The first 200 lines.
Katherine adını seviyorum.
- Güzel bir ad. - Evet.
Ya da Indiana.
- Kız için. - Erkek için de.
Ya da ona senin adını veririz.
Jack Junior mı?
Belki kısaca JJ.
Bunu sevdim.
Mark'ı da düşünmeliyiz.
Ad olarak.
Eğer istediği buysa.
- Mark'ın burada ne işi var? - Bebek onun da olabilir, unuttun mu?
Selam Jack.
- Merhaba sevgilim. - Merhaba.
BİR NETFLIX DİZİSİ
E-postamda da dediğim gibi, bizim durumumuz çok özel.
Beş hafta kadar önce LA'de donmuş embriyo transferiyle rahmime iki embriyo kondu.
Evet.
Kısırlık sorunum vardı, gebe kalıp kalmayacağımı bile bilmiyordum.
Biz ayrılmıştık.
Ama sonra tekrar bir araya geldik ve...
Yani embriyolar...
Onlar benim ve...
Kocasının.
Kocamın.
Ki o başka biri.
Doğru.
Kocanızın bu babalık sorunundan haberi var mı?
Hayır. O bir yıl kadar önce öldü.
Evet. İşleri mümkün olduğunca karmaşıklaştırmayı çok severiz.
Bu sorunu NIP de denilen ve invazif olmayan bir babalık testiyle çözebiliriz.
Evet. Tamam. Ne diyorsun?
Bence sana odaklanalım, sağlıklı bir bebek doğurmana.
Benim için tek önemli şey bu.
Anneyle bebeğin sağlığı birinci önceliktir.
- Yüksek riskli gebelik uzmanı olarak... - Yüksek risk mi? Hangi anlamda?
Doğum öncesi, sırası ve sonrasında yaşanabilecek daha büyük komplikasyonlar.
Mel'in geçmişinde kısırlık ve doğum sırasında ölüm olduğu için
ilave taramalar, ileri testler ve sıkı gözlem yapılması gerekiyor.
Vay canına, şu muhteşem kahvaltıya dokunmamışsın bile.
Yumurtalar tuhaf kokuyor.
Nörolog koku ve tat alma duyularının
bir süre etkilenebileceğini söylemişti.
- Biraz kızarmış ekmek ye. - Ne anlamı var?
Yumurtaya bile katlanamıyorsam kızarmış ekmek hoşuma gidecek değil.
Tatlım, beyin hasarının iyileşmesi zaman alır.
Daha eve geleli iki gün oldu. Kendine eziyet etme.
Hiç enerjim yok. Tek yaptığım oturmak. Daha ne yapayım?
Tamam. Bak. Bu baston dengeni sağlamak için.
- Ben sakat değilim. - Doğru.
Ama propriyosepsiyonun bozuldu.
Anlayacağım dilde söyle.
Beynin bedeninin parçalarının yerini algılayamıyor.
Hepsi her zaman oldukları yerde.
Tamam. Güzel sohbetti.
Vernon, şu ortanca nereden geldi?
Sen hastaneden çıkmadan önce Tara getirmişti.
Lilly bana kızgın mı?
- Bunu niye soruyorsun? - Gelmedi de.
Onu iki kez aradım ama geri dönmedi.
Doktoru nasıl buldun? Ben sevdim.
Çok iyi. Sadece yüksek risk grubunda olduğunu bilmiyordum.
Sevgilim, ben ölü doğum yaptım.
Biliyorum. Sadece onu dinlerken tüm olanlar yeniden canlandı.
Yani...
Üzgünüm. Ama bir şey olmayacak.
- Nasıl emin olabiliyorsun? - Değilim ama...
Bilmiyorum. İçim çok rahat.
Sanki bedenim bu gebeliğin farklı olduğunu biliyor gibi.
Harika. Hiç olmazsa birimizin böyle hissetmesine sevindim.
Bence inanmayı seçmeliyiz.
- Tek ihtiyacımız bu mu? - Evet.
Ve hamile giysileri çünkü geçen sefer balon gibi şişmiştim.
Jo'nunkiler duruyorsa ondan isteyeyim.
Ne oldu?
İlk üç ay dolmadan kimseye söylemememiz gerekiyor.
Bu bir kural değil ki. Sadece kişisel bir tercih.
Niye?
Çünkü bizim durumumuz...
Yani biraz karmaşık ve bir sürü soru sorulacak,
o yüzden şimdilik bu aramızda kalsın diyorum.
Yani Joey'ye söylemeyeyim mi? O benim kardeşim. Ona her şeyi söylerim.
Biraz bekleyebilir misin, bir hafta kadar, bir sonraki doktor randevusuna kadar?
Bana biraz zaman tanı, kavramaya çalışayım.
Olur... Yapabilirim.
Ne kolay oldu. Biraz tartışırız sanıyordum.
Sen sahiden rahatmışsın.
Öyleyim.
Şu an resmen ağzın kulaklarında.
Bebeğimiz olacak.
Evet ya, öyle.
- Günaydın. Selam. - Selam.
Açmazsan çalışmaz.
- Evet. - Evet.
Hope nasıl?
İyi değil.
Lilly'nin öldüğünü söylediğimi hatırlamıyor.
- Ne zaman söylemiştin? - Güney Carolina'ya gittiğinde.
Bilinçaltı bunu gömmüş olmalı.
Lilly ona kızgın mı diye sordu.
Sen ne dedin?
Panikledim. Lilly'yi eve geldiğimde konuşuruz dedim.
- Onunla konuşmamı ister misin? - Hayır, benden duymalı.
Hiçbir şey iyileşmesine engel olmasın istiyorum.
Tabii.
Bilmiyorum ki. Biraz iyileşene kadar ona yalan mı söylesek?
Hayır.
Bence ona doğruyu söylemelisin.
Şu an sana güveniyor ve yalan söylediğini öğrenirse
güvenlik duygusu yok olabilir.
Evet, galiba haklısın.
Eve gitmek istersen seni idare ederim.
Sağ ol. Evde Jo Ellen var.
Ayrıca, Dr. Hayek geldiğinde burada olmak istiyorum.
Onu telefonla işe aldığına inanamıyorum.
Babası tıp fakültesinde sınıf arkadaşımdı,
Cameron'ın da kısa pantolonlu hâlini bilirim.
Sana zorluk çıkarmak istemiyorum. Telefonda çok kibar konuştu.
Sadece ben hiç ilk günümde geç kalmamıştım. O kadar.
- Aslında tam zamanında geldim. - İşte geldi.
Cameron. Seni konuşuyorduk.
Dr. Hayek. Bu Mel Monroe, pratisyen hemşiremiz.
Lütfen bana Cameron de. Tanıştığıma memnun oldum.
- Ben de. - San Diego'dan yolculuğun nasıldı?
Fena değil. Gece Big Sur'da kaldım, orada yaşayabilirim.
- Umarım bizimle de rahat edersin. - Teşekkürler.
Muayene odasında bilgisayarın için bir yer açtım.
- Başka bir şey istersen söyle. - Bu yeterli. Teşekkürler.
Yerleşince bir kahve içip lojistiği konuşuruz.
Güzel. Eşyalarımı getireyim.
- Seninle çalışmaya can atıyorum Mel. - Ben de.
- Çok alındım. - Niye?
Ben ilk geldiğimde
tüfekle karşılanmıştım ve hemen gitmem söylenmişti.
O olayları ben çok farklı hatırlıyorum.
Ayrıca, bilgin olsun, deskte bana ait bir yer yok.
- Bunu nasıl telafi edebilirim? - Bilmem. Düşünmem lazım.
Sadece Wi-Fi şifresini almam lazım.
Hiç bilmiyorum.
Bak, 21. yüzyıla dair her şeyi bana sor.
O bilmez.
- Tamam. - Oldu.
Randevular için hangi yazılımı kullanıyorsunuz?
Biz daha çok analog bir ofisiz.
Yani...
Sana bir kalem gerekecek.
- Tamam. - Evet.
Çıkıyor musun?
- Bir iş görüşmem var. - Ne güzel. Kiminle?
Avukatının beni aramasıyla...
JACK'İN BARI
...ilgin olmadığına inanmamı mı bekliyorsun?
O arkadaşın. Belki seninle çalışmak istiyordur.
- Hadi ama. - Müsait olduğunu söylemiş olabilirim.
Çok kötü bir yalancısın.
Onunla görüşmek isteyeceğinden emin değildim.
Neden istemeyeyim?
Brady'yle olanlardan sonra
Virgin River'da olmak istemeyebilirsin.
Erkeklerden her kazık yediğimde taşınacak olsam
- göçebe hayatı yaşarım. - Zaten göçebe değil misin?
- Ciddi misin? - Pardon, kendime engel olamadım.
- Bir dahaki sefere daha çok uğraş. - Bu iyi. Bu tartışmayı seviyorum.
- Bunun anlamı ne? - Biraz kalmanı istiyorum.
Sahi mi? Niye?
Niye mi? Bir ağabey kardeşiyle olmak isteyemez mi?
Sen olmayan ağabeyler isteyebilir.
Bunu değiştirmeye çalışıyorum.
Seni yeniden tanımak çok hoşuma gidiyor.
Gerçekten mi? Nezaketen söylemiyorsun, değil mi?
Sen kardeşimsin. Nazik olmam gerekmiyor.
- Ne zaman şaka yaptığını anlamıyorum. - Elbette o şakaydı.
Ama bak, ben ciddiyim. Gerçekten. Seni seviyorum.
Kalırsan çok sevinirim.
Ben de seni seviyorum.
- Göster kendini. - Tabii ki.
O yumurtalar masum seyirciler aslanım.
- Konuşmak ister misin? - Hayır.
Hayır cevabını kolay kabul edemem. Anlat bakalım.
Birkaç gündür özel dedektiflerden haber çıkmıyor.
- Bir şey çıkar. - Evet.
İnan bana. Steve iyidir. Bir şey öğrenince arar.
Vince'i Christopher'la düşünmek beni delirtiyor.
Çok çaresiz hissediyorum.
Paige'den hâlâ haber yok mu?
Hayır, tek bağlantım Sally'ydi. Belli ki o da Vince'le çalışıyor.
Beni kandırdığına hâlâ inanamıyorum.
- Satın alınmış olmalı. - Ya da mecbur bırakılmıştır.
Şerif ofisinden başka haber çıkmamasına şaşırdım.
Mike elimiz kolumuz bağlı diyor. Vince, Christopher'ın dayısı.
Paige olmayınca onun vasilik iddiası benimkinden güçlü.
- Christopher'ı başka kim biliyor? - Sadece sen, Mel, Mike, şerif ve Connie.
Başka herkes Paige'le doğuya gittiğini sanıyor.
Duyursak ne olur? Yerel haber istasyonuna bildirsek?
Hayır. Özel dedektif olay duyulursa Vince yeraltında daha derine girer diyor.
Ama adsız kalırsa sonunda dikkati elden bırakır.
- Ve bulunmasını kolaylaştırır. - Evet.
Bak. Başından beri seninle açık konuşmadığım için özür dilerim.
Yok canım. Anlıyorum. Paige ile Christopher'ı koruyordun.
Bundan böyle beni de bilgilendir. Yardımım olabilir.
No comments yet. Be the first to leave one.