The first 200 lines.
Beni görmek için geri gelmeyecek misin?
Circe'yi Amerika'ya götürüp
burada neler olduğunu öğrenmeliyim.
Seni neden öldürmeye çalıştığını bulmam gerek.
Sence de en iyisi...
Bong! Olmaz mı?
Ona "Bang" deriz.
Ama kulağa "Bang" gibi gelmiyor ki.
Kulağa "Bong" gibi geliyor.
- Bong! - Bang.
- Bong! - Hayır, bang.
Hayır, onu öldüremeyiz.
Biz Amerika'da işleri böyle yürütmüyoruz.
İnternette başka türlü yazıyor.
Yani öyle yapmamamız gerekiyor diyelim.
Çok iyi bir adamsın.
Senin için öyle derin duygularım var ki, Richard Flag.
Gitmek zorundayım.
Gelincik nerede?
Patronun insanları mayın eşeği olarak
kullanırken yakalandığı için başında yeterince dert olduğunu biliyoruz.
Gerçekten müvekkilimi görmeme engel olduğu için
başına açacağım fazladan derde ihtiyacı var mı?
Elizabeth. Sana söyledim...
- Hasta olduğunu söyledin. - Evet.
- Nasıl hasta? - Bilmiyorum.
Mideyle alakalı bir şey.
Kıl yumakları kusup duruyor.
Sen berbat bir yalancısın.
Yalan söylemiyorum.
Bacağına ne oldu?
Bir uzaylı istilasına karşı savaşıyordum.
İyi, söylemezsen söyleme be.
- Ah. - Seni orospu ço...
Orada başımızı biraz belaya sokmana rağmen
bu işte iyisin.
Tekrar bu tür bir gruba ihtiyaç duyulursa
umarım sen de bir parçası olursun.
Bir seçeneğim olduğunun farkında değildim.
Neden ona öyle bakıyor?
Kim o?
Rick Flag.
General izci.
Onunla birkaç ay önce Jarhanpur'da birlikte savaştık.
Ona nasıl baktığını gördün mü?
Onu seviyor.
Onun yakışıklı, aptal yüzünü seviyor.
Oldu o zaman.
Sakallı bir yüz.
Kıl uzatabilen bir surat.
Tamam.
Sana ödemesini yaptığın şeyi gösterdim.
Gelin'in olduğu yer burası.
Onlar bizi fark etmeden insek iyi olur.
- Beni yargılıyorsun. - Ne?
Yüzümde kıl büyütemediğim için.
Sanki bu beni bir tür çocuk adam yapıyormuş gibi.
Ah...
Sen neden bahsediyorsun dostum?
Bunun...
Hey!
Kendi işine bak!
John.
Hey!
Kesin şunu! Bırak onu!
General, bu adamı nereye götürdünüz?
- Adam mı? - Evet adam.
- Sen kimsin? - Benim adım Elizabeth Bates.
Özgürlük Projesi'nde
John Doe'yu temsil eden bir avukatım.
John Doe.
Bu onun gerçek adı değil.
Gerçek adını bilmiyoruz.
Konuşamadığı için gerçek adını bilmiyorsun.
Hayır... yani evet.
Nerede olduğu gizli bilgi.
Müvekkilim masum.
27 çocuğu öldürdüğünü sanıyordum.
Nereye gitti?
Dur polis!
- Suçlandı. - Ve mahkum edildi.
- Ve haksız yere mahkum edildi... - Tamam.
Sekiz çocuğu öldürmekten. 27 değil.
Ha oldu o zaman, tertemiz birisiymiş.
Gerçek kanıtları yok.
Üç gündür onu bekliyorum.
İyi be.
Al götür o zaman.
Geldi mi?
Size var olduğunu bilmediğiniz acıları hissettireceğim!
Bütün aileni öldüreceğim!
Onu rahat bırakın çocuklar.
Tanıştığımıza memnun oldum Circe.
Adım Amanda Waller.
Beni burada tutmaya hakkın yok.
Suçlamalar neler?
Seni birinci derece cadı boku karıştırmaktan
ve ikinci derece Maleficent olmak ile suçluyoruz.
Ve şu filmde Bette Midler'ın yandığı gibi üçüncü derecesin.
O bir aktris, John.
Karakterin adı değil.
Hokus Pokus'tan bahsediyor.
Tekrar söylüyorum bir karakter değil.
Seni öldüreceğim.
Anladığım kadarıyla
ellerin kontrol altında
olduğu sürece büyü yapamıyorsun.
Yani sen sadece açık saçık bir kıyafet giymiş
kızıl saçlı kimsesizin tekisin.
Cehenneme kadar yolun var.
Neden siz süper kötülerin sürekli
bu kadar seksi olması gerekiyor ki?
Hoşuna gitti mi, John?
Yani bir nevi.
Biraz susamış gibi oldu ama.
Kendini uluslararası bir
olayın ortasında buldun Red.
Yani sen bana yardım edersen, ben de sana ederim.
Pokolistan'da ne yapıyordun?
Değersiz hayatlarınızı kurtarmaya çalışıyorum.
Hadi ama, bizi öldürmeye çalıştı.
Tam olarak nasıl hayatlarımızı kurtarıyordun?
O kaltak prenses Rostovic'ten.
Dünyayı kurtarmak için
onu öldürmeye çalışıyordum.
Hadi ama.
Bugünlerde süper kahraman olmanın moda olduğunu biliyorum
ama özgeçmişin hiç de
İyi Cadı Glinda gibi durmuyor.
Burada gördüğüm tek şey cinayet ve saldırı suçlamaları.
Şeytan bile dünyanın ölmesini görmek istemez.
Peki sana neden inanalım?
Sana...
geleceği göstereceğim, Amanda Waller.
Görmek istiyor musun?
Ya da belki de kendi cehaletinin çamurunda
bir domuz gibi debelenmek istiyorsundur.
Nasıl göstereceksin?
Sana Rostovic'ten bahsettim.
Kendi gözünüzle görmek istiyorsan bana katıl.
Götünden uyduruyor.
Dosyasına göre, kâhinsel yetenekleri olması muhtemel.
O hangisiydi?
Zihin okumak mı?
- Hayır, geleceği görmek. - Ah.
Elleri bağlı haldeyken, büyü yapamaz
Ama şey yapabilir...
Ne?
Kafanın içine girebilir.
Yapma bunu Waller.
Bu fotoğraflardan birinin
bir tür tepkiye neden olabileceğini umuyorum...
Hayır, hayır, hayır, hayır.
Yapma.
Tanrım, John.
Ha?
Bu fotoğraflardan herhangi biri senin için bir şey ifade ediyor mu?
Buraya! Buraya! Pas at, hadi!
Buraya! Boştayım!
Bu ne?
Vay be! Bu bir dağ sıçanı mı?
Dağ sıçanı falan değil.
İmkanı yok. Bu çok büyük.
Buraya gel oğlum. Buraya gel.
Bak bende ne var.
Al bakalım. Yakala.
Annen onu beslediğini öğrenirse seni öldürür.
Ne olacak? Acıkmış baksana.
Bir elmam var.
Ah, oğlum.
Zaman doldu.
Bu işi çözeceğim, John.
- Hazır mısın? - Ne için?
Ahhh!
Bu da neydi öyle?
- Waller? - Bilmiyorum.
Belli ki sana bir tür Jedi akıl oyunu oynuyor.
Bilmiyorum.
- Şey gibi duruyordu... - Ne?
Gerçek gibiydi.
- Hadi ama. - Gerçekten mi?
Yok artık.
Kimi arıyorsun?
Yani?
Bütün araştırmalarıma göre Circe
gerçekten kâhinsel yeteneklere sahip.
Themyscira'da, bu bir gerçek olarak kabul ediliyor.
Şimdi de Themyscira'yı gerçek olarak mı kabul ediyoruz?
Dostum, orası gerçek bir yer.
Artık bunu biliyoruz.
Gerçek bir yer olduğunu biliyorum ama nasıl bir yer?
Sadece kadınların olduğu bir ada mı? Hadi ama.
On yıl önce Circe adanın kadınlarını uyarmıştı.
Ve evet hepsi kadın.
Tam benlik bir yer.
Binlerce insanı öldürecek bir Tsunami konusunda onları uyardı.
Adalıların tamamı olmasa da çoğu iç kesimlere sığındı.
Gerçekten de Circe'nin tahmininden bir
saat sonra büyük bir Tsunami meydana geldi.
İç kısımlara sığınanlar hayatta kaldı.
No comments yet. Be the first to leave one.