The first 193 lines.
Size bir bilmece. "Doğuştan değersizim...
...ama çok değer verilirim...
"Banka hesabını boşaltırım.
-Aşk benden sorulur. -Ama kalbim taştan...
...ve bilindiği üzere...
...sahip olunmayı tercih ederim."
-Ne oldu? -Güzelmiş.
Kütüphaneye dönmeliyim.
Tamam. Ben gelmiyorum.
Siktir git o zaman.
-Tamam, görüşürüz. -Görüşürüz.
-İyi eğlenceler. -Teşekkürler.
-Merhaba. -Merhaba.
-Üzgünüm, uzun sürmeyecek. -Hayır, önemli değil.
-Lazım mı... -Evet. Sağ ol.
-Günün iyi geçti mi? -Evet. Senin?
Evet, güzeldi. Güzel.
Yarın eve gidiyorum.
Babam beni alacak.
Tamam.
Yaz tatilin iyi geçer umarım.
Senin de.
-Sınavlarında sana iyi şanslar. -Teşekkürler.
-Merhaba, Bobbi. -Geri gelmiş.
Yaşasın.
-Başardım. -Süpersin.
Bence de.
Merhaba.
Nasılsın?
Yaşasın. Yaz geldi.
Mantıklı. Tabii ki.
-Evet, mantıklı. -Güzel.
Evet, evet, evet.
Daha fazla al.
...başladığında... -Sen...
-Bana baskı mı kuruyorsun? -Hayır, ben...
-Hissettiklerimi hissediyor... -Sadece ilgi gösteriyorum.
-Gitmeliyim. -Tamam.
Eve varınca mesaj at.
Tabii ki, Frances.
-İyi geceler. -İyi geceler.
Kırbaç, pat, çat.
Salondaki kadınlara bir duyurumuz var.
Ancak daha geniş kitlenin ilgileneceğinden şüpheleniyoruz.
Artık, ana akım televizyon sayesinde.
Dominatriks konumuna yükseltildik.
Duymadınız mı?
Kemerleri bağlayın, gelecek...
...kadın gücü dalgası başlıyor.
Geçen seferkini hatırlarsınız...
...direği geri almış...
...ve üzerinde daha iyi dans etmeyi öğrenmiştik.
Güzel bir egzersiz.
-Yani öyle. -Teoride...
...gerçek kasların... -...kullanılması bakımından.
Ama amaç o mu?
Merhaba, sağ ol.
Harikaydı.
Teşekkürler.
O... Şu yazar olan.
Biliyorum.
Çok naziksin.
Hayır, cidden beğendim.
Çok şirin ama acımasızdı.
Yazar olan Frances.
Ben Bobbi. Onun ilham perisi gibiyim.
Ben de ilham perisi istiyorum.
Tek kişiye çalışmıyorum.
Ne zamandır senin ilham periliğini yapıyor?
Okulda başladık.
O zamanlar sikişiyorduk da ama artık yapmıyoruz.
Sikişmeyi bırakıp şiiri tuttuk.
-Sanki ters yapmışsınız. -Değil mi?
-Nerelisin? -Londra.
-Senin aksanın... -New York.
Büyük bir değişim olmuştur.
Evet, "Şu küçük, bebek şehre bir bak dedim."
Deniz kenarında yaşamayı çok seviyorum.
-Yüzüyor musun? -Evet.
Sen?
Denemelisin.
Benim ismim Jules.
Geç kalıyorum.
Sizin için ufak bir şiirim var.
Sizinle tanışmak çok güzeldi.
Bu sohbete bir ara devam edelim.
Öyle mi? Numaranı telefonuma yaz.
Kadının kitabını hiç okumuş muydun?
Evet, almıştım ama hiç okumadım.
Güzel.
Nefret edersin.
İyi geceler, Frances.
MELISSA BAINES İÇİN SIRADA NE VAR?
"Ödül kocasını gördün mü?"
Her gün yapıyor musun?
Sayılır.
-Vay canına. -Evet.
İrlanda Denizi.
Kim bilirdi ki?
Biliyorum, ben de atlatsam...
...ne olur ki, diyorum?
İnanılmazdı.
Evet. Söylemiştim.
Evet.
-Saçma. -Evet.
Bu zamana kadar kendi kapımı açmayı öğrenirim zannedersiniz.
Girin.
Eşyalarınızı buraya bırakabilirsiniz. Sorun değil.
Biraz su açacağım...
...ve sonra...
...duşa gireceğim, sorun olmazsa.
Evet, tabii.
Isınmam çok uzun sürüyor.
Burada bir banyo daha var...
...kenarda temiz havlu da var, yıkanmak isterseniz.
Evet, sağ ol. Sorun olur mu?
Tabii, ben iyiyim.
İstediğini alabilirsin.
Yapabileceğim bir şey var mı?
Hayır. Hayır. Rahatla.
Nick, birazdan döner.
Merhaba.
-Nasıl gidiyor? -Merhaba, ben Frances.
Evet. Şairlerden birisin.
-Merhaba. -Yüzme nasıldı?
Güzeldi.
Merhaba.
Merhaba.
-Akşam yemeğine ne var? -Bekleyip görmen gerek.
Eviniz çok güzel.
Bayıldım. Gerçek yetişkinler gibisiniz.
Biliyorum.
Ne zamandır burada yaşıyorsunuz?
-Altı yıl mı oldu? -Evet.
Evet, sanırım seninle aynı zamanda gelmişiz.
-Evet. -Bobbi, New York'tan.
Peki.
Evet, başta ufak bir kültür şoku yaşadım.
Burada çok fazla beyaz insan var.
-Evet. -Evet.
Eskiden olduğundan daha iyi ama...
Yani hâlâ...
...gayet tek kültürlü. -Seni buraya getiren neydi?
Ebeveynlerim iş buldu.
Öğretim görevlileri. Birbirlerinden nefret ederler.
Tabii ki.
Nick, ebeveynleri hâlâ...
...birbirine âşık olan tanıdığım tek kişi.
-Duygularını çok da gösterirler. -Evet.
Yanlarında olmak çok rahatsız edici aslında.
Kimse bununla başa çıkmak zorunda olmamalı.
Evet.
Frances, İngilizce okuyor.
Öyle mi?
Nick de İngilizce ve Fransızca okudu.
Sevdin mi?
Evet... Evet, çok sevdim.
Başka şeyler yazıyor musun, Frances?
Başka biçimler, düz yazı?
-Hayır. -Neden?
Bunun geçiciliğini seviyorum...
...ve performans olayını.
Sonsuza kadar var olduğunu düşününce midem bulanıyor.
Çok tuhaf...
...çünkü hep yazmayı...
...kalıcı olma arzusu olarak görmüşümdür.
Sanki yazarken, akıl durgunluğu yakalamaya çalışıyorum...
...ve bulduğumda, tutmak istiyorum.
Hayır, ben de ona çalışıyorum ama...
Ve o... Bana mümkün gelmiyor.
Ya da belki insanların sahip olması için paketlemek istemiyorumdur.
Frances bir komünist.
Sağ ol, Bobbi.
Yani kitaplar mal olarak mı anlaşılıyor?
Belki, bir bakıma.
Duruma bağlı.
Elbette çok iyi olanlar bundan daha fazlasıdır.
Geri kalanımız sadece imalat hattında sürünüyoruz.
-Sakıncası var mı? -Lütfen.
-Çakmak lazım mı? -Evet, lütfen.
Bu konularda hiç iyi değilim.
Ben de.
Çok lezzetliydi. Teşekkürler.
Sen...
Şu anda uğraştığın bir şey var mı?
Evet.
Bir oyundayım.
Hoşlanıyor musun?
Yani... Çalışmak güzel bir şey.
Biliyorum insanlar hep böyle söyler ve...
Oyun fena değil.
Çok cesur bir seçim değil.
Kızgın Damdaki Kedi.
No comments yet. Be the first to leave one.