıyor. - Biliyorum.

Yaklaştıkça odak daha da hassaslaşır.

Ve tüm arka plan odağını kaybedersin.

Anladım.

24'e getirip uzaklaştırırsan...

...hem yüzüme hem de buradaki elime odaklamış olursun.

- Tamam uzaklaştırıyorum. - Tamam, buraya bak.

Her şey odaklanmış olur.

Havuzu bile görebilirsin.

Gördün mü? Her şey odaklandı.

- Anladın mı? - Evet.

Bu kadar.

Çok yakışıklısın.

Çok yakışıklı...

Her anı romantize etmekle vakit harcama,

yoksa 4 saat 15 dakika süren bir filmin olur.

- Aşkım... - Birleştirme yapabilmen gerekir.

Ne dediğimi biliyorum ben.

Benim hakkımda dizi çekmeyeceksin ki.

Hector'un Ölümü: Bölüm 1, 2, 3...

Film çekmek sanki bir koza gibidir.

Kapalı bir kabuk gibi bir şeyden doğar.

Doğar, serpilir, gelişir,

ve sonra bir amacı olur, kocaman bir sosyal kimliği.

Ama devam ettiren şey ona ilham olan histir.

Bence bunu yapma arzusu,

hayatta kalma arzusu,

bir filmi bitirmekten doğuyor.

Sanki film çekerek ekstra bir gün daha yaşıyorsun gibi.

Hangisi ilk sırada bilmiyorum, film çekmek mi yoksa hayatta olmak mı?

Bu şekilde kurgu oluşur.

Bir duygu kurgulayıp onu geliştirmekten doğar.

Ve benim en büyük korkum,

bunu yapmanın zorluğundan geliyor.

Sanki hayal etmek ve düşünmek,

daha yapılması gereken çok şeyin olduğunu söylüyor...

Ve süre çok kısa...

Bu büyük işin tamamlanamayacağı hissi oluşuyor.

- Ağrılarımı da kaydetmek istiyor. - Seyahat etmek çok zor.

Ağrılarımı kaydetmek istiyor.

Burada, Paris'te... Latin Mahallesi'nde...

...tatilimizin keyfini çıkarıyoruz.

Başarıdan sonra her zaman fırtına gelir.

Bu sefer de farklı değil.

Bir kez daha burada,

küçük bir ailevi trajediden geçiyorum.

Bir film anlat. Daha iyi hissedersin.

Bir gün...

...gemi kazası geçirmiş bir adam kıyıya sürüklenmiş...

Kadın onu beslemiş ve yaralarıyla ilgilenmiş.

Ona sevgiyle bakmış,

ve onu hayata döndürmüş.

Adam uyandığında,

Örümcek Kadın'a uzun uzun bakmış.

Ve,

maskesinin altından süzülen,

mükemmel bir gözyaşı görmüş.

Neden ağlıyormuş?

Bilmem.

Neden her zaman açıklama istiyorsun?

Valentin, çok yorgunum.

Acı çekmekten çok yorgunum.

Yaraladıkları tek kişi sen değilsin, bilmiyorsun.

İçim o kadar acıyor ki,

Örümcek Kadının Öpücüğü'nü daha yeni bitirmiştim,

ve kansere yakalandım.

38 yaşındaydım.

Bir araya getirmek,

yönetmenin yaptığı iş budur.

Bir yönetmen biraz oyuncu, biraz siyasetçi,

biraz günahları dinleyen bir rahip, biraz da Yahudi bir annedir.

Şimdi aday yönetmenleri bize bu yıl verdikleri,

tüm hayaller için onurlandırma zamanı.

Adaylar...

Hector Babenco, 'Örümcek Kadının Öpücüğü' filmiyle.

Sydney Pollack, 'Benim Afrikam' filmiyle.

John Houston, 'Prizzi'lerin Onuru' filmiyle.

Akira Kurosawa, 'Ran' filmiyle.

Peter Weir, 'Tanık' filmiyle.

Kazanan...

Sydney Pollack!

Doktor dedi ki kanser olmuşum.

Olduğum ilk şey bu!

Kanser mi?

Hadi be.

Sonra, kanserliyken 'Sonsuz Matem' filmini çektim.

Ve 'Brincando nos Campos do Senhor' filmini çektim,

Amazon'da,

hâlâ hastayken.

Kasıklarımdaki sinir düğümü o kadar büyümüş ki,

Dr. Drauzio beni özel uçakla aldırtmıştı.

Gece çekimini sabah 6'da tamamlamıştık.

Uçağa 7 buçuk ya da 8 gibi binmiştim.

Sao Paulo'ya vardım, sinir düğümünü çıkardılar.

Cumartesi evde dinlendim, Pazar günü geri uçtum.

Pazartesi günü sabah çekimdeydim.

Vücudumda 40'tan fazla dikişle.

Kimsenin haberi yoktu.

Aslında diğer replikler biraz edebi, yani bence...

Çok mu fazla?

Bilmiyorum, bunların hepsi varsa yapmaya çalışacağım. Denerim.

Tamam, ben senaryoyu yazdığımda,

Martin'in kontrolünü kaybetmesi fikriyle büyülenmiştim.

Hem Niaruna gibi, hem de kontrolünü kaybetmiş bir adam gibi konuşacaktı.

Bu çok iyi bir hikaye, dünyadaki en güzel hikaye.

Ve bize ne yaptığına bir bak.

Ve Dr. Drauzio bana açıkça dedi ki...

"4 ila 6 ay arası ömrün kaldı."

Gece doktor geldi mi?

Hayır, bundan korkuyordum.

Bana aşırı cymbalta veriyorlar.

Cymbalta değil, morfin veriyorlar.

Bana cymbalta veriyorlar.

Evet.

Ben korkuyorum...

Neden?

Bana ağrı veriyor.

Ama cymbalta ağrı kesici.

- Gerçekten mi? - Evet.

Cymbalta ağrı kesici.

Bu yüzden 20 gün önce onu vermeye başladılar.

Ama ağrım var.

Seni böyle hissettiren şey...

...ağrını dindiriyor, çünkü artık cymbalta işe yaramıyordu.

O yüzden içine neorotin katıp lyrica'yı çıkardılar.

Şimdi de sana çok güçlü dozda morfin veriyorlar.

Bu yüzden böyle hissediyorsun.

Hayatımın en zor anlarında bile hiçbir zaman...

...yaşamımın sona ereceğini, bitebileceğini düşünmemiştim.

Her zaman sınırsız özgüvenim olmuştu...

...şanslı olma ve hayatta kalma becerim konusunda.

Çok fazla şarap içtiysem kime ne?

Artık kimi ilgilendirir ki?

Babenco: Tell Me When I Die subtitles in other languages

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left