The first 200 lines.
R.J. Decker'da daha önce...
Ben Emi Ochoa. Lucas üvey erkek erkek kardeşim.
Onu neredeyse öldüren adam da bu.
Mel ve Cath'in evindeki soygunu inceliyordum.
Şüpheli bu mu?
Benimki gibi bir aileye fazla yaklaşmak seni Apalachee’ye geri gönderebilir.
- İstediğin bu mu? - Ne istediğimi bilmiyorum.
Nihayet tanışabildik.
Konuşmamızın
- vakti geldi diye düşündüm. - Ne hakkında?
Kızıma karşı niyetinizin tam olarak ne olduğunu bilmek istiyorum.
Bir içki almaz mısınız?
Hayır. Çok kalmayacağım.
Emilia'ya karşı niyetinizi sordum.
Hâlâ bir cevap bekliyorum.
Tabii ki evleneceğiz,
birkaç çocuk yapıp dedeleri gibi bir narsist
olmamaları için elimizden geleni yapacağız.
Bence asıl sorduğun şey Victor... Sana Victor diyebilir miyim?
...sana karşı niyetimin ne olduğu...
İki yıl önce ailenle bana yaptıklarınız yüzünden peşine mi düştüm?
Senden öç almak için Emi'yi mi kullanıyorum?
İki sorunun da cevabı hayır. Çünkü gerçek şu Victor,
aklını başından alacak biliyorum,
Apalachee'den çıktığımdan beri seni pek düşünmedim.
Buna inanmakta zorlanıyorum.
O yüzden sana bir teklifim var.
Ailemden uzak dur ve karşılığında,
sabıka kaydının silinmesini sağlayacağım.
Yeni mesleğini düşününce
müvekkillerin için aldığın riskler,
mesela izinsiz giriş, mahremiyet ihlali gibi...
Böyle riskler almak, şartlı tahliyedeki biri için akıllıca değil.
Tek bir yanlışta yine hapisi boylayabilirsin.
Ya senden tek bir şey bile istemiyorsam...
O zaman kesin tekrar hapisi boylarsın.
Şartlı tahliye memurun Lucy Penmar'dı, değil mi?
Ne demek "di"?
Yakında yeniden atandığına dair bilgi alacaksın.
Şartlı tahliye memurun değişti.
Tek bir telefonumla seni,
Apalachee'ye geri sokacak biri.
O bakış.
Oğlum Lucas'a saldırmadan önce ona da böyle baktın, değil mi?
Evet, sanırım öyleydi.
Buyurun Bay Decker. Üzerime gelin.
Bakalım nasıl olacak.
Teklifimi düşün.
Ama fazla da düşünme.
Floridalı adam, arı kovanını yolcu saydırmaya çalıştı.
Bak. O Floridalı adam benim.
Hey hücre arkadaşım, bana yardım et.
"Florida'lı adam arı kovanını yolculu şeritte yolcu saydırmaya çalıştı."
Bedava içki var mı, yok mu?
Yani, tuhaflığına saygı duyuyorum
ama bu kadar sürmek arılar için iyi değil, değil mi?
Seninle konuşmalıyım.
Dostum, ne oldu?
Eyalet senatörünün teklifini reddedip
hapse dönüyorsun.
Kabul ediyorsun ve hop, temiz bir sayfa açıyorsun.
Bana sorarsan ortak, bu kolay. Teklifi kabul et.
Yaptığı şey yasa dışı. Hapse girmesi gereken o.
Evet çünkü parası, gücü olup vicdanı olmayan politikacılar
hep hapse giriyor, değil mi? Evet.
Anlamıyorum. Neler oluyor? Bana kızgın mısın?
Tabii ki kızgınım!
Emi Ochoa'yla arandaki bu şey yanlış,
sen de biliyorsun.
Yanlış olduğunu bildiğini nasıl biliyorum sence?
Çünkü bilmeseydin bunu bana uzun zaman önce söylerdin.
Catherine ya da Mel'e falan söylerdin.
- Wish ben... - Hayır. hayır.
Hayır. Ateşle oynuyorsun
ve yandın diye kibritleri mi suçlayacağım?
Onu seviyor musun?
Bir randevuya bile çıkmadık.
Onu sormuyorum.
Hayır.
O benim arkadaşım.
O zaman tekrar ediyorum.
Teklifi kabul et.
Çünkü hapiste tam 18 ay kaldın R.J.
Ne bir gün fazla ne bir saniye.
Çünkü yanlışları görünce düzeltmeden duramazsın.
Apalachee gibi bir yerde sürdürülebilir değil. Hayatta kalamazsın.
Geri gönderilirsen bir daha çıkamazsın.
Bay Decker.
Daha rahat edecekseniz bunu mutfakta yapabiliriz.
İyiyim, böyle kalsın. Ben daha çok kuşları severim.
Ben japon balığı severim.
- Babam biraz farklıydı. - Evet.
Dediğim gibi, cesedi bir hafta önce bulundu.
Yeşil atık yığınına atılmış, yaprak, dal, palmiye yaprağı falan.
Seabreak Golf Kulübü yakınındaki servis yolunun hemen dışında.
Polis öldürüldüğü yeri biliyor mu?
Hayır, sadece nasıl öldürüldüğünü. Kafasının arkasından.
Katil sert bir cisim kullanmış, ağır bir şey.
Seabreak, Pompano yakınlarında, değil mi?
Doğru. Ne yazık ki Pompano polisi biraz amatör kalıyor.
- O yüzden sizi aradım. - Doğru yolda değilleri mi sence?
Babamın sabıka kaydını iki kez sordular,
sanki bunun 1986’daki iki çalıntı arabayla ilgisi varmış gibi.
Yanlış izlerin peşindeler.
Tomoka'dan ben doğmadan üç yıl önce çıkmış.
Cezasını çekti ve dersini aldı.
Bir hata yapıp toparlanmak mümkün, anlıyor musun?
Anlıyorum.
Terrence, bu yılanların olayı ne?
- Bunlar Burma pitonları. - Yani...
Andrew Kasırgası'ndan sonra bir kısmı Everglades'e kaçtı.
Şimdi her yerdeler. Gerçekten her yerdeler.
Altı metreye kadar uzayacaklar.
Timsahları, evcil hayvanları, hatta çocukları bile ezip yutabilirler.
Evet, bunu duymuştum. Eyaletin kendi ödül programı var, değil mi?
Emekli olduktan sonra babam araştırmacılarla çalıştı.
Numune etiketliyor, GPS kaydedip üreme alanlarını haritalıyordu.
Ve tabii ki her yaz Piton Ödül Avı olur.
On günlük bir yarışma, herkese açık, büyük ödüllü.
- Bence onu öldüren şey bu olabilir. - Nasıl yani?
Kazanan 50 bin dolar alır.
Babam da son iki yıldır üst üste kazanıyor.
BÜYÜK ÖDÜL GALİBİ
Bu yıl yine erken arayı açtı.
İlk gün üç yılanı vardı,
liderliğe çıktı, sonra ortadan kayboldu.
Terrence, 50 bin dolardan çok daha azı için öldürülenler oldu.
Bu yüzden yarışma bitmeden önce önde olanlarla konuşmanı istedim.
Çimlerde yılanlar
Hızlı hareket etsen iyi olur
Zehirleneceksin Ya da boğularak öleceksin
Dişleri var, derine işler
Ve zehri sinsice yayılır
Orada mısın?
Üçüncü benim. İkinciyle berabere olmalı.
Bu sabah koca bir piton oltaya takıldı.
Çıkıp bileğimden tuttu ve ayakkabıya elveda.
Vay canına. Ayağını bırakmasına sevindim.
Adım R.J. Decker.
Bu kadar şanslı olmayan biri hakkında konuşmak istiyorum. Curtis Middleton...
- O benim kankamdı. - Evet.
Ona ne olduğunu çözdüler mi?
Sanırım bu yarışmayla bir ilgisi olabilir
ama cinayet gecesi ekipteki insanların nerede olduğunu
anlamaya çalışıyorum.
Bilemem.
Sence başka kiminle konuşmalıyım?
Cinayet gecesi neredeydin?
Gece okulundaydım, bileklerime kadar ölü bir rakuna batmıştım.
Tahnitçi olmak için eğitim alıyorum.
Bunu doğrulayacak biri var mı?
Tombaladakilerden biri.
Curtis'le iyi anlaşır mıydın?
- Çok iyi anlaşırdık. - Arkadaş mıydınız yani?
Kancalı el olan adamdan mı bahsediyoruz?
- Pardon... - Sanırım başka bir Curtis.
- Başka kiminle konuşmalıyım? - Teddy Tran'le.
- Teddy Tran. - Teddy Tran.
Teddy Tran.
Adın neden herkesin dilinde sence Teddy?
- Kardeşim, kıskançlık. - Öyle mi?
- Tahtaya bak. Dört yılan farkla öndeyim. - Evet.
Büyük para olunca millet tuhaflaşmaya başlıyor.
Evet, benim de teorim bu ama bana göre
biri onu öldürmeseydi Curtis sıralamada
- senden önde olurdu. - Polis değilsin, yani...
Hayır, polis değilim.
Tamam, sadece cinayet gecesi nerede olduğunu bilmek istiyorum.
Sahanın yarısı kadar yalnızdım.
Hillsboro Kanalı yakınındaydım.
Pompano'ya epey yakın. Curtis'in cesedinin bulunduğu yer.
Dinle dostum, bunu soran ilk kişi sen değilsin, tamam mı?
Çoktan temize çıktım.
Evet. Pompano Emniyeti beni üç saat aralıksız sorguya çekti.
Yalan makinesine bağladılar.
Geçtin mi?
Beni korkutmaya çalıştıklarında bile. Curtis'in fotoğraflarını gösterdiler.
Çok fenaydı dostum.
Onu öyle görünce,
kafası çökmüştü, vücudu kum içindeydi.
Kum mu? Kumlu da ne demek?
Sanki sahildeymiş gibi. Mantıksız olduğunu söyledim.
Ne demek istiyorsun?
Bak, o gece ara mı verdi bilmem
ama pitonlar plaja gitmez kardeşim.
Hey, ben de evinde misin diye gelmiştim.
Sana bir şey söylemeliyim. Önemli.
Beni ara.
- İyi atış. - Siz Bay Decker olmalısınız.
Crystal beni aradığınızı söyledi. Buranın yöneticisiyim, Jeff Gillibrand.
Memnuniyetle konuşurum ama burada kotla gezemezsiniz.
Yok, ben oynamıyorum. Bir cinayeti araştırıyorum.
Politikamız böyle.
Tamam.
Ceset taşımaya dair politikanız ne?
Curtis Middleton.
Görevliler onu yolun yukarısında yeşil atıkta bulmuş.
Doğru.
Duyduğuma göre derisine bir sürü kum yapışmış,
üstelik kumsaldan kilometrelerce uzaktayız, tuhaf.
No comments yet. Be the first to leave one.