The first 200 lines.
SAN FERNANDO VADİSİ, KALİFORNİYA
VADİ HAVUZ TEMİZLEME
Evet.
Kimsiniz?
Odamda ne işiniz var?
Michael nerede?
Iskaladın!
Hadi.
Yaşlı kaltak.
Kahretsin.
Hep işe yarar.
Seni moruk.
En son ne zaman dişçiye gittin?
Para.
NETFLIX SUNAR
Deliliğin tanımını biliyor musun Sasha?
Aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı bir sonuç beklemek.
Eski usullere köpeğin kıçındaki kene gibi yapışıyorsun.
Bak ne hâle düştük.
Derdini anlattın.
Şartlarını kabul ediyorum.
Bence biraz geç oldu. Haksız mıyım?
Hata yaptım.
Bunu mu istiyorsun? Senin olsun.
Yine hayal gücünden yoksunsun.
"Sen, bizim, senin."
Bunlar bölücü kelimeler canım. Bölününce savunmasız oluruz.
Ama bir aradayken…
…sınırları aşarız.
Satın alabilecekken neden kiralayasın?
Hayır!
Vadi için büyük planlarımız var pislik.
Belki seni 100 yıl sonra çıkarıp buraya ne yaptığımızı gösteririz.
Hayır. Lütfen.
Hayır!
Hayır…
AUDREY İLE VADİ EMLAK SATIŞLAR BAŞLADI
Selam Bud. Tarzın iyiymiş.
Her şeyi yaptım ama paket yok. Bud, kiranı ödemen lazım.
Tekrar bakacağım.
Lanet olsun!
Eşiniz Paige'i alacaktı, yine geç kaldı. O yüzden aradım.
Ne zaman gelir, bir fikriniz var mı?
Tamam da bu hafta üçüncü geç kalışı.
Ona hatırlatmanız…
Paige!
-Babacığım! -Gel canım!
Ne haber?
-Favori baban kim? -Sensin.
Umarım tek baban benimdir. Ne haber?
-Geç kaldın. -Ne?
-Ciddi misin? -Evet.
Neden, biliyor musun? İş yüzünden.
-İş çok saçma. -Evet, öyle.
Elinde ne var peki?
-Ufak bir şey. -Bum! Bayıldım.
Ya bu?
-Tamam. -Yoğurt Dünyası'na gidelim mi?
Yoğurt Dünyası. Bilemiyorum Turşucuk.
Annen geç kaldığımız için kızgın.
Kimin suçu?
Çok sert.
Ama doğru. Zarlara vur.
Gidiyoruz. Hadi bakalım.
Eller havaya!
Kalkış yapıyoruz.
Yoğurt Dünyası, bekle bizi!
Yoğurt Dünyası!
Çilekliden alacağım. İşte.
Baban çilekliden alıyor.
İşte.
Bum! Vurdum.
-Bum! -Evet, bum.
Vurdun.
Vurdun.
Vurdun.
Çok garipsin.
Bir bilsen. Tamam, hadi.
Pardon, Siyahi Tarih Ayı indirimi var mı?
Evim, güzel evim.
Evim, güzel…
Biz geldik.
Geciktiniz.
-Selam. -Merhaba.
Yoğurtçuya gittik.
Öyle mi?
İspiyonculuk etme. Aramızda kalacaktı.
Pardon.
Sorun yok. Odana çıkmadan çak bir beşlik.
Hiçbir şey seni durduramaz. Tırman.
On yaşındaki bir çocuğu yalanlarına alet etmen çok hoş.
Aslında babasıyla takılmayı sevdiğini söyledi.
Takılmak istedi yani.
Onu rica ettiğim gibi okula götürsen bunu yapabilirdiniz.
Dedim ya, şey yapmam…
Sabahki havuz temizleme işi mi?
-Aynen. -Anladım.
Kimin eviydi?
Bayan… Bayan Jones'un eviydi.
Nerede yaşıyor?
Şeyle… Bay Jones'la. Evi…
-Bay Jones Caddesi'nde. -Tanrım, Bud.
Dürüst olsan böyle sorun yaşamazdık.
-Dürüstüm. -Değilsin.
Dürüstüm. Asıl soru şu.
Bu sünger niye yerde? Ya bu?
-Bunlar ne? -Kırık fayansı tamir ediyorum.
-Görüyorum. Neden? -Ne önemi var? Artık burada yaşamıyorsun.
Böyle mi olacak? Diyecektim ki bu fayans…
Joss, bu ne? Kapı yeni mi?
Beş kilitli bir kapı
potansiyel alıcılarda iyi bir izlenim bırakmazdı.
Alıcı mı? Ne diyorsun sen Joss?
Bu şekilde söylemek istemezdim ama…
Evi satıp annemin teklifini kabul etmeyi düşünüyorum.
Sen ve annen.
Florida mı?
Florida'ya taşınamazsın.
Kızın arkadaşları burada. Ben buradayım. Evi burası.
-Ona istikrar gerek. -Hayatı istikrarlı. Sen varsın, ben varım.
Florida'da Yoğurt Dünyası yok!
Pazartesiye kadar harcını ödeyemezsek gidemeyeceği bir okulu da var.
O zaman ödeyelim…
-Yedi gün sonraki pazartesi mi? -Evet. Sesli mesajları dinlesen bilirdin.
İstikrar dediğin bu mu?
-Ne kadar? -5.000.
Okul harcı 5.000 dolar mı?
Evet. Diş teli de lazım.
-Ne oldu? -Dişleri yamuk yumuk.
Benimkilere benzediği için dişlerini sevdiğini söylüyor.
Sorun da o.
Tamam. Tel ne kadar? 500 dolar mı? 600 mü?
-Sigortasız 6.000. -6.000 mi?
Ama bir adam 4.800'e olur dedi.
-Çok şey yaşadık, biliyorum. -Evet.
Lütfen kızımı alıp gitme.
Bana pazartesiye kadar zaman ver.
10.000 dolar. Harcı, dişleri, her şeyi halledeceğim.
İyi, tamam. Pazartesiye kadar beklerim.
Hadi sarıl bana.
-Sarıl. -Sarılıyorum.
-Anneni dinleme. O ayyaş. -Ne?
-Bud. -Ne?
Bir sorum daha var.
Paige apartmanında porno yıldızı yaşadığını söyledi.
Porno yıldızının anlamını nereden biliyor?
Vadi'de yaşıyorum Joss. Hep aramızdalar.
RESEDA KREDİ DAİRESİ
Beyler. Ne var ne yok bebek?
Susayan var mı?
İşler çok iyi gidiyor gibi.
Ne haber Eddie?
Hep hızlısın dostum.
Troy burada mı?
Tamam.
Troy.
-Teklifimi kabul mu ediyorsun? -Hayatta olmaz.
-Susadın mı? -Sağ ol!
-Al iç. -1.500 iyi para.
Dediğim gibi Troy, Snake Eyes satılık değil.
Yeterince çaresizsen her şey satılıktır.
-Troy'a ne getirdin? -Çaresiz demek.
Troy'a bunu getirdim.
Para. Tamam.
İşte. Baksana.
-Güzel. -Say.
Bakalım…
Genç erkek.
Standart. Doğulu…
Sigara içiyormuş.
-Pis bir alışkanlık. -Evet.
Zaten ölü olmasa sigaradan ölürdü.
Say şunları.
Şuna bakalım. Bak, görüyor musun?
Evet, soyu sağlam.
Meksika'dan falan geçip gelmiş olmalı.
-Yakın zamanda beslenmiş. Gördün mü? -Tamam. Ne kadar?
DİŞTEN ANLARIZ DOĞULU
800 mü? Parça başına mı?
-Hayır, ikisine. -Ne diyorsun Troy? Tekrar bak.
-En az 4.000 eder. -Sendikada.
-Sendikayı dene. -Hadi ama.
Yapamam, biliyorsun.
Evet, pardon. Sendikaya gidemeyeceğini unutmuşum.
O yüzden bana geliyorsun, değil mi?
İkisine 800 veririm.
Boş ver. Kadim'inkine bak.
Kadim mi?
O başka hikâye. 20.000 eder.
Bum. Tamam, mükemmel.
Evet.
Tabii Kadim olsaydı ama değil.
Şuna bak.
On yıl erken ve çok daha az değerli.
Bunun için 2.000 veririm.
2.000 mi Troy? 2.000 mi?
Dinle, anlamıyorsun. Hemen para lazım.
O zaman git banka falan soy. Ben iş adamıyım!
Kadim'i boş ver. Ya bu? Bu gümüş.
Gümüş mü? Bu…
No comments yet. Be the first to leave one.