The first 200 lines.
BİRKAÇ SENE ÖNCE
O ne?
Kutup ayısı.
Hayır yani… nereden buldun?
Balbriggan Yolu.
Dublin'de arabayla öldürmek için en iyi yer. Hep böyle demez misin?
Orada manyak gibi kullanıyorlar.
Buraya hiç inmezsin.
Hayvanlarım yüzünden kâbus gördüğünü söylersin.
Ben aslında biraz borç para almak istemiştim.
Çok fazla değil, sadece birkaç bin.
Birkaç bin benim için çok fazla değil
ama senin için bir servet, öyle değil mi?
Evet, sadece…
Evet, diyecektim ki bizim çok fazla masrafımız oldu,
Blanaid'ın yeni okulu ve…
Anneni en son ne zaman ziyaret ettin?
Ne? Az önce. Yukarıda gördüm.
Para istemeye geldin, Minna'yı görmeye değil.
Benim başıma bir şey gelirse ona ne olur, Tanrı bilir.
-Bakımı yapılır. -Senin tarafından mı?
Aklı gidiyor.
Her hafta onu biraz daha kaybediyorum.
Ve tek söylediği "JP ne zaman gelecek?"
-Artık kendi ailem var. -Onu asla affetmedin, öyle değil mi?
-Neden bahsettiğini bilmiyorum. -Yapma.
Sana ablanın kıyafetlerini giydirirdi.
Mutlu bir hatıra olamaz. Ya da hoşuna mı gidiyordu?
Parayı verecek misin, vermeyecek misin?
Hayır.
Sikeyim.
Baba!
Baba! Baba!
Baba! Baba!
Baba.
Söylüyorum size, dondurucuda.
-İmkânı yok. -Bana inanmıyor musun?
Hayır ama Grace George'un onu terk ettiğini söyledi.
-Minna'nın bunamasını kaldıramamış. -JP öyle söylemiş.
Peki, nasıl öldü o zaman?
Bariz değil mi?
-S… -İmkânsız.
Hayır. John Paul katil değil.
Bir zamanlar bizim için aynısını söylerdim.
Evet ama kendi babasını neden öldürsün?
Sence neden? Para için.
George öldü. Her şey Minna'ya kaldı.
Evet, kesinlikle. Yani bu nasıl…
Herkes onun hayatta olduğunu düşünürse
-JP istediği kadar para harcayabilir. -Si…
Belki de kazaydı.
Kaza olduysa
cesedi neden senelerdir saklasın?
Dondurucu odasında bir çekmecede saklıyor.
Her cuma gecesi Minna'nın alışverişini bıraktıktan sonra kontrol ediyor.
Hasta pisliğin teki işte.
Bir dakika.
-O zaman elimizde demektir, değil mi? -Nasıl elimizde?
Tek yapmamız gereken polisi aramak.
Bir telefonla Grace'in hayatından sonsuza dek çıkar.
Hayır.
Grace'in hayatından çıkmayacak ki. Nefes aldığı sürece çıkmaz.
Evet ama onu kontrol edemeyecek, değil mi? İçeride olursa.
Ne yani, içeri alındığı an
Grace seninle Connolly's olgun bekârlar disko gecesine mi gidecek?
Alınma.
Alınmadım.
Onun yanında durur.
Dava olacak, sonra temyize gidecek ve böyle devam edecek.
Hem ceza alsa bile onu bekler.
Ya da öldürenin Minna olduğunu söyler. Ondan her şeyi beklerim.
Tanrım, bakımevine yerleştirmekten daha ucuz olacak diye öldürebilir bile.
Sakin ol Becka.
Onu oraya kilitleyebilirim diye düşündüm.
-Ne? -Kaza gibi gösterebilirim.
Donarak ölür.
-Tanrı aşkına Becka. -Ne?
Söyleme tarzın.
Ölmesini istiyoruz, öyle değil mi?
-Evet ama… -Öyle olmaz.
Yani bu biraz… Yapmayın, biraz riskli.
Riskli. Kesinlikle.
Yapmayın! Bana bir şans verin.
Temiz bir cinayet değil Becka.
Senin kulübedeki yangın mı? Onun zehirli ciğeri mi?
Yani ne zaman temiz bir cinayet olacak ki?
Paintball mu? Marina mı?
Evet, kesinlikle, o yüzden daha fazla karışıklık olmasını göze alamayız.
Hapishaneye düşmeni istemiyorum.
Cevap hayır.
Islak kumaşla sildim.
PEDOFİL
Üzerine reçel döküldüğü asla anlaşılmıyor.
Roger'dan hâlâ ses yok.
Doğru olduğunu düşünmüyorsun, değil mi?
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz Annecik. Bunu biliyorsun.
Nerede acaba?
Bu şey neden bağlanmıyor?
Gerginsin. Çok doğal.
Bu işi alırsam çok üzülecek bir sürü insan tanıyorum.
Sırf yüzlerini görmek için işi almak iyi olur.
Umarım Eva çok büyük hayal kırıklığı yaşamaz.
Bu terfi için gerçekten çok çalıştı.
Ne yani? Ben çalışmadım mı?
Hayır.
İşi kız kardeşinin almasını istiyorsun, anladım.
Kan bağı her şeyden daha önemlidir.
Ve bu ceketin üzerinde hâlâ reçel izi var.
İyi günler.
Babam iyi mi?
Evet. Sadece kafasında çok fazla şey var.
Hadi gel. Okula yürüyelim.
Çayından nefret ediyorum.
Kendisinden nefret ediyorsun.
Evet ama yaptığı çay yüzünden.
Anneannem ben küçükken
hastayken çayıma bir damla viski damlatırmış.
Tadı çok güzeldi.
Hasta mı hissediyorsun?
Sadece gerginim.
-Neden gerginsin? -Reddedilme.
Hatırlamıyor musun?
-Hey, benim tanıdığım Eva Garvey bu değil. -Tanrım.
Moral konuşması mı yapacaksın?
Neden hep bunu yapıyorsun?
-Ne yapıyorum? -Espri yapıyorsun.
Belki öyle bir şey söyleyecektim ki, bilemiyorum, derin bir şey.
Evet.
Hadi o zaman Aristo. Duyalım.
-Sana hayranım. -Neden böyle bir şey söyledin ki?
Ben… Annenle baban öldüğünde yaptıklarını yapmak.
Bir aile büyütmek… Sen bir dişi aslansın Eva.
-Sen de aynısını yapardın. -Ben mi? Hayır, ben her şeyden kaçarım.
Bak, bu işi hak ettiğini söylüyorum.
Yani içeri gir ve almış gibi davran.
Peki.
Ve sonra çayına viski koyarız.
Evet.
Anneannenin verecek hesabı var.
Aynen öyle! Bir ayyaş yetiştirmiş.
-Otursana Eva. -Şey, oturuyorum.
Tabii ki oturuyorsun. Yok, yok, pardon.
Bak, öncelikle
burada yaptığın işi gerçekten çok kıymetli buluyorum.
Alamadım, değil mi?
Sebebini sormamın mahzuru var mı? Çünkü ben ondan daha nitelikliyim
-ve görüşmede çok iyi olduğumu söyledin. -Şey, bazen bu kararlar
kimin en nitelikli aday olduğundan daha fazlasına dayanır.
-Öyle mi? Ben… -Evet.
Bence JP mizacı gereği bu pozisyona daha uygun.
-Mizacı gereği mi uygun? -Karar vermek kolay olmadı Eva.
Peki. Yani ben mizacım gereği uygun değilim.
Hayır, endişem şu, sende şey olmayabilir…
Bu işin getireceği baskıyla sağlıklı yoldan başa çıkmak için
gereken psikolojik kuvvet sende olmayabilir.
Roger.
Bu doğru değil Grace.
Biliyorum… Numara yapmana gerek yok. Herkes bunu konuşuyor.
Ben dedikodulara kulak asmam Roger.
Korkunçtu.
Bana her konuda soru sordular.
Canım.
"Senin yaşında bir adam nasıl hiç evlenmez?"
Ve "Çocuklara karşı tuhaf bir ilgin var gibi."
Ama bu saçmalık. Gençlik kulübün olması
-demek değil ki… -Biliyorum.
Aileler mesajlar attı.
Beni senelerdir tanıyan insanlar
çocuklarından uzak durmamı söylüyor.
Ama anlamıyorum. Bu nasıl olur?
Biri polisi aramış.
Tahminim, yakınlarda yaşayan biri.
Beni altı saat tuttular Grace.
Bağcıklarımı almamış olsalardı
intihar ederdim.
Hayatım, benim yüzümden ağlama.
Ağlamıyorum. Yani, pardon. Ben…
Ne oldu Grace?
Grace, ne oldu?
John Paul.
Marinanın orada suyun içinde baygın bulmuşlar.
-Onu neredeyse kaybediyordum. -Ne?
-Kendini öldürmeye çalıştı. -JP mi?
-Ama neden? -Bilmiyorum.
Söylemiyor. Beni uzaklaştırıp duruyor.
Tanrım, ben kendi sorunlarımdan şikâyet ediyorum, sen de bununla uğraşıyorsun.
Benimle konuşturamıyorum.
Zamanla konuşacak. Ve ikiniz de bunu atlatacaksınız.
Atlatacak, biliyorum. Sen varsın, öyle değil mi?
Ah Roger.
-Ağlama canım. -Pardon.
Belli ki bu iş için duygusal açıdan donanımlı değilmişim.
-Ne yani, JP öyle miymiş? -Evet, yani evet.
-Öyle düşünmüş. -Hadi ama!
Geçen gece marinada hayaları sarkmış hâlde sudan çıkardım.
Beynini bana karşı doldurmak için ona bir şey söylediğine eminim.
-Nasıl doldurmuştur? -Şey, pek iyi değildim işte.
Bir süre tedavi gördüm.
-Peki. Tanrım, üzüldüm. -Evet.
Pek de dişi aslan değilmişim.
No comments yet. Be the first to leave one.