The first 200 lines.
İstasyon 19'un önceki sezonunda
Baba kanser olmuşsun.
Andrea'yı teğmenliğe terfi ediyorum.
Yüzbaşılık için ikiniz aday olacaksınız.
- Arabama çarpamazsın! - Musluğumu engelleyemezsin!
Polisle böyle mi konuşur?
Sadece baloya gittikleriyle.
Andy'ye şans dilemek için uğradım.
Çok iyi bir komşusunuz.
Ryan'la mı yattın?
Bunu deneyeceksek...
Yavaş olmam gerek.
Ripley'le konuştum. Yüzbaşılık için
seni veya Jack'i desteklemedim.
Amir Ripley, ateşin üç kat altındaki üsten faaliyet gösteriyor.
Gibson konuşuyor.
26. katta çok miktarda yanıcı madde var.
İmdat! İtfaiyeci yaralandı! Acil yardım lazım!
Merhaba, ben Molly.
Ofisimde yangın tahliye koordinatörü benim.
Sen bir cerrahsın.
Kurtarabileceğin hayatı kurtar.
Benimki olmadığını biliyoruz.
Nefes alışım sığ.
Sanırım doktora görünmeliyim.
- Andy... - Rahatsız edilmesine gerek yok.
- Gitmem gerek. - Andy.
- Evet? - Sen de dikkatli ol.
Pruitt, Grey Sloan'a gitmeliyiz. Ve hemen gitmeliyiz.
Bütün katın patlaması an meselesi.
Yangın kapılarını kapatmayı bitirmedik.
Jack, ne yapıyorsun? Jack!
O kattan çık!
Mümkün olduğu kadar aşağı inin, tamam mı?
Jack, cevap ver!
PASS cihazı, itfaiyecilerin
teçhizatına dikilmiş bir alarmdır.
Çok uzun süre hareketsiz kalırsak otomatik olarak çalar.
Sesi
aklınızdan hiç çıkmaz.
Çünkü bir itfaiyeci yaralanmış demektir.
Biri düşmüş demektir.
Kurtarma olduğunu düşündüğümüz şey
artık bir
iyileştirme demektir.
İçimizden birine
veda etmek üzereyiz demektir.
İmdat, duyuyor musunuz? İmdat!
Binanın üst katlarında bir patlama oldu.
Bir itfaiyeci mahsur kaldı...
Derhal Acil Müdahale Ekibi lazım. Tamam.
Olumsuz. Yukarı kimseyi gönderemem.
Amirim, yukarı çıkıp yardım etmeliyiz.
Buradaki insanlara yardım etmeliyiz!
Triyaj dışarıya taşındı.
Hâlâ düzinelerce kazazedeyi binadan çıkarıyoruz.
Yapı sağlam değil.
Tam tahliyenin bir sebebi var.
Polisin kalabalığı geri çekmesini sağlayın.
Haberciler yardım araçlarımızı engelliyor. Gönderin onları!
Anlıyorum ama patlayan kata çok yakınım.
Burada herkes iş başında, Herrera.
Başkasını kaybetmek istemiyorum, sen dahil.
Buraya gel!
Gibson, orada mısın?
Jack! Cevap ver, dostum!
Hey!
Buraya bir sedye lazım!
Tepki vermiyor, aşırı duman soluması yaşıyor.
26. katta kayıp bir itfaiyecimiz var!
İlk yardım çantası ve sırtlık alıp oraya tekrar...
Hey! Kimse binaya geri dönmüyor.
Ama amirim, içeride hâlâ biri var.
- Onu öylece bırakamam! - O Herrera mı?
Tam tahliye protokolünün ortasındayız...
Gibson patlamayı zapt etmek için içeride.
Mühendisler izin verene kadar
binanın çökeceğini varsaymalıyız.
Az önce onunlaydım. Asansörü tekrar yukarı...
Asla olmaz. Asansörler kapandı.
Bina yasak bölge.
Yardımımıza ihtiyacı olanlar var.
Hazırlanıp işe koyul. Herrera...
Hemen buraya gel!
Anladın mı?
Boş versene.
İSTASYON 19
Burada bir hastam var.
Buraya hemen sedye lazım!
62 yaşında erkek.
Tanık olmayan kalp durması, ikinci evre mezotelyoma geçmişi
devam eden kalp masajı.
Hemen seruma başlansın
ve bir miligram Epinefrin verilsin!
Merhaba, ben Andy. Şu anda cevap veremiyorum.
Sesten sonra mesajınızı bırakın.
Andy?
Ne yapıyorsun sen?
Bir patlama oldu...
O yüzden aşağı koşuyoruz.
- Buradan gitmeliyiz! - Jack hâlâ yukarıda.
Bekle!
Peşinden gideceğim!
- İkimiz... - Hayır. Sen aşağı in.
Yardıma ihtiyacı olanları bulup
- buraya getir, tamam mı? - Ama...
Tamam.
BATI SEATTLE İTFAİYE AKADEMİSİ 5 YIL ÖNCE
- Daha fazla olur sanmıştım. - Efendim?
Binlerce başvuran, 28 acemi. Sadece iki kadın mı?
Daha iyi olabilirdi.
Tişörtünü içine sokmalısın.
Kıyafet kuralları katı.
Her konuda katılar, tabii bu kötü bir şey değil.
Katılık iyidir. Katılık hayat kurtarır.
- Ben Andy. - Maya Bishop.
Doğru, evet. Tabii ki. Olimpik sporcu.
Öncedendi.
Oradaki hikâye ne?
Bir hikâye yok. Önceden öyleydim. Artık ben buyum.
- Senin hikâyen ne? - Aynı.
Hikâyem yok.
Ama babanın var, değil mi?
Herrera'nın çocuğu musun?
Kim olduğumu zaten biliyorsan, neden sordun ki?
Cevabını merak ettim.
Çoğu kişi bir miras olduğu gerçeğiyle hareket eder.
Peki. Ben etmiyorum.
Hiçbir anlamı yok.
Yok mu?
Eğitmen bu tarafa geliyor.
İkimizin de vajinasının olması
arkadaş olmamız gerektiği anlamına gelmez.
Elbette.
Bunu sadece, yıllarca kendi başıma
antrenman yapmama dayanarak söylüyorum.
Birlikten kuvvet doğar.
Bütün bu adamlara karşı biz olduğumuza göre...
Bir arada kalmak, muhtemelen düşünmemiz gereken bir şey.
Beğensen de beğenmesen de birbirimize bağlıyız, Herrera!
Derin nefes al.
Yapacağını biliyorsun, derin nefes al.
Affedersiniz? Yukarıda mıydınız?
Kızımı gördünüz mü?
Adı Molly, saçları siyah.
Bazılarınızın onunla olduğunu söyledi, bana mesaj atıyordu
ve sonra durdu...
Aşağı iniyordu.
Caddenin karşısındaki kırmızı çiçeklikte buluşacaktık.
Patronunu görmeden önce sabah telefon görüşmelerimizi
hep orada bitiririz. Patronu tam bir hödük.
Pardon.
Ben anneyim, böyle konuşmalıyım.
Neyse, o aşağı inmedi.
İşte, bu o.
Molly.
Üzgünüm, hanımefendi.
Kızınızı bilmiyorum ama gözümü dört açacağım. Oldu mu?
Sorun yok.
Çok az kaldı.
Acıyor...
Akciğerin sönmüş.
Seni triyaja götürmeliyim ki
sana göğüs tüpü takabilelim.
Sonra tekrar Montgomery'nin yanına çıkıp
ona bir şey...
Az önce neyi fark ettim biliyor musun? Adını sormadım.
Molly.
Ama herkes bana...
Molly der.
Molly, harika.
Ben Ben.
Dinle, benimle konuşman gerekiyor.
Kendinle ilgili bir şeyler anlat.
Tüm eyaletlerin başkentini sayabilirim.
Güney Dakota hariç.
Onu kimse bilmiyor.
Pierre. Kolay.
Pekâlâ, peki ya Jersey?
Molly?
Molly.
Hayır, hayır, hayır.
Lanet olsun!
Maviye dönüyorsun, siyanotiksin.
"Boğuluyor gibi hissediyorsun çünkü...
Bir bakıma öyle."
Üzgünüm Molly ama o göğüs tüpüne hemen şimdi ihtiyacın var.
Şey ile...
Ne ile?
Sadece dayan.
Epinefrin enjektörü. Evet.
Tamam. Bunu kullanabilirim.
Sadece dayan, tamam mı? Bu işe yaramalı, bu sadece...
İyisin. İyi olacaksın.
Ama ilerlemeye devam etmeliyiz.
O iğneyi sabit tutmak için
seni muhtemelen
böyle taşımalıyım.
Travis? Travis!
Aman Tanrım.
No comments yet. Be the first to leave one.