The first 181 lines.
PARLAMA ZAMANI
Bu büyük mavi dünyada yaşarken
Kafam da uzay boşluğunda
Ç-İ, çok iyi olacağım, biliyorum
Ç-İ, çok iyi olacağım, biliyorum
Belanın bana geldiğini görünce
Sevgili Günlük: Bugün seni, video günlüğümü başlatıyorum
çünkü… şey, özetle, hayatımdaki her şey değişiyor.
Bir bakalım.
Birincisi, en iyi arkadaşım Justin Alabama'ya taşınıyor,
ortaokula tek başıma başlayacağım.
İkincisi, boyum yaz boyunca bir inç bile uzamadı.
Yani bir santimetre bile.
Ama saçım biraz uzadı, sanırım bu beni daha uzun gösteriyor.
Ve bunu seviyorum.
Aslında üç numara oldu ama şimdilik 2A olsun.
Üçüncüsü.
Annemin erkek arkadaşı var.
Evet. Tuhaf bir şey.
Böyle daha iyi.
Dördüncüsü.
Babam.
Aslında ona sonra döneriz.
Ben, Amber Brown, değişimden hoşlanmıyorum.
Ortaokula birbirimiz olmadan nasıl başlayacağız?
Hep konuşuruz.
Babam Paris'e gittiğinde aynısını söylemişti.
Söz veriyorum.
O da söz vermişti.
Ben Paris'te olsaydım meşgul olurdum. Çok meşgul.
İşte, Fransız tostu, Fransız kızartması, Fransız ekmeği yerdim.
Şapşalsın.
Oui, oui.
Sağ ol.
-Şapşal suratlarımızı unutmamızı istemem. - Aynalar bunun için.
Yani birbirimizin.
Biliyorum.
Ee…
-Şey, hoşça… - Söyleme!
Görüşürüz.
Evet. Hoşça-görüşürüz. Bununla yaşayabilirim.
Evet, ben de.
Hoşça-görüşürüz.
PAULA DANZIGER'İN "AMBER BROWN" KİTABINA DAYANMAKTADIR
- Hazırım. Amber. - Evet.
Gitmeye hazırım. Beğendin mi?
Tatlı olmuş.
Saçını babam için neden hiç yaptırmadın?
Saçımı kendim için yaptırdım.
Max'le çıkacağın için.
- Yapma. Ona bir şans veremez misin? - Pam teyze ona bir spor araba diyor.
- Bir ne? - Bir dönem.
- Tanrım. - Sadece söylüyorum.
Evet, peki çok bilmiş. Hadi. Gidiyoruz.
Anne, neredeyse 12 yaşımdayım, çok bilmiş demeyi bırakabilirsin.
Peki.
Selam tatlım. Çorbanı getirdim. Acıktın mı?
Tanrım, dur.
Bak. Yeni birileri taşınıyor.
Okullar açılmadan gelmek istediler herhâlde.
Keşke köpekleri olsa.
- Kızları var diye duydum. - Köpeği tercih ederim.
Arkadaşlarımız olmadan çok tuhaf, değil mi?
Evet. Justin'in taşınmasını sadece köpek telafi edebilir.
Ne dediğini anladım.
Köpek en iyisidir!
- En iyi olmak ister misin? - Köpek almıyoruz.
Köpekten vazgeçersem kulaklarımı deldirebilir miyim?
Düşüneceğim.
Merhaba Günlük.
Resmîleşti. Yeni insanlar arkadaşım Justin'in evini çalıyorlar.
Ve bir daha dönmeyecek, artık biliyorum.
Bakın, oradalar.
Günlük mü?
- Evet, video günlük tutuyorum. -Öylece konuşuyor musun?
Evet.
Kendi kendine?
Kendine mektup yazmaktan çok da farklı değil.
Hayır ama terapistim için.
- Ama yüksek sesle okuyorsun. -Çünkü faydası…
Bip, bip, bip, bip, bip!
Senin yaşında gibi, değil mi?
Tanrım.
Selam! Selam, ben Sarah.
Bu… Benim kızım.
Hoş geldiniz!
Güzel. Sağ olun. Ben Brandi, sonunda İ var. Köpeğiniz var mı?
Hayır, hayır. Sizin?
Keşke. Annem akvaryum balıklarını sever.
"Mutlu olduğum için suçlu hissetmek istemiyorum.
Benim zamanım, benim mutluluğum için. 'Kendim' zamanı."
- Epey bariz. - Duyuyorum!
Günlüğümü okumayı bırakacağım.
Pizza hazır.
- Pam teyze yarın beni okula bırakacak mı? - Evet. Evet, yedide burada olacak.
Komşuya gidip kendini tanıtsana.
Ben… Böyle iyiyim.
Yarın için heyecanlı mısın?
Bilmem.
Belki de Justin'in taşınması
biraz açılmanı sağlar, ne dersin?
Video günlük tutmana bayıldım. Çok iyi.
Ve resim de yapıyorsun ama işte, insan da lazım.
İşte, arkadaşın olması iyidir.
Max'ten neden hoşlanıyorsun?
Beni güldürüyor.
Ve dans etmeyi seviyor.
- Bu… yeterli. - Ben…
MAX'İ SEVİYORUM
SATILIK
Bilginize, babam dans etmeyi sever ve annemi güldürürdü.
Sadece söylüyorum.
Yapabilecek mi? Evet!
Evet, yaptı.
- Selam baba. Seni düşünüyordum. -Öyle mi?
Merhaba güzel kızım.
- Paris'te saat kaç? - Neredeyse gece yarısı.
İnanılmaz büyümüş altıncı sınıf öğrencime
- muhteşem bir… - Dur. Gece yarısı mı?
Evet.
- Neden ayaktasın? - Dışarıdaydım.
Neredesin?
- Yemeğe çıktım. - Kiminle?
Ebeveyn olan kim acaba?
Öylesine soruyorum.
İş yemeğindeydim.
Kutlama gibiydi, o yüzden biraz uzadı.
Şarjım bitiyor. Kesilirse
- seni yarın ararım. - Neyi kutladınız?
Annen söylemiştir.
İşim. İşi büyütüyorlar, yani
- evet, muhtemelen geri geliyorum. - Dur. Buraya mı?
Evet. Yani "muhtemelen" dememeliyim. Geliyorum. Taşınıyorum.
Yeni işim sizden sadece 20 dakika ötede.
Ne? Ne zaman?
Tarihi kesinleştirince plan yapacağız, söz.
Şarjım bitiyor tatlım.
- Günün güzel geçsin. Seni seviyorum… - Baba?
Baba?
Eve geldiğin için çok mutluyum.
Babam döndüğünde Max hâlâ buralarda olacak mı acaba?
Ne yapacağım? Annemin istediği gibi Max'e şans verecek miyim?
Ve babam da olacak. O ne anlayacak?
Onu daha az sevdiğimi mi düşünecek? Beni daha az mı sevecek?
Burada bizimle olması gereken babam.
Ben, Amber Brown, bu fotoğrafa girmek istiyorum.
Ne?
Aç.
- Selam! - Merhaba.
- Ben Brandi, sonunda İ var. - Ben Amber, a-m-b-e-r diye yazılır.
Zekice.
Yarın ortaokulda Park Ridge'de misin?
- Evet. - Ben de!
Tanrım. Ne giyeceksin?
Pek düşünmedim aslında.
Çok komiksin!
Peki, tamam. Aramızda kalsın.
Ben muhtemelen bot, siyah tayt, kısa şort, uzun kollu tişörtle kolsuz üst,
- uğraşmamışım gibi bir saçla gelirim. - Peki. Kulağa iyi geliyor.
Harika, saçını görmek için sabırsızlanıyorum.
Ona bakıyorsun.
Çok komiksin. Yarın görüşürüz.
Peki.
- Bebeğim… - Konuşma. Düşerim.
Pardon. Nişan yüzüğün nerede?
Takmıyorum. Amber'a daha söylemedim.
Biliyorum. Nerede, merak ediyorum.
Şu… Şurada. Güvende.
Evet. Çok. Açık pencerenin orada bir çekmecede.
Ona neden söylemiyorsun Sarah?
- Bir şey olmaz. - Biliyorum
ama önce okula başlasın, sonra söylerim.
- Selam tatlım! - Günaydın genç hanım!
- Gece bizde mi kaldın? - Amber.
Üzgünüm. Tamam mı anne? Saat çok erken. Çok erken gelmiş.
Annenle sabah koşuda buluştuk, tamam mı?
Proteinli içecek alır mısın?
Çok yeşil görünüyor.
- Güzel. Tadı güzel. - Faydalı.
- Günün bütün sebzelerini alıyorsun. - Günaydın.
Ben bir donut alayım! Belki iki.
No comments yet. Be the first to leave one.