The first 200 lines.
NETFLIX SUNAR
"Tanrılar bizi dualarımızı kabul ederek cezalandırır."
Oscar Wilde yazmış.
O kitabı okumadık.
Belki de okumalıydık.
Harlow bir kasabadan ziyade köydü aslında,
hâlâ da öyle ama artık orada yaşamıyorum.
Köyde altı sınıflı bir ilk ve ortaokul var.
Howie's Market var.
Gıda ürünleri ve Red Devil kazıkazanı satıyor.
Komşu kasaba Gates Falls, Harlow'dan büyük.
Babamın favori restoranı Mondello's orada.
Ayın elemanı seçildiği zamanlar hep giderdik.
Artık eskisi kadar sık olmuyor bu.
Annem ölünce azaldı.
Harlow'daki Castle Lake ve Ledges'taysa
çamlar sarp kayalıklarla buluşuyor.
Bir New England klasiği.
Ama büyük ödüllü kazıkazan biletinden,
Kenny Yankovich rezaletinden ve herkesin ölümünden önce
Bay Harrigan'a çalışmaya nasıl başladım anlatayım.
Kilise vesilesiyle oldu.
İkinci Samuel, bölüm bir, 19'uncu ve 20'nci ayetler.
"İsrail'in gözdeleri tepelerde katledildi.
Güçlüler yere serildi!
Gat'ta ağzınızı açmayın, Aşkelon sokaklarında duyurmayın.
Filistlerin kızlarını sevindirmeyin.
Sünnetsizlerin kızları zafer naraları atmasın."
Sağ ol Craig.
Ne hoştu.
Bu sabah sizleri burada görmekten...
O günden beri düşünmeden edemiyorum.
Ya reddetseydim?
Hem niye ben?
Niye beni seçti?
John Harrigan, Maine'in en zengin adamıydı.
Milyarderdi.
Oğlanla bir konuşabilir miyim?
Gözleri iyi görmüyordu, ona kitap okuyacak birini tutacaktı.
Daha büyük çocuklar vardı, daha güzel okuyacak çocuklar.
Kasvetli evinden kaçmak için fırsat kollayan bir çocuğun
saatte beş dolara hayır diyemeyeceğini bildiği için mi?
Yoksa çözmem gereken...
...başka planları mı vardı?
- Merhaba, ben... - Kim olduğunu biliyorum.
En dipte, sağda.
"Yalnızca tutkuyla can bulur güzelliği.
Oysa tutku yokken
o vurucu güzellik de anlamını kaybeder,
hatta çirkinleşir.
Dokunuşun sıcak ve canlı güzelliği, akıl güzelliğinden daha derindir."
"'Para nedir ki?
Neye yarıyor baba?'
Bay Dombey sandalyesini eski yerine çekti
ve oğlunun başını okşadı.
'Zamanla anlayacaksın evlat' dedi.
'Paranın açamayacağı kapı yoktur.'"
Annemi çok özlüyordum
ama babam daha da çok özlüyordu.
Onun yokluğunda üzgün ve boş bakar olmuştu.
Saçma, çocuksu bir düşüncem vardı.
Annem benim yüzümden öldü diyordum.
Kendimi sorumlu tutuyordum.
Benim kontrolümdeydi.
Yani ölmesine...
...engel olabilirdim.
Ne yapıyorsun?
- Hiç. Affedersiniz. - Seni ilgilendiren bir şey yok.
Neyi merak ettin?
Söylersen yardımcı olayım.
İçeride ne var?
Sırlar.
Korkunç sırlar.
"Tüm arzuları gözlerinin önünden film şeridi gibi geçti de
her şeyin aydınlığa kavuştuğu o ana teslim mi oldu?
Bir hülyaya, bir görüntüye fısıltıyla bağırdı.
İki kez bağırdı.
Birer nefesten farksızdı bağrışları.
Dehşet. Dehşet."
"Dehşet.
Dehşet."
Bu okuduğunu anladın mı?
Conrad'in yazdıklarını anladın mı?
Anladım galiba.
Bugün paranı alıyorsun Craig.
Teşekkür ederim.
Ben yokken okuyor musunuz?
Evet, bunları okuyorum.
Sıkıcı değil mi?
Sıkıcı mı?
Bence finans dünyası heyecan verici.
- Dombey ve Oğlu'nu hatırlıyor musun? - Okuduğumuz ikinci kitap. Okuduğum.
Dombey oğluna paranın asıl değerinin ederiyle ölçülmediğini
anlatmaya çalışıyordu.
Paranın asıl değeri
güçle ölçülür.
Ama oğlu Paul ona "Para annemi niye kurtarmadı?" diye sordu.
"Para bu kadar gaddar mı?" dedi.
O amaca uygun kullanılırsa gaddar olabilir.
ZALİM VE BENCİL
John Harrigan pek sevilmiyordu.
Hiç evlenmemişti, çocuğu yoktu.
Sağ olan akrabası varsa da hiçbiriyle bağı yoktu.
Belki de bu yüzden yalnız görünüyordu.
HARRIGAN CORP'TA YİNE İNTİHAR
Yalnızlığının acısını da başkalarından çıkardı.
HARRIGAN DOKUNDUĞUNU ÖLDÜRÜYOR
Anlayabiliyordum.
İYİ DİLEKLERİMLE, JOHN HARRIGAN
Annen piyangoya kumar gözüyle bakardı.
O adama çalışmana, Red Devils oynamana göz yumduğumu bilse
mezarında ters dönerdi.
Kazı hadi.
- Nereye? - Şans paramla kazıyacağım.
Bu aldığım ilk zarftı.
O günden itibaren
her yıl adıma dört zarf gelecekti.
Sevgililer Günü'nde, eylülde doğum günümde,
Şükran Günü'nde ve Noel'de.
Karavana.
Adam ucuzcu. Düşük ücret ve ucuz bir ikramiye veriyor.
Marketten bir dolarlık Red Devils bileti!
Annemle ilgili bir şey demiştin ya?
Ne demek o?
Ne demişim?
Mezarında ters dönermiş.
Deyim işte.
Toprağa verdiklerimizin, yaşadığımız dünyada olup biteni
artık dert edinmemesi gerektiği anlamına geliyor herhâlde.
Anladım.
"'Hadi bakalım' dedi Rocky mikrofona,
'Bir de tempolu dans edelim.'
'Çalın!' dedi orkestraya.
Alkışlayarak ve ayağını yere vurarak müziğin ritmine eşlik etti.
Seyirciler de el ve ayaklarıyla aynı şekilde tempo tuttu.
Dans pistinin ortasında tepinirken
hepimizin gözü yelkovandaydı.
Derken 18 numaralı çiftin erkek dansçısı Kid Kamm
partnerini tokatlamaya başladı.
Kızı sol eliyle tutuyor,
sağ eliyleyse gelişigüzel tokat savuruyordu.
Kız tepkisizdi. Dünyadan kopmuştu.
Bir iki anlamsız ses çıkardı, sonra yere kapaklandı.
Hakem düdüğünü çaldı,
seyirciler heyecanla ayağa fırladı.
Maratona gelen seyircilerin normalde..."
Yeterli.
Buna başladığımızda kitabın adını anlamamıştım.
Şimdi ne anlıyorsun?
Acı çeken atların ızdırabına son verebiliyorsak
insanlara niye aynı şans tanınmıyor?
Ölüm şansı.
Acı, keder ve tasa
son bulsun.
Beş yıldır haftada üç kez ona kitap okuyordum,
sadece bir kez ağır grip geçirdiğimde gitmemiştim.
Aksatmak istemiyordum,
bu aktivitemiz onun için haftanın en güzel saatleriydi belki de.
İple çekiyor, yaşama bununla tutunuyor olabilirdi.
Harlow'lu çocuklar ergenliğe adımlarını Gates Falls'daki lisede atar
çünkü Harlow'da lise yok.
Billy Ueberroth'un abisi Mike, namıdiğer Über,
bu çukura bizden önce düşüp yara almadan kurtulmuştu.
Ona para verirsek kurtuluş yolunu bize de gösterecekti.
ÖĞRENCİLERİMİZE TEKRAR MERHABA
Güzel.
Evet hanımlar ve beyler, şimdi tüm sırları önünüze sereceğim.
Bir dakika durun.
Dikkatinizi bana verin. Tehlikelerle karşılaşacağız.
Solunuzda...
Bakmayın.
Morarmış bir göz, akciğer kanseri veya dövme istiyorsanız başka tabii.
Gates Falls Lisesi'nde yenilere eziyet yasak
ama olmayacak diye bir şey yok.
Kendinizi hazırlayın. Soğuk ve acımasız görünün.
Saçma sapan tavırlara taviz vermeyin, burası cehenneminiz olur.
Hapishanede nasılsa öyle. Göze batmadan cezanızı çekin.
Sağ ol Über.
Hepsi senin için de geçerli Margie.
Son sınıftaki kızlar yılandan farksızdır.
Anında saldırmazlar,
iliğini yıl içinde yavaş yavaş kurutmaktan zevk alırlar.
Buraya gireyim demeyin.
Turun son durağı.
- Kantin. Popüler tipler burada takılır. - Hepsinin akıllı telefonu var.
Motorola Razer. Öteki masa Samsung'cuların.
Şu da Apple masası.
- iPhone daha yeni çıktı. Nasıl almışlar? - Onlar popüler oğlum.
Telefon almamız lazım.
Küçük bir kasabada büyüyüp birden yabancı bir dünyaya düştüğünüzde
evreniniz genişler.
Garip ve farklı yüzler görürsünüz.
Bazıları dostça bakar,
bazılarıysa size düşmanca kilitlenir.
Sebepsizce sevmezler sizi.
Selam! Ne haber? Seni daha önce de gördüm Minibüs.
Al şunu.
İçine bak.
Ayakkabı boyası.
Her çömez gibi seni de tuvalete bekliyorum.
No comments yet. Be the first to leave one.