Let the Right One In

Let the Right One In

Download Turkish Subtitle

Season 1

Release info

Let the Right One In S01E01 720p 1080p AMZN WEB-DL DDP5 1 H 264-NTb
A Commentary by panzehir57

Tags

web-dl
web
720p
720
1080
Published on: 2022-10-20
Downloads: 48
Hearing Impaired: No

Turkish subtitle preview

The first 200 lines.

Korkmaya gerek yok evlat. İşe yarayacak.

Şimdi arkanı dön.

Yıllardan beri ilk kez gün doğuşunu kaçırmak üzeresin.

Baba!

Peter!

BU HAFTA SONU ÇOCUKLARLA YAPILACAK EN GÜZEL ŞEYLER

BİLİM MÜZESİ HUBBLE SERGİSİ

Pardon, rahatsız ettiğim için özür dilerim ama bir kutu kurabiye ister misiniz?

-En sevdiğin hangisi? -S'mores.

O zaman annen için de uygunsa

onlardan bir kutu alayım ve o da sende kalsın.

-Çok naziksiniz. Teşekkürler. -Hâlâ dört dolar mı?

Beş oldu. Kızınız kaç yaşında?

Eski fiyatı biliyorsunuz. O yüzden...

Al bakalım.

-Ne diyoruz? -Desteğiniz için teşekkürler.

Acele et, gecikeceğiz.

Polisin artan cinayetler karşısında bir açıklaması yok.

Hiçbir yerde burada, Manhattan merkezde olduğu kadar net biçimde belli değil.

Times Meydanı ve Penn İstasyonu vahşice cinayetlerin ardından

korkutucu derecede boş.

-Ne giydin? -Çok süper, değil mi?

Şuna baksana.

Gizli cepler.

Gidip normal bir şey giyebilir misin?

Ama bunu giymek istiyorum.

Bunu konuştuk, bu evde istediğini giyebilirsin

ama dünyaya çıkınca... -İnsanların böyle olması...

Kendini bu kadar kolay hedef görme.

Özür dilerim. Bunu kast...

Hayır, sorun değil.

Üzerimi değişeceğim.

Yardım lazım mı?

Gerek yok, sağ olun. Evim burası.

Yan daireye nihayet biri taşınıyor.

Tamam, hazırım.

Bu benim oğlum Isaiah.

Ben Naomi. Isaiah, bu yeni komşumuz.

Mark.

Memnun oldum Bay Mark.

Çok kibar birine benziyordu.

Tamam, onda ne sorun var?

Hiçbir şey.

Kızma.

-Baba! -Selam!

Dostum! Şu hâline bak!

Çok büyümüşsün. Bunlar nereden çıktı?

Seni son gördüğümde bir bozuk para numarası üzerinde çalışıyordun.

Bununla yapabilir misin?

Tabii.

-Neden "Üç Ay" yazıyor? -Bir tür ödül o.

Ödül mü?

-İzliyor musun? -Evet.

Hadi ama be!

Nasıl? -Babana "ödülünü" geri ver

ve beni arabada bekle Isaiah.

Çok ustalaşıyorsun evlat.

Bir şey demeden önce... -Bunu sürekli yapamazsın.

Sürekli onun hayatına girip çıkamazsın.

Biliyorum. O yüzden gerçekten içkiyi bırakana kadar uzak kaldım.

Her gün toplantılara gidiyorum.

-Bir işim, bir evim var. -Bunun için çok geç.

Artık gerçek bir baba olabilirim.

Bak, belki bunu ispat için bu akşam yemeğe gelebilirim.

Sana yemek yapacağımı mı sanıyorsun?

Senin yemeklerinle paket servis arasında seçim yapacaksam

memnuniyetle dışarıdan alırım.

Benim için yapmayacaksın.

Isaiah? Lütfen arka koltuğa geçer misin?

Daha iyi misin?

-Sen iyi misin? -Evet.

Basit bir çizik.

Ben iyiyim.

Yeni yeri nasıl buldun?

-Büyük ekran mı aldın? -Evet.

Çok pahalı demiştin.

Sen de çok harika dedin. O yüzden...

Sorun ne? Ellie?

Bunları yanımızda götüremeyiz.

-Ne diyorsun? -Toplanıp kaçmamız gerekirse.

Gel buraya.

Bir şey göstereceğim. Gel.

Vay canına. Bir banyo.

Düzeltme. Yedek banyo.

Bir şey dikkatini çekti mi?

-Penceresi yok. -Penceresi yok.

-Kendi odam mı olacak? -Artık evimizdeyiz Ellie.

Ve uzun zaman bir yere gitmeyeceğiz.

Yani normalden daha dikkatli olmalıyız.

Ben dikkatliyim.

Evet ama her zaman araya karışmada iyi değilsin.

-Evet, öyleyim. -Ağzında şey kalmış.

Benim de araya karışmam lazım, tamam mı?

Bu da düzgün bir iş bulmam gerekiyor demektir.

Döndüğümde o kolileri halledeceğim, tamam mı?

-Ben yapabilirim. -Tabii canım.

Bu IKEA malzemeleri sanki

bir sadistin hazırladığı bulmacalar gibi.

Bulmacaları severim.

Tamamdır.

Bir şey lazım olursa mesaj at, tamam mı?

Çocuk kaç yaşındaydı?

Yan komşu.

Bilmiyorum. 11, 12.

Dinle, belki bu akşam döndüğümde Times Meydanı'na gidebiliriz.

Öf. Neden?

Yeni bir bilim fuarı var.

Hubble'dan fotoğraflar varmış.

Ama gitmek istemezsen de sorun değil.

Öyle demedim. Açık mıymış?

-Nasıl yani? Gece mi? -Hayır, bu cinayetler işlenirken.

Ne? O yüzden burada oluyoruz, değil mi?

Ne var?

Hiç böyle bir şey gördün mü?

Evet. Babamla avlanırken.

Bir ayı tarafından parçalanmış bir adam bulmuştuk.

Yürek ısıtan bir çocukluk hatırası.

İyilerinden biri aslında.

-Maktulü teşhis ettiniz mi? -Henüz hayır.

Ceplerinde sadece bozuk para vardı.

Parayı almamış mı?

Hayır.

Tanık var mı?

Dün gece burada olanların çoğu dilencilik yapıyor.

Konuştuğum insanlara gelince, genel kanı...

-"Canın cehenneme dedektif" miydi? -"Dedektif" deseler hoşuma giderdi.

BABAM

Ne istiyorsun?

İlk olarak yüzüme kapamamanı.

Sence de biraz asabice değil mi?

Meşgulüm baba. Ne istiyorsun?

Eve gelmeni istiyorum.

Önemli.

Tabii. Tüm işlerimi bırakıp ilk uçağa atlarım.

Ölüyorum Claire.

Pankreas kanseri.

Doktorlar her an ölebileceğimi söylüyor.

Önce sana söylemem gereken bir şey var.

Bir şeyleri düzeltmek için çok geç.

Peter'la ilgili.

Ne olmuş Peter'a?

Gözlerinle görmeden bana inanmazsın.

Kusura bakmayın beyefendi. Açılışa bir saat var.

Hayır. Evet.

Zeke geldi mi diye soracaktım.

Evet, bir dakika lütfen.

Merhaba. Yardımcı olabilir miyim?

Selam kardeşim.

Cynthia...

Bize bir saniye izin verir misin?

-Mekân inanılmaz görünüyor. -Eleanor... O hâlâ...

Hâlâ aynı, evet.

Bak, böyle habersiz geldiğim için özür dilerim.

Mesele şu ki, Ellie ve ben şehre döndük ve...

-Para mı lazım? -Hayır. İş istiyorum.

Ne iş olsa yaparım.

Bulaşıkları yıkarım, çöpleri atarım. Ne olursa.

-Sen ciddisin. -Yardımın lazım.

Sana neden yardım edeyim?

Bu...

...Liz'in isteyeceği şey.

Geliyor musun?

Bu baş şefimiz Danielle Wilson.

Danielle, bu da... -Mark.

Mark bugün sana yardım edecek.

Öğle yemeği yoğunluğu başlıyor. Arkadaşına bakıcılık edecek vaktim yok.

-Burası onun mutfağıydı. -O çok uzun zaman önceydi.

Ona kendini kanıtlaması için bir vardiya izin ver.

Yapamazsa gider.

İyi şanslar.

Bıçaklarla aran nasıl?

-Pardon? -İyi bıçak kullanır mısın?

-Evet. -Arpacık soğanlarını küp kes.

Batırmazsan konuşmaya devam ederiz.

Benimle konuşmak istemediğini biliyorum

o yüzden birazcık burada oturacağım.

Kalktığımda belki bunu yanımda götürmeyi hatırlarım.

Belki de hatırlamam.

Dün gece uyumaya çalışırken çığlıklar duydum.

Baktığımda sokakta koşan bir adam gördüm. Kanla kaplıydı.

Tipi nasıldı?

Beyazdı, yirmili yaşlarında.

Kazak ve kot giyiyordu. -İri miydi?

Senden fazla iri değildi.

Ama gözleri...

Ne olmuş gözlerine?

Hiç şey oldu mu...

Gece fotoğraf çektiğinizde gözlerin yerinde kırmızı halkalar çıkar hani.

Yani ayı gücüne sahip ve gözleri karanlıkta parlayan ufak bir adam mı?

Gördüğümü anlatıyorum.

Burada ne zamandır kullanıyorsun?

-İki aydır. -Bu adamı daha önce hiç gördün mü?

Bu sabah gelip iş bulduğundan bahsetti.

Bunu son dediğinde... -Uyuşturucu satıyordu.

-Evet. -Onun yeri kuzeyde sanıyordum.

Öyleydi, ben...

Hayatınızdan da çıktı sanıyordum.

Bak, ne yapmam gerekiyor?

Isaiah babasının yanında çok mutlu oluyor.

Çocuğun bir sürü arkadaşı yok.

Comments

No comments yet. Be the first to leave one.

Keep it about this subtitle — sync, quality, typos.500 characters left