The first 200 lines.
Merhaba.
-Nihayet buluşabildik. -Lütfen beklentini düşür.
E-postada çok daha çekiciyim.
Evet…
Çıkma teklif etmene sevindim. Nihayet.
Ben kardiyocuyum, normalde ağırlık bölümüne geçmem.
Ben de normalde o kadar kaldırmam. Az kalsın fıtık olacaktım.
Peki, Londra'dan New Jersey'ye neden taşınmıştın?
İş fırsatı çıktı. Air Cruz'da avukatım.
Air Cruz'u çok severim. Teşekkürler.
-Gecikmez, ikramı iyidir. -Şerefe.
Reklamlarınız güzel.
"Sadece Air Cruz'un CEO'su değilim, aynı zamanda pilotum."
Ben hiç sevmiyorum.
Babam yapardı, emekli olunca bana kaldı. İşin en kötü kısmı.
Harikasın.
Eski karım, Air Cruz'un sahibiyle randevuya çıktığım için çok kıskanacak.
Randevuda değiliz. İş yemeği bu.
Yani…
Birilerinden bekâr olduğunu duydum. Ben de öyleyim. Artık resmen.
-Hayatımın en iyi altı ayı. -Şey…
-Ben iş konuşmaya geldim… -Pardon, haklısın.
Eski karımı konuşmayı ben de istemiyorum.
Tamam.
Stacey.
Eski işin daha iyi değil miydi?
Bilmem, uluslararası avukatlık tatmin edici bir iş
ama bugün Air Cruz'da
bir yolcu ile duygusal destek köpeği arasındaki anlaşmazlığı çözdüm.
Bir şey saklıyorsun. Teşekkürler. Asıl ayrılma sebebin neydi?
-İstifa mı ettin, kovuldun mu? -Yok.
Bana her şeyi anlatabilirsin.
Eski sevgilim bana uyuz bulaştırmıştı ama hiç kimseye söylemedim.
Bravo.
Air Cruz, Dallas-Fort Worth'e açılıyor.
-Bizim için çok önemli. -Dallas.
Oradaki salonun âdeta katedral gibi olmasını istiyorum…
Larry?
Pardon…
Stacey Dallaslı da.
Orada tanışmıştık.
Ağlıyor musun?
Ağlamıyorum.
-Larry! -Özür dilerim!
Yemek yiyelim mi? Hadi yiyelim.
Gündüz protein bar yemiştim.
Buraya bu yakışıklılar için geliyorum.
Çok güzel, değil mi? Tekila tadı gelmiyor bile.
Ama tekila var. Kesinlikle var. Biraz su alalım mı?
Yok artık, en sevdiğim şarkıyı çalıyorlar. İnanmıyorum. Bu şarkıyı çok severim.
Güzel şarkı.
Dans etmemiz lazım.
-Hayır, olmaz. -Bence dans etsek iyi olacak.
Hayır. Burası restoran. Dans yeri değil.
Tamam. Kucak dansı mı? Çok fenasın.
Özür dilerim. Affedersiniz. Tanya, lütfen, rica ediyorum.
-Olamaz. -Yok artık. Ne oluyor lan?
Otur yerine yoksa erkek arkadaşım seni bir güzel pataklar.
-Tanya. Pardon. -Şuna hâkim ol.
Kimse kimseyi pataklamayacak.
Herkesten özür dilerim. Tatlılar benden.
Hay sıçayım.
Ondan sonra bir daha seks yapmadık.
Kendi suçu olduğunu sanıyordu…
Ama aslında
suç bendeydi.
Ona bakarak mastürbasyon yapıyorum.
Eski eşime bakarak mastürbasyon yapıyorum. Bu sapıklık mı…
Benim gitme vaktim geldi. Tamam.
Bakar mısınız?
Bu akşam çok eğlendim.
İyi geceler Tanya.
İlk buluşmada olmaz mı?
Gerçekten centilmensin.
Peki…
Görüşürüz o zaman.
-İyi geceler. -İyi geceler.
Amma ezik çıktın sen de be.
Anne! Ben geldim.
Jackie, tekrar özür dilerim.
Çok üzgünüm.
Ara bence.
Stacey'yi ara.
O da seni düşünüyor olabilir.
-Mastürbasyon da yapıyor mudur? -Hoşça kal Larry.
Pardon.
OFİS AŞKI
Tamam Frederick, buyur.
Dün gece bitirdim. Bay Vance gelince ona verir misin?
Hızlı olmuş. İstersen biraz daha vakit ayırabilirsin.
Bay Vance hata olursa kızar.
Hata yok.
-İyi misin Clair? -Hayır.
Dışarısı buz gibi, trenin içi ise 1.000 derece.
İçliklerim terden sırılsıklam oldu, sonra iş yerine yürürken dondu.
Şimdi dizlerimin arkası çok fena kaşınıyor.
Kötü olmuş.
Sen dün gece ne yaptın?
-Hiçbir şey. -İllaki yapmışsındır. Ne yaptın?
Kişisel bir şey.
Ne gibi?
Kusura bakma. Kültür farkı herhâlde.
İş arkadaşlarımla kişisel şeyler konuşmak bana uygunsuz veya kaba geliyor.
"Nasılsın Clair?" dediğimde iyi misin diye sormuyorum.
Sadece "Merhaba" diyorum.
Ben öyle yapmıyorum. Soru sorulursa cevap veriyorum.
Karşılıklı konuşma böyle bir şey.
Peki.
-Mesela dün şey demiştin ya… -Günaydın.
Bağırsak hareketlerinin kötü olduğunu söylemiştin.
Bu sadece seni ilgilendiren kişisel bir mesele, anladın mı?
-Ne dememi istiyorsun? -"İyiyim" de.
İkimiz de "İyiyim" deyip işimize bakalım.
-Ama iyi değilim. -Kimse iyi değil Clair. Ama öyle denir.
-Günaydın Bayan Cruz. -Günaydın.
-Günaydın Bayan Cruz. -Günaydın.
-Günaydın Bayan Cruz. -Günaydın.
-Selam. Dün gece nasıl geçti? -Kâbus gibi.
-Bekâr olduğumu ona kim söyledi? -Bilmeyen mi var?
-Doğru. -Pardon. Adam sana yürüdü mü yani?
-Ve ağladı. -Yok artık.
İnsanlar iş ve özel hayatlarını ayırmayı başaramayınca sinirleniyorum.
Sen farklısın gerçi. Senin sadece iş hayatın var.
Hey.
Şu an hayatımda kimseye ihtiyacım yok. İşe odaklandım.
Anlıyorum bacım.
-Tanrım. -Tamam.
Bunu sormamam gerektiğini biliyorum ama şu an nasıl yürüyebiliyorsun?
Onu sormak yasak. Pardon. Geç.
-Hayır. Sen. -Patron sensin. Tamam.
Ciddiyim. Karnın burnunda. Evde ya da hastanede olman gerek.
Bebek gelince hastaneye gideceğim, ertesi gün işe döneceğim.
Dalga geçme. Doğum iznini kullan. Endişeleniyorum.
-Marcus. -Efendim.
-Hukuk bölümüne. -Bayan Cruz?
-Peki Bayan Bloom. -Teşekkürler.
"Peki Bayan Bloom" mu?
İfade için hazır mısın?
-Gerginim. -Hayır. Bak, bu önemli bir şey değil.
Gezegenin en büyük hava yolu şirketi birilerini dava etmezse pipileri sönüyor.
-Sydney. -Ne?
Kapı açık, öyle konuşma.
-Doğru ama. -Yeter.
Merak etme. Vance canlarına okuyacaktır.
-Öyle olur, değil mi? -Evet. Keşke izleyebilsem.
Peter Vance o şerefsizleri çerez niyetine yiyecek.
Gunderson. Peter Vance ben.
İfade tarihini öne çekmek ne demek oluyor?
Peter, üzgünüm.
-Siktir git! -Peter…
Tamam. Beni dinle uyuz herif.
CEO'nun kıymetli programında başka boş zaman yoksa o da ifade verir.
-Yapamazsın… Peter. -Evet.
Evet, yapabilirim.
E-postanı kontrol et salak.
Haberin olsun…
Peki… Orada mısın?
Ne oluyor?
Dana mı, domuz mu bilmiyorum ama…
-İyi misin Clair? -Hayır, hiç iyi değilim.
Bay Vance'in kahvaltılık dürümü boğazına kaçmış.
Aman tanrım. Kahvaltıda dürüm mü yiyorsunuz?
-Çok üzüldüm. İyi mi? -Boğazında tüp var.
El işaretleriyle dürümcüye büyük sosis parçası için dava açıyor.
-Blanchflower sen misin? -Evet, Daniel Blanchflower.
General gitti. Albayı getirme vakti.
Vance seni övdü. Falcon Airlines ifadesi sende.
-Beş dakikaya Cruz'un ofisinde ol. -Tamam.
-Neden öyle bakıyorsunuz? -Bayan Cruz'la tanıştın mı?
Hayır Rachael. O zevki henüz tatmadım.
"Zevk" mi?
Aptal ve korkmuş hissetmeyi seviyorsun yani.
Zor biridir. Gevezelik etme.
Ama hiç konuşmamak da olmaz. Tam kararında konuş.
Ayakkabılarına iltifat etme. Hayatımın en kötü asansör yolculuğuydu.
Lavanta kokusunu sever. Lavanta kokmaya çalış.
Nefes sesini sevmez. Nefes alma.
Nefes alman gerekirse ağzının kenarından şöyle hızlıca nefes al.
-Girebilirsin. Seni bekliyor. -Teşekkürler.
Bol şans.
Yok artık.
Çok…
Etkileyicisiniz.
Nasıl desem…
Göz alıyorsunuz.
Vay be.
Yeni avukat sen misin?
Evet. Pardon. Benim, Daniel Blanchflower.
Ayakkabılarınız güzelmiş. Siktir.
Sydney?
Evet?
-Adam bu mu? -Evet. Bu…
Bla… Adını unuttum.
-Blanchflower. -Blankplowder.
-Blanchflower. -Öyle dedim.
-İfadeyi erteleyelim mi? -Hayır. Bir şey saklıyoruz gibi görünür.
Bayan Cruz, içiniz rahat olsun. İşimde iyiyimdir.
Hangi konuda yardıma ihtiyacınız olursa seve seve yardımcı olurum.
Ayakkabı, hukuk…
Gerçi büyük ihtimalle hukuk konusunda yardım istersiniz.
No comments yet. Be the first to leave one.